BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Hangi kuşak hangi harf -1-

İletişim uzmanları gençliği kendi hoşlarına giden hâliyle kategorize etmeye çalışadursun içinde yaşadığımız dönem, şekillerin dahi şekilsizleştiği, doğruların eğrildiği, sanallığın alabildiğine yayıldığı; ruhsuz, duygusuz, acımasız ikiyüzlü bir dünyanın merkezine doğru hızla sürükleniyor.
Ve bir toplum olarak hayatımıza yön veren görsel ve işitsel enformasyon, moda gibi çılgın etkileşimler sayesinde acemi raftingciler gibi sağa sola yalpalayarak, dibi girdap olan bir şelaleye doğru hızla ilerliyoruz.
Bin yıllık birikimimize rağmen kültür musluklarının birer birer kurumasıyla susuz kalmış genç dimağlar, yılanın kabuk değiştirdiği gibi kendi kültüründen hızla soyutlanıp adına global kültür dedikleri tadı tuzu bir hoş, lezzeti mayhoş ithal kültürleri yudum yudum içerek, sanal dünyanın ve teknolojinin sunumları eşliğinde kısa yoldan şöhret olma arzusunun, köşeyi dönme sevdasının, moda çılgınlığının baş döndüren hortumunda saman çöpü gibi savrulup gidiyor.
Kökünden kopartılmış ve ithal kültür cereyanında kalmış, dört bin yandan çepeçevre sarmalanmış günümüz insanı, bu hengâmede yaşayabilmenin, ayakta kalabilmenin olmazsa olmaz yeni kurallarını arıyor.
İşte bu sebepledir ki, kültürümüzde “edep, saygı, vefa, hürmet, haysiyet, şeref...” gibi erdem sayılan kavramlar, şimdi ancak bir başkasını kendisine ram etmek için sadece talkın olarak kullanılıyor.
Görüşmelerde, konuşmalarda içi boş, kulağa hoş gelen “hak hukuk, barış kardeşlik, saygı sevgi” muhabbetleri gerçekte, doymak bilmeyen insan egosuna, ormanda "Kırmızı başlıklı kız" hikâyesini hatırlatıyor.
Güçlünün hukuku geçerli olan bir anlayışta, güçlü olmak zorunlu olduğundan, herkes güçlü olmasa da güçlü görünmek için yağmasa da gürlemek zorunda olduğunu hissediyor.
Ortaya çok enteresan bir manzara çıkıyor.
Yunus Emre döneminde olduğu gibi bir gönüle girmek yerine, artık beyinlere hükmetmek amaçlanıyor. Bir harf öğretenin kölesi olmak, bir fincan kahvenin kırk yılı hatırı, masallarda ninni olarak algılanıyor.
         Fahrettin Çağlayan
 
 
 
 
 
 
ŞİİR
 
   SABIR VE DUA
 
Ekmek oluverir ateşte,
Bir hikmet var bu işte.
Yol, zorsa da gidişte,
Asıl saadet bitişte.
 
Demiri de dövmüşler,
Eğip, bükmüşler.
Aynısıdır üzenler,
Hep son güler, sabredenler.
 
Büyük iş, erişmek,
Lazım gelir girişmek.
Varmak zor olsa da,
Dileyelim nasip ola.
 
Kolay yoktur dünyada,
Nefis de var insanda.
Aç elini, kalma darda,
Senin devan duada…
 
           Çağrı Tonyalı
 
 
 
KISA KISA…
 
İNSAN HEP ÇOCUK KALMALI
İnsan büyüdükçe anlıyor çocuk kalmanın daha güzel olduğunu. Çocukken oyuncak bebeğimiz kırıldığında, topumuz patladığında, karnımız acıktığında ağlıyorduk. Ne kadar basit şeyler için üzülüyormuşuz. Büyümek isterdik, özenirdik büyüklere. Onlar gibi mesleğini yapmak, yemek yapmak, temizlik yapmak isterdik. Her şeyin sahibi olmak isterdik. Bilmiyorduk ki büyüdükçe insanlarla uğraşmak zor oluyor, dertler daha çok büyüyor. Büyüdükçe anlıyorsun hayatın ne kadar zor olduğunu. Hayatın tozpembeden ibaret olmadığını…
Her zaman planlı hareket etmen gerekiyor, yapman gereken sorumluluklar artıyor, yükün artıyor. Her şeyin üstesinden kendin gelmen gerekiyor. Oysa büyümek için acele etmemek gerekiyormuş. Hayatın tadı çocukken çıkıyormuş. Hep çocuk kalmak istemekmiş. Büyümek gördüğümüz gibi kolay ve çocukluk kadar güzel değilmiş. Çocukken her şeyin sahibi olmak isterdik. Büyüdük, şimdi her şeyden uzak olmak için keşke çocuk kalsak diyoruz.
Tuana Şerife Çınar 
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
618395 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/yetenekli-kalemler/618395.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT