BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > ‘Şiir, başka şey...’

‘Şiir, başka şey...’

Nurettin Durman, “Akşam Yedi Suları”nın şiirini yazmadı sadece... İçimizi burkan veya kalbimize kelebekler takıp uçuran mısralar döküldü kalemlerinden. Şimdi o, söylemeye devam ediyor...



Nurettin Durman, Türk şiirine getirdiği inceliklerle sevilen bir şair. Düş Çınarı’nın altında, Beylerbeyi sahilinde ülkenin bütün coğrafya dokusu için işlediği şiirlerini “Akşam Yedi Suları” isimli kitapta topladı. Görsel bir güzellik ve dopdolu bir lirizmle... Şairle kendi şiirini ve bugünün şiir dünyasını konuştuk... Türk şiiri ince bir düzlemden geçiyor. Aşağıdakiler ve yukarıdakiler ayrımının yanısıra, ortadakilerin de tutunmaya çalıştığı günümüzü değerlendirebilir misiniz? DURMAN: Türk şiiri şimdi şımarık, haylaz çocukların elinde her an sokağın birinde oyundan sonra bir kenara atılacak gibi, terkedilecek gibi duruyor. Çocukların parklarda oynarken, salıncaklarda sallanırken, kaydıraklarda kayarken, sonra da büyüklerine çaktırmadan kumlarla oynarkenki ruh hali içinde çocuksu bir tad ile algılanıyor şimdi şiir. Bir de çok kalabalık. Çantalar dolusu şiir sereserpe, cesur, üstelik aymaz bir akışkanlık hainde dergilere taşınıyor. İlk mısradan kopup ikinci mısraya inemiyorsunuz bir türlü. O kadar soğuk, o kadar uzak,o kadar kirletiyorlar dergi sayfalarını. Bunları hayra yormak mümkün değil. Puslu bir şehir gibi. Havası boğucu bir şehir gibi. Şiir bunları hak etmiyor.. Mütevazı değildir şiir. Hep başı yukarda olmak ister. Yalnız, kimsesiz... Kendi şiir maceranızın durakları nelerdir? DURMAN: Vapurla seyahattesiniz ve bir dalgayla denize düşüyorsunuz. Ya kendinizi kurtaracaksınız, ya da boğulup gideceksiniz. Ya birileri sizi kurtaracak, ya da kendi kendinizi; yani bir başınıza kurtulacaksınız. Benimki öyle bir şey. Yalnız başına, kimsesiz. Orada öyle kendimle boğuşa boğuşa kıyıya çıktım. Hani denizciler bağırır ya; kara göründüüü! Öyle işte. Çok uğraştım, çok yoruldum, ama kıyıya çıkmayı başardım. Şiir ihaneti sevmez Şiir başlıbaşına bir şey; haza bir kışkırtıcı. Dünyası başka. Ötekilerle ayrışmada bu durum önemli faktör olsa gerektir. Zor bir kapıyı açmak gibi. İçerisi de zaten meçhul. Bu saatten sonra durakların önemi kalmıyor artık. Neticenin önemi ise malum. O geçmişi, o ağrılı-sancılı zamanı kimler neylesin? Kimlerin kulağına küpe olsun ki? Önemi yok diyorum. Halbuki önemli olan ihanet etmemektir şiire... Bütün bunlara rağmen duraklardan söz edeceksem eğer; bu kendiliğinden oluşan bir şiir yazma eylemi. Kendime usta bellediğim bir şair yok. Ustasız gibi birşey benimki. Şiire başlayışım, şiir serüvenim, geldiğim nokta; bana ait bir uğraşın, bir zahmetin, bir bedelin sonucu. Bedelsiz bir şey yok dünyada. Bedel ödemek gerekiyor birşey olmak için. Şiiri tanımada, şiire giden yolda ise tek şiirlerden, gerek şiiriyeti açısından, gerek ses ve ritim, ya da tarz olarak faydalandığım olmuştur doğal olarak. Bu da her şair için kaçınılmaz bir olgudur elbet. Şiir kışkırtıcıdır! Şiirlerinizde ince bir ironi, bazen coşkun bir lirizm gözlemleniyor. Ama algılarınızın farklılığı şiir dilinize de yansıyor... DURMAN: Şiiri hayatının bir parçası yapmak, hatta kendisi yapmak. Şiiri yaşamak yani. Şiirini kendine benzetmek. Ya da kendini şiirinde yaşamak. Şiirin çapı, kalibresi, atış alanı hepsi bir hesaplaşmanın varacağı yeri işaret ediyor. Hayatı nasıl algılamanız gerekiyor, nasıl bir hayatı veya dünyayı iştiyakla arzuluyorsunuz? Yani derdiniz nedir de böyle ortalığa düşmüş bağırıyor, çağırıyor ortalığı velveleye veriyorsunuz? Şiirin kendisi zaten kışkırtıcıdır. Mutlaka kışkırtacaktır sizi. Size rahat yüzü yoktur zaten bu alemde. Çünkü siz şairsiniz. Başkasınız; isteseniz de istemeseniz de bu böyledir. Artık gelmiş yakanıza, boğazınıza, yüreğinize hatta ciğerlerinize yapışmıştır bu şiir denen cengâver. Kurtuluşunuz yoktur artık... (Timaş, 0 212 665 35 56) Küstümotu Geçtim artık, küstümotunun kalabalıklara karışan macerasından aşktan öte ne varsa kalbimde uçurdum gitsin aklım sevgili oymağım dursun divanda. Kırlangıçlar da yok artık yetimim ah yetimim boynunu büküyor kadın tebessümler ölüyor ölüyor hüznü kalabalıkların Halimiz eyvah. Ben olmaktan geçtim artık. Çocuğun bakışında çocukluk kadının bakışında üç yetimlik ah bense devire devire canımı yağmurlara gidiyorum. Başı belalı adam 1945 yılında Bingöl’ün Kür köyünde doğdu. Çocukluğunun sadece beş yılını okulda geçirdi. Altmış ihtilalinden sonra İstanbul’a yerleşti. Şiirle başı belaya girdi. 1964 yılından başlayarak çeşitli dergilerde şiirlerini yayımladı. Kardelen dergisi kurucuları arasında yer aldı. Düşçınarı edebiyat seçkisini çıkardı. Şiir kitapları: “Şehrin Üzerindeki Bulutlar” (1990), “Haziran” (1991), “Savrulan” (1993), “Uzun Beyaz Bir Çığlık” (1995), “Hoşçakal Hüzünbaz Çocuk” (1998), “Sarı Bir Çiğdem Gibi” (1999); deneme kitapları: “Uzun Günlerin kısa Tarihi” (1998), “Yolcu Yolunda Gerek” (1999).
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT