BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kıskanc

Kıskanc

Kemal bey asansöre binip ofisine yönelmişti yönelmesine ama keşke son hatırlatmayı söylememiş olsaydı. Çünkü bekçinin kafasını allak bullak etmişti bu söz. Zavallı güvenlikçi kendi kendine düşünmeye başladı...



Asansörün uğultusu bile ürperti veriyordu Kemal bey, karşısındakinin bekçi olduğunu anlamıştı ya, artık gerisi kolaydı. Derin bir nefes aldıktan sonra cevap verdi: -Bak canım. Bende hiç öyle art niyetli bir insan hali var mı? -Yok? -Sonra ben size kendi ofisime çıktığımı söylüyorum. Oraya hırsız gibi girecek değilim ya? Anahtarımla gireceğim. İnanmazsan gelir bakarsın. -Tamam beyefendi. Ama bir iş yeri sahibinin gecenin bu saatte buraya gelmiş olması hiç görülmüş bir şey değil. Yoksa tabii ki biz sizin güvenliğinizi sağlamakla sorumluyuz. Buradan onun için para alıyoruz. -Tamam canım. Ama endişelenmene gerek yok. Özel bir durum oldu, büromda olacağım. -Amirim bir laf söyleme durumunda olursa, bilginiz olduğunu söylersiniz değil mi? -Elbette. O bakımdan merak etme. -Yarın izin isteyeceğim de. Sağolun beyefendi. İyi akşamlar. -Haydi canım. Sana da iyi nöbetler. Ayrıca görevinde bu şekilde hassas olduğun için de teşekkür ederim. Amirine bir fırsatını bulursam bu özelliğini değil şikayet etmek, seni tebrik ettiğimi söyleyeceğim. -Çok sağolun beyefendi. Bakın biz içeriye izinsiz kuş uçurtmak istemiyoruz. Çok sağolun. Kemal bey, bekçiye teşekkür ederek yukarı çıkarken, “Oh iyi ki kapıda böylesi inat ve görevine sadık biri var. İçeriye kimseyi salmaz!” dedi. Tam asansöre binecekti ki aklına geldi. Geri dönüp bekçiye seslendi: -Güvenlik!.. Bakar mısın? Pat pat koşarak geldi güvenlikçi: -Buyurun beyefendi? -Benim içeride olduğumdan dolayı endişe etme. Ama benim içeride olduğumu da kimsenin bilmesine gerek yok. -Nasıl yani beyefendi? -Ben içeride yokmuşum gibi davran. Kimseyi yukarıya gönderme. -Anladım beyim. -Haydi iyi görevler. -Size de... Kemal bey asansöre binip ofisine yönelmişti yönelmesine ama keşke son hatırlatmayı söylememiş olsaydı. Çünkü bekçinin kafasını allak bullak etmişti bu söz. Zavallı güvenlikçi kendi kendine düşünmeye başladı: -Yahu bu adam neden böyle söyledi ki bana? Bu saatte kim gelir ki onu sormaya? Hem sormaya gelen olsa bile, neden içerde olduğunu saklar ki? Hee? La bu işte bir bit yeniği vardır. Bu adam birilerinden mi kaçıyor yoksa? Ya şimdi ardından birileri de gelip içeri girmek isterse ben ne yaparım? Ya da kimbilir?!. Aman Allahım, şimdi bana bir zarar gelirse ne olurum. Ben mahvolurum. Ölürüm, Zeynep’im de iki gün sonra doğuma gidecek. “Yok” dedi. Bu iş böyle olmaz. Çıkıp yukarıya “Abi kusura bakma, burada böyle olmaz. Amirim bana kızar. Lütfen beni zorda bırakmayın!” diyeyim. Bir iki adım attı asansöre doğru. Yapamadı. Ne de olsa bir ofisin sahibiydi. Amiri kendinden çok ona itimat ederdi. Ondan aidat alınıyordu çünkü. Vazgeçse, ya adam yukarıda bir karanlık iş çeviriyorsa? Hangi iş adamının bu saatte gizli işi olurdu? Hem neye buraya gelirdi? Demek ki burada gizli bir şey yapacaktı. “Aboo?” dedi... “Buldum!”. “Bu adam belki de intihar edecek!” “Allahım sen bana yardım et!” “Adamın halini hiç de beğenmemiştim. Çok bitkindi. Ula çıkıp kurtarayım adamı. “Ya etme beyim, canına kıyma!” diye yalvarayım. Daha olmadı, polis çağırayım. “Allahım şu başıma gelene bak” Birden hareketlendi. Asansöre bindi. Ama kaçıncı kattaydı bu adam? Onu iyice bilmiyordu ki? Sonra kafayı çalıştırdı. Asansörü kaçıncı kattan çağırdığını hayal etti. “Ha, üçüncü kattan gelmişti evet!” dedi. Asansöre bindi ve düğmeye bastı... Sessiz handa asansörün motor uğultusu bile bir başka ürperti veriyordu böyle vakitler... > DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT