BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kıskanç

Kıskanç

Yol boyu hep düşündü Berrin... Annesinin babasına olan saygısını düşündü... Karı koca arasındaki birlikteliğin sadece sevgiye değil saygıya da dayalı olması gerektiğini anlamıştı. Bir evliliğin yürümesi için tek taraflı fedakarlığın yetmediğini görmüştü...



Berrin, merdivenlerden birer ikişer aşağı inip arabasına bindi. İstikameti Kemal’in bürosuydu. Bir yandan da dua ediyordu: “-Allahım inşallah Kemal geceyi başka bir yerde geçirmek üzere gitmemiştir. İnşallah yine eskisi gibi geceleri bürosunda geçiriyordur...” Yol boyu hep düşündü. Annesinin babasına olan saygısını düşündü... Karı koca arasındaki birlikteliğin sadece sevgiye değil saygıya da dayalı olması gerektiğini anlamıştı. Bir evliliğin yürümesi için tek taraflı fedakarlığın yetmediğini görmüştü. Hem de öyle ki bizzat kendi annesi, kendisini en zor anında yapayalnız bırakıp kocasının yanında olmak üzere evine gitmek zorunda olduğunu söyleyebiliyordu. “Kemal’e gideceğim” dedi. “Varıp diyeceğim ki, anladım Kemal. Seninle her zaman her şartta birlikte olacağım. Senden özür diliyorum...” Yollar ne kadar da çabuk bitmişti. Aslında düşünceleri sebebiyle trafiği görmemişti bile... Kemal beyin bürosuna geldiğinde hava kararmıştı. Ama henüz handa çalışan işletmeler vardı. Asansöre bindi. Üçüncü katta durdu. Kalbi küt küt çarpıyordu... Büronun ziline bastı. Sabırsızca kapının açılmasını bekledi. Üç kez üst üste zile basmasına rağmen neden kimse kapıyı açmıyordu? Yavaş yavaş ümitleri tükenmişti. Demek ki Kemal bu akşam büroya gelmemişti. Sonra yorum yaptı. Belki gece geç vakitte gelecek. O zaman ne yapabilirdi. Beklemeye karar verdi. “O gelene kadar kapısında bekleyeceğim...” Öyle yaptı. Bir kenarda beklemeye başladı. Merdiven otomatiği söndükçe tekrar düğmeye basıyor loş aydınlıkta Kemal beyin kapısında bekliyordu. Ne gelen vardı ne giden... Canı sıkıldı. Bir ara, aşağıya inip güvenlik görevlisine sormak geldi hatırına. Belki saat kaçta geleceğini onlar biliyor olabilirdi. Güvenlik görevlisine yaklaştı: -Afedersiniz, Kemal beyi soracaktım. Büroya ne zamanlar gelir? -Şu bizim Kemal abimizi mi soruyorsunuz? -Evet, ben eşi olurum da... -Aaa, abla sana nasıl söylesek bilmiyoruz ki? -Hayırdır Kemal’e bir şey mi oldu? -Şey, durun bir dakika. Önce kendinize gelin. -Ne olur çabuk söyleyin Kemal’e bir şey mi oldu? -Abla Kemal bey büroya geldi bir iki saat önce. Ama kapıdan girişte birden fenalaştı. -Aman Allahım! -Hemen hastaneye götürmek için çevredekiler koştular. -Hangi hastaneye? -Durun size hastanenin ismini ve telefonunu vereyim. Güvenlik görevlisi bir kağıda, yeni alfabeyi sökmüş öğrencilerin yazdığı gibi, iri iri yamuk yumuk harflerle hastane adını ve telefon numarasını yazıp verdi. -Hatta çevreden sordular, -Ne sordular? “-Kemal bey, bir yakınınız var mı, haber verelim,” dediler. -Kemal beyin cevabı ne oldu? -Ben tek başımayım, dedi. Berrin’in gözlerinden süzülen yaşlar yanaklarına sel olup akıyordu. Güvenlik görevlisine teşekkür ederek kapıya seğirtti. “Allahım, Kemal’imi bana bağışla ne olur?” diye hıçkırıyordu arabada. Hem ağlıyor hem hastaneye doğru son sürat araba kullanıyordu. Acaba Kemal’e ne olmuştu? Kalp krizi mi geçirmişti? Acaba kurtulabilmiş miydi? “Ona bir şey olursa kendimi asla affetmem” diyordu... Hastane kapısına geldiğinde, sakin bir ortam vardı. Kendi telaşı yanında çevredekilerin hal ve hareketleri nasıl da sakin gözüküyordu. Hemen danışmaya seğirtti: -İyi günler hanımefendi. Ben bir hasta sormaya geldim. Acilen bu hastaneye getirmişler. Danışmadaki kadın, bilmediğini söylüyordu. Ardından parmağıyla işaret ediyordu: -Şu ilerideki odaya geçin ve sorun. Kalple ilgili vakalar orada kabul ediliyor. > DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT