BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Unutulmuş Günler

Unutulmuş Günler

Killik mahallesinden beri hep gülüşüp duruyorlardı. Cihat’ın Bahçelievler’den Hasan Ali’yi evinden alıp, Killik’e Mustafa’nın yanına gittiklerinden bu yana, müthiş esprili bir ortam oluşmuş, Mustafa da onlara uymuştu. Cihat epeydir görüşmediği bu arkadaşlarının yanında kendini mutlu hissederdi ve hangi şart altında olursa olsun, ağızlardan çıkan sözler esprili olurdu.



Killik mahallesinden beri hep gülüşüp duruyorlardı. Cihat’ın Bahçelievler’den Hasan Ali’yi evinden alıp, Killik’e Mustafa’nın yanına gittiklerinden bu yana, müthiş esprili bir ortam oluşmuş, Mustafa da onlara uymuştu. Cihat epeydir görüşmediği bu arkadaşlarının yanında kendini mutlu hissederdi ve hangi şart altında olursa olsun, ağızlardan çıkan sözler esprili olurdu. Hasan Ali ile Mustafa İzmir’e gideceklerdi ve Cihat onları istasyondan uğurlayacaktı. Yıllar önce iki arkadaş Cihat’ı Ankara’ya uğurlamıştı, şimdi uğurlama sırası Cihat’ta idi. Hasan Ali ikide bir hatırlatmaktan usanmıyordu. -Biz Mustafa ile ikimiz, Burçin’le seni Ankara’ya gittiğinizde istasyona kadar gelip uğurlamıştık. Şimdi de sizin bizi uğurlamanız gerek. Defalarca söylemişti bu sözleri ve Cihat, “Tamam, tamam!..” demişti her seferinde. Ama Burçin yoktu artık, Cihat yalnız uğurlayacaktı. -Biz anlamayız arkadaş, ayrılmasaydınız Burçin’le, darıltmasaydın kızı. -Eee işinize gelirse, demişti Cihat. Gidip de artık başkasıyla nişanlanmış kızı çağıracak halim yok sizin için. -Neyse, demişti Mustafa’ya Hasan Ali. Bizi tek başına uğurlasın. Bunları konuşa konuşa, gülüşerek İstasyon caddesine kadar gelmişlerdi. Cihat, Celal’den bahsediyordu onlara. Celal her onbeş günde bir yaptığı tatilde, işyerini ve işyerindeki çalışanları anlatırdı askerlik hatırası anlatır gibi. Süleyman şirkette çalışan ilginç bir tipti. Onun gibi palavracı bir insan daha yoktu dünyada. Üç beş ayda bir karısının doğum yaptığını söyleyip izin isteyen, birkaç defa dedesini ninesini öldüren Süleyman’ın sözde bilmem kaç tane kamyonu vardı. İstanbul’da, Ankara’da, şurda burda sahip olduğu apartmanların sayısı her söylediğinde değişiyordu. Karısı bir gün diş doktoruyken, bir başka gün öğretmen oluyordu. İşte böyle bir adam sırf zevk için Celal’in çalıştığı şantiyede, bu işin en alt sınıfı olan yağcılıkta çalışıyor, iş makinalarına belirli saatlerde gres yağı pompalıyordu. Akıl almaz şeyler anlatıyordu Süleyman. -Bir firmanın Libya şantiyesinde çalışıyordum, denizin ortasında kule inşa ederken kafam kızdı ayrıldım. Ben Türkiye’ye geldiğimde firmanın bütün adamları fellik fellik beni aradılar. Bulduklarında binbir rica ettiler de, gidip kuleyi kurdum, diyordu. Dinleyenler “atma, yine” derler, yine de onu dinlemekten zevk alırlarmış. Cihat bunları anlatınca tekrar gülüşmeler başlamıştı. Hasan Ali, Cihat’a gülmekten zor belâ konuşabildi. -Daha devam edersen İzmir’e gitmekten vazgeçeriz, haberin olsun!.. Bu söz üzerine Cihat bir kahkaha patlattı. Üç gencin böyle kahkahalarla gülmesi, sadece caddeden geçenlerin değil, evlerdeki insanların da dikkatini çekiyordu. Hele sinemanın yanındaki apartmanın bir balkonunda oturanlar balkonun demir parmaklıklarına başlarını sokarak bakıyorlardı. Genç bir kız ise balkondan aşağıya sarkacaktı neredeyse. Cihat onları farkedince utandı. Kendilerine bakan kıza, “ne yapalım keyfimiz yerinde!” dercesine omuz silkti elinde olmadan. Kız Cihat’ın bu hareketi üzerine gülümsemişti. -Herkes bize bakıyor, dedi arkadaşlarına dönerek. Artık gülmeyelim. Bir an önce gidin şu İzmir’e de beni daha fazla rezil etmeyin elâleme. > DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT