BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

ZOR KARAR

1990’da Türkiye’deki mülteci sayısı 1 milyon 163 bin 700 iken 2021 yılında bu sayı, 5 buçuk milyona ulaşmış bulunuyor. Mevcudun 3 milyon 684 bin 412’si Suriyelidir. Ülkemizde 196 devletten göçmen bulunmaktadır.
Bir iddiaya göre Suriyeli sayısı, kaçaklarla birlikte 5 milyon dolayındadır. Eğer denilen doğru ise yurdumuzdaki toplam yabancı 7 milyon dolayındadır. Bir başka ifadeyle her 10 Türk vatandaşından 1’inin yabancı olmasına fazla bir şey kalmamıştır…
Savaşlarda esirlerin bile beslenme, barınma, sağlık gibi meseleleri ortaya çıkar. Zira esir alındıktan sonra onlar, artık düşman değil, savaş hukukuna dâhil insanlardır. Mülteci veya sığınmacı olarak bir memlekete kabul edilmiş olanların hukuku vardır. Bu hukuk daha da teminat altındadır. Onun için göçmenlerin geldikleri devlette istihdamdan ikamete kadar çok sayıda problemi, yerli vatandaşların hakları ziyan görmeyecek ve bu misafirler de mağdur olmayacak şekilde çözülür. Memleketimiz bu noktadadır.
2011’de Suriye iç harbi çıktığında buraya gelmek zorunda kalarak aslında aslî ana vatanlarına sığınan ve bugün kendilerine “Suriyeliler” denen insanlara kendi devletlerini yöneten Nusayri rejimi misket bomları, varil bombaları yağdırdıkça, onlara terörist muamelesi yaptıkça canlarını kurtarmak için bize, şefkatimize, kardeşliğimize sığındılar. Bu taraf ve vasıflarımız onları kabul etmemizi emrettiği gibi konuya ilişkin uluslararası sözleşmeler de resmî mercilerimizi buna icbar etmektedir. Bugün varılan noktada 10 yıl geçmiştir. O tarihte 10 yaşında gelen bir çocuk, bugün 20 yaşında bir gençtir. Sığınanlar içinde fakirler olduğu gibi sermayesiyle gelen iş adamları da vardır.
Hiç şüphesiz bugün “Suriyeliler” daha doğrusu “sığınmacılar” diye bir meselemiz mevcuttur. Bundan dolayı bazı sorumsuzlar nefret, ırkçılık ve yabancı düşmanlığı yapmaktadırlar. Avrupa’da Türklere, Müslümanlara reva görülen ev kundaklama, diri diri yakma gibi vahşetlere kadar gidebilecek bu yabancı düşmanlığı, nefret söylemi bir insanlık suçudur…
Manzara bu iken ortaya bir de Afgan sıkıntısı çıkmak üzeredir. Bizde bir zamandır Suriye ve Afganistan birlikte zikrediliyor. Afganistan, 38 milyon nüfuslu çileli bir memlekettir. Nüfusunun 5 milyon kadarı Türkmen ve Özbek’tir. 1979’dan bu yana zulümden zulüme uğramıştır. En nihayetinde son işgalci ABD, askerlerini bu ülkeden çekmiştir. Onun çekilmesiyle bu topraklar bu defa da bir kere daha iç savaşın eşiğine gelmiştir. Bir tarafta meşru iktidar var. Diğer tarafta “Taliban” denen silahlı paramiliter bir örgüt. Örgüte bakılırsa ülkenin yüzde 90’ına hâkimdir. Bu çift başlılık ve kargaşa içinde olmak, oradan Anadolu’ya doğru yeni göç dalgalarının doğacağı beklentisine yol açmıştır. Türkiye’de hâlen uluslararası koruma altında 150 bin civarında Afgan mevcut. Yeni göç yaşanırsa engellemelere rağmen bu sayının 10’a katlanması mümkündür. O zaman Türkiye’de her 10 kişiden biri yabancı olmuş olacak ve mevcut yabancılarla alakalı dertler, daha da büyüyecektir…
Türkiye, adı geçen memleketteki vaki çekilme hadisesi üzerine önemli bir hava trafiğinin kesişme noktası olan Hamid Karzaî Havalimanında kalma arzusunu dile getirmiştir. Bu konuda karşı taraf, NATO, gerçekteyse ABD’dir. Türkiye, yanına Pakistan ve Macaristan’ı da alarak ve belki zamanla daha başka devletlerle de bu ittifakı güçlendirmek suretiyle Afganistan’ı bırakmayıp bu kardeş ülkede istikrar ve huzura katkı ve destek vermek istemektedir. Ankara, muhtemel göç dalgasını önlemek ve PKK’nın en önemli gelir kaynağı olan uyuşturucu trafiğini engellemek için de bu ülkede sabitkadem kalma isteğinde olabilir. Bunları elbette Afgan merkezî hükûmeti ile gerçekleştirecektir. Ancak daha mühim sebep aşağıdaki satırlarımızdadır…
Türkiye’de muhalefet bu niyet ve seyre şiddetle karşı gelmektedir. Muhalefet, sayıyı az telaffuz etse de adı geçen ülkede 2 bin civarında askerimiz mevcuttur. “Bu kadar askerle mi bunları yapacağız?” denmektedir. Bu noktada devlet siyasetiyle muhalefet karşı karşıyadır. Hadise bir iktidar işi değil devlet duruşudur. Zira ortada şöyle bir soru vardır: “Taliban’ı kim destekliyor ki ülkenin büyük bir bölümünü eline geçirebilmektedir?” Bu soruyu cevaplandırmadan Afganistan konusunda sağlıklı sonuca varılamaz.
Taliban’ı Çin, Rusya ve İran desteklemektedir. Çin, Müslüman Uygur Türkleri aleyhine Taliban’dan söz almıştır. İran, Irak ve Suriye’de Haşdi Şabi, Lübnan’da Hizbullah, Yemen’de Husiler diye gayrı resmî/paramiliter askerî kuvvetler kullandığı gibi Afganistan’da da Taliban’a arka çıkarak bu coğrafyada menfaatlerini kollama ve yayılma peşindedir. Afganistan, Orta Asya’nın yani Türk Cumhuriyetlerinin güneyinde ve Güney Asya’ya açılan kapıdır. Bundan dolayıdır ki Rusya’da rejim değişse de Rusya Federasyonu da bugün yanına bazı devletleri çekerek Afganistan’da Taliban’a oynamaktadır.
Öyle ise Türkiye; büyüme yolundaysa, büyük hedefleri varsa, şimdilik bölge devletiyse bunların gereğini yapacaktır. Türk Cumhuriyetlerini terk etmemiz, Uygur dramını yok saymamız mümkün değildir. Bugün Libya’da diğer devletler emrivaki olarak, biz davetli olarak varız. Akdeniz’de mülk sahibiyiz. Fakat müstemleke devletler de burada gemi yüzdürmektedir. Suriye’de birkaç devlet var. Ancak biz de varız. Büyük bir ufuk içinde mülteci meselesi olanca zorluğuna rağmen hâlli mümkün olmayan bir mesele değildir. Muhalefet iktidarla devleti karıştırmadan teklif ve fikirler üretmeli.
Verilecek karar zordur. Buna rağmen Ankara, zora imza atacaktır diye düşünüyoruz. Dikkatlerden hiç kaçmamalı ki ABD, Afganistan’ı boşalttığı ân Tunus’ta darbe oldu. Afganistan’da mevzi terkimiz, Akdeniz’de Mavi Vatan’ı tehlikeye düşürür. Afganistan, bazılarına uzak bir diyar iken oradalar. Bizimse mücavir alanımız ve kültür sahamızdır.
Ufuk böylesine geniş.
Mes’ele bu denli büyük.
Büyük dâvâların üstünden gelmeden Büyük Devlet olunamaz!..
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
619951 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/rahim-er/619951.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT