BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

KAN VE SU

HDP adayı olarak 2015’ten bu tarafa İstanbul ve Diyarbakır’dan seçilmek suretiyle milletvekilliği yapan Garo Paylan, 22 Nisan 2022 günü Meclis Başkanlığı’na bir kanun teklifi verdi. Adı geçen vekilin teklifi şudur:
-TBMM, 1915 Hadiselerini soykırım olarak tanısın!
Meclis Başkanı Mustafa Şentop, yapılması gerekeni yaptı ve metni, gecikmeden sahibine iade etti. Çıkış sahibi, teşebbüsünün bu akıbete uğrayacağını biliyordu. Buna rağmen abes bir davranışta bulundu. Böyle bir teklifteki saklı istek şu demektir:
-Atalarınızı katil ve soykırımcı olarak tescil ve ilân edin!
Aslında “abes” kelimesi bile azdır. Milletvekilleri, yalnızca seçildikleri bölgenin değil, bütün vatandaşların vekilleridir. Bir vekil, yasama faaliyetine iştirak ederken her vatandaşın düşünce ve hissiyatını nazarı itibara almak zorundadır. 85 milyonluk Türkiye’de kaç yüz kişi böyle bir ithamı yapmaktadır? Teklif sahibi, seçildiği bölgede bile taraftar bulamaz. Bahsedilen müessif hadiseler, evvela şark vilayetlerimizde Kürtlere karşı yapılmış ve vahşi bir şekilde Müslüman katliamına girişilmiş, daha sonra farklı yerlere sıçramıştır.
Karşılıklı kıtal yani öldürmeler olmuştur. Devrin Türkiye Hükûmeti de bunların önüne geçmek ve asayişi temin etmek maksadıyla Ermeni terör örgütlerinin güdümüne girmiş olan doğudaki bir kısım Ermeni nüfusu, o devirde yine kendi şehirlerimiz olan Halep ve Beyrut gibi vilayetlere nakletmiştir. Bunlardan bazıları daha sonra değişik dünya memleketlerine gitmişlerdir…
Hükûmet, tehcir uygulayarak teb’a, vatandaşlar arasındaki karşılıklı boğazlaşmanın, iç çatışmaların önüne geçmiştir. Bütün namuslu ve bîtaraf tarihçilerin tespiti kısaca bu yazdığımız gibidir.
Söz konusu itham ve iddia, Türkiye ile Ermenistan arasında sulh görüşmelerinin başlayıp devam ettiği, karşılıklı uçuşların açıldığı, bölge barışı adına sevindirici bir sürecin geliştiği günlere denk getirilmiştir. Barışa hizmet varken kin ateşine körükle koşulmakta. “Ermenistan’la barış görüşmelerinde Türk hey’etinde ben de olmalıydım!” demek yerine husumet takipçiliği yapılmakta…
Garo Paylan’ın bu çıkışı ilk değildir. Mezkûr teklifi, 13 Ocak 2017’de de TBMM kürsüsünde yaptığı konuşmanın fikrî devamıdır. O zaman şöyle demişti:
-1913-1923 arasında 4 halkı kaybettik. Ermenileri, Rumları, Süryanileri, Yahudileri… Büyük katliam ve soykırımlarla bu topraklardan ya sürüldüler ya mübadeleye uğradılar. Bir zamanlar yüzde 40’tık, şimdi binde 1’iz…” Konuşma, bu sözlerin ardından soykırım ithamıyla bitiyor. Hadiseler, tek başına sonuçlarıyla değerlendirilmez. “İlliyet rabıtası” denen sebep-sonuç münasebetleri tahkikat ve tahlil edilmeden sağlıklı hükümlere varılamaz.
Biz Türkler ve diğer Müslümanlar, sözü edilen bu ırklarla bin yıla yakın birlikte ve paylaşma kültürü içinde yaşadık. Neden daha sonra bu üzüntü verici, vicdanları kanatan kapışmalar oldu, büyük zayiatlar verildi?
Bu sorunun sorulması gerekir. Bu sorunun edebiyle cevaplandırılması, araştırmacıyı hakikate götürür. Adı geçen vekil, 2017’de bunu sormamış. 5 yıl sonra da sormuyor. Sadece sonuç üzerinde durmakta.
Gerçek şudur:
İngilizler, Ruslar ve Fransızlar evvela 1821’de Mora’da Rumları ayaklandırdılar. Onları Hıristiyan Balkan kavimlerini kışkırtmaları takip etti. Ardından Anadolu’ya el atarak burada sayılan ekalliyet unsurlarını, azınlıkları tahrik ettiler. Ermenileri Hınçak, Taşnak çeteleri şeklinde örgütlediler. Bu çeteler, bütün şark, doğu illerimizde Müslüman ahaliye korkunç zulümler yaptılar, işkence ederek öldürdüler. Birçok karşı mücadele, Müslüman teb’anın meşru müdafaasıdır.
Garo Paylan ve onun gibi düşünenler, yalnızca neticeyi ortaya getiriyor fakat sebeplerle azmettiren devletleri göz ardı ediyorlar.
Hâlbuki bugün de Ermenileri suistimal eden devletlere dönüp şöyle diyebilirler:
-Biz, bin yıldır barış içinde ve huzurla bir arada yaşarken siz, sömürgeci çıkarlarınız uğruna bizi ateşe attınız!!!
Bu, söylenmeyecek bir cümle değildir. Denebilir fakat demiyorlar. Bu babda dile gelmesi gereken başka hakikatler de var:
Bir vekil, soykırıma dair konuşuyorsa o zaman Yunanistan Türklerinin, Balkan Türk ve Müslümanlarının, Oniki Ada, Rodos, Girit, Kıbrıs adalarındaki Türk ve Müslümanların, Kafkaslar’da Müslüman Milletlerin, Kırım Türklerinin, Ahıskalıların, Türkmenlerin, Şarki Uygur Türklerinin, Kızılderililerin, Cezayirlilerin, Latin Amerika ve Avustralya yerlilerinin her din ve ırktan Afrikalıların, Keşmir, Arakan ve Hindistan Müslümanlarının, Endonezyalı Müslümanların, Filistinlilerin maruz kaldıkları katliam, imha ve yerine göre soykırımı da dile getirmeli, getirebilmelidir…
“1913-1923” tarihi de hatalıdır. O elem verici vak’alar, 1913’te başlayıp 10 yılda bitmemiştir. 1821 Mora İsyanıyla Müslüman Türklerle Müslümanlar, boğazlanmaya başlanmış, hicrete zorlanmış, 1877/78 Osmanlı-Rus Harbiyle hızlanmış, 1914’teki I. Dünya Harbiyle çığırından çıkmıştır.
Ermeni mes’elesinde Taşnak ve Hınçak çeteleriyle onları silahlandıran başkentleri, bu devletlerin düzenlediği misyonerlik faaliyetlerini, yabancı kolejleri dikkate almadan çıkacak her sonuç eksik kalır. Bu çeteler, daha sonra yerini ASALA terör örgütüne bıraktı. ASALA, birçok diplomatımızı şehîd ettikten sonra ortadan kayboldu.
Bu defa onun yerini PKK almıştı.
PKK-HDP organik yapısını izaha gerek yok.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
626244 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/rahim-er/626244.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT