BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Geleneksel aile kültürü -1-

Geleneksel kültürümüzde aile, toplum ve mahalle hayatındaki güzellikleri Türk milletinin töresine bağlı olduğu zamanlarda nasıl yaşadığına örnek olması ve bu milletin mensuplarının bilmesi bakımından burada özetlemeyi yararlı görüyoruz.
Geleneksel kültürümüzdeki ailede çocukların İslâm ahlâkıyla eğitilmesine törelerimize ve geleneklerimize bağlı birer insan olarak yetiştirilmesine çalışılırdı.
Günümüzün apartman hayatına nispet mahalle kültüründe aile denildiğinde bir arada yaşanan konaklarda veya geniş avlulu köy evlerinde aile içinde iki hatta yerine göre üç kuşak bir arada yaşayabilecek imkânı bulurdu.
Böylece çocuklar büyürken sadece annesini ve babasını görmez ailede Kur'ân-ı kerim okuyan dedelerini, Hazreti Ali'nin cenklerini anlatan ninelerini, göz nuruyla hat çoğaltan amca ve dayılarını, zarafet ve nezâketin timsali teyze ve halalarını da görür onlarla birlikte büyürdü. Şimdi anne babayla birlikte büyüyen çocuk bile diğer çocuklara göre şanslı hâle gelmiştir. Çünkü şimdiki çocukların birçoğunu en iyi ihtimalle dadılar büyütmektedir. Nice talihsiz çocuk da ana baba ayrılığı sebebiyle yetimhanelerde ve belirli bir yaştan sonra da sokaklarda topluma karışmanın veya karışamamanın sancılarını yaşamakta ve bulunduğu çevreye sorun olarak yansımaktadır.
Üst kuşakların bir arada bulunduğu ailelerde bu yetişkin kadro çocuklara birer yaşayan örnek oluştururdu…
Bugün iletişimcilerce çocuk eğitimi konusunda sözle tembih etmek yerine çocukların davranış kopyalama özelliğine dikkat çekerek çocuklara doğru davranışlar sergilemek onlar için doğru örnek olacaktır diye öğretiliyor.
Oysa birkaç kuşağın bir arada bulunduğu ailelerde çocuklar büyüklerini otomatik olarak birer birer kopyalama şansını yakalıyordu.
Şöyle ki… Bizim aile kültürümüzde yakın zamana kadar evde çocuklar dâhil kimse ayakta yemek yemezdi. Sofraya oturmadan önce eller yıkanırdı. Sofraya birlikte oturulurdu. Evin en büyüğü başlamadan, yemeğe kimse başlamazdı. Büyükanne veya büyükbaba yemeğe başlarken yüksek sesle besmele çekerdi...
      Taha Uğur 
 
 
ŞİİR
 
          BABALIK
 
Her yiğidin harcı değil babalık,
Asıp kesene de, “baba” diyorlar.
Babaya yaraşmaz, softa kabalık,
Canından geçene, baba diyorlar.
 
Kanatları vardır, görmez kimseler,
Çektiğin acıyı, o da hisseder,
Kimisi “babiş” der, kimisi “peder”
Kimileri daha da kaba diyorlar.
 
Yokluğu bilinmez, yok olmayınca,
Genelde aranmaz, yük olmayınca,
Baba anlaşılmaz baba olmayınca,
Kahır çekmesine “çaba” diyorlar.
 
Olup nefes alsa yeter yuvada,
Babalık başkadır, geçer evlada,
Kıymetini bilmek lazım dünyada,
Ahirete göçünce “heba” diyorlar
 
          Mustafa Özkahraman
 
 
KISA KISA...
 
      İyilerle olun...
 
İyi ne demek? Kim ne yaparsa iyi sayılır? İyi olmamanın karşıtlığı kötü olmak mıdır? İyi olmak genetik bir olgu mu, sonradan elde edilebilen bir başarı mıdır?
Niçin iyilik herkes tarafından beğenildiği hâlde herkes tarafından yerine getirilemez?
Çünkü… Kötü olmak kolaydır ama iyi olmak zordur. İyilik fedakârlık ister. İyilik çalışkanlık ister. İyilik almayı değil vermeyi öğrenmeyi gerektirir. Hepsinden önemlisi iyilik “insan” olmayı idrak etmeyi gerektirir… Böyle bir kimseden asla iyilik dışında bir olgu çıkmaz…
Bundan da önemlisi… İyi olan, iyiliğini yere ve zamana göre, kişi ve kuruma göre, ırka ve cinse göre, millet ve kavme göre değişikliğe uğratmak değil uğratmayı aklından bile geçirmez.
O her zaman her yerde herkese iyidir… Çünkü o insan olarak kötü olmayı değil iyi olmayı idrak etmiş bir şahsiyettir. 
Efe Kağan
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
619837 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/yetenekli-kalemler/619837.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT