BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İnandırıcı yalanlar sanatı

İnandırıcı yalanlar sanatı

Politikayı inandırıcı yalanlar sanatı diye tarif etmişler. Politikacıyı da, inandırıcı yalanları en iyi söyleyebilen ve bu işi kendisine meslek edinen kişi ve kişiler olarak görmüşler. Bilim ve teknolojinin bu kadar geliştiği ve insan aklının bu denli tekamül ettiği böyle bir devirde; nasıl oluyor da insanlar, politikaya ve politikacılara kanabiliyorlar?



Politikayı inandırıcı yalanlar sanatı diye tarif etmişler. Politikacıyı da, inandırıcı yalanları en iyi söyleyebilen ve bu işi kendisine meslek edinen kişi ve kişiler olarak görmüşler. Bilim ve teknolojinin bu kadar geliştiği ve insan aklının bu denli tekamül ettiği böyle bir devirde; nasıl oluyor da insanlar, politikaya ve politikacılara kanabiliyorlar? Günümüz insanının yalana ne denli teşne olduğuna bakınız ki, partileşen politikalar, daha tatbikat mevkiine konmadan ve denenmeden, derhal taraftar buluyor. Buna, körü körüne particilik de diyebilirsiniz. Ne derseniz deyiniz; bu hal bir vakıadır ve demokratik toplumların gerçeğidir. Şimdi; Türkiye’mizi idare etmekte olan şu üçlü koalisyon hükümetine, onun icraatlarına ve o icraatlardan etkilenen millete ve özellikle aynı etkileşim içindeki mahut partilerin taraftarlarına bakınız! Türkiye, tarihinde görülmedik şekilde, ekonomik yönden küçüldü. Resmi ağızlar bunun yüzde 8.5 olduğunu söylüyor ki, gerçekte bu rakam yüzde 10’dan aşağı değildir. Büyüme şöyle dursun; ülkeyi yangın yerine çevirip, insanımızı fukaralaştıran, yatırımları durduran ve mevcutlarını çalışamaz hale getiren ve milyonlarca çalışan insanı işsiz olarak sokağa terk eden bu iktidar partileri ve onların yetkilileri, pekala taraftar bulabiliyorlar! Düzenledikleri toplantı ve mitinglerde dinleyici bulup, alkış alabiliyorlar! Politikanın, yani inandırıcı yalanın cazibesine bakın ki; insanlar, yaşadıklarına ve çektiklerine bakmıyor, dolayısıyla bunları önemsemiyor ve illa; taraftarı olduğu parti mensubunun yalanlarına kanmayı bir marifet sayıyor! Bunun adına da particilik deniyor! Kendi partisinin yanlışı, rakibi olduğu partinin doğrusundan gözüne daha güzel ve hoş geliyor! Mesela: DSP’lilere göre, 77 yaşındaki malum haliyle sayın Bülent Ecevit, 25 yaşında, karizmatik, atak ve hâlâ Karaoğlan!.. Aynı Ecevit’i Parti Grubunda konuşurken izliyoruz; sesi titriyor, mantık hataları yapıyor, olayları, tarihleri, bayramları karıştırıyor.. Önündeki metni bin bir zorlukla okuyabiliyor.. Onu dinlemekte olan DSP’li milletvekillerine bakıyorsunuz, çoğu kendinden geçmiş ve bir kısmı ağlıyor! Ecevit’in haline değil, söylemeye çalıştığı inandırıcı yalanlara kanarak ağlıyorlar! Alan razı veren razı, böyle bir toplumda biz, neyin münakaşasını yapıyoruz? Bizim gibi, kendimize özgü demokrasilerde, herkesin doğruları kendisine göre!.. Eh; bu doğruların (!) alkışlayıcı taraftarları da bol miktarda olduktan sonra; insanlar, layığını buluyor demekten öte elden ne gelir?! Tencere yuvarlanmış, kapağını bulmuş; inanalım veya inanmayalım, fark eder mi? Hem, niye devamlı politikacıları suçluyoruz ki; onları seçen ve o mevkilere getiren kim?! Rakip partiler de kendi inandırıcı yalanlarına inanıp kanıyorsa, topyekun yalana teslim değil miyiz? Şu halde; tabii ki, yaşadıklarımızla söylediklerimiz birbirini tutmayacak ve yangın yerini toz pembe göstermeye devam edeceğiz!
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT