BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Diyalog

Diyalog

Hiçbir kar tanesi diğer kar tanesiyle birlikte yağmaz ve hiçbir kan damlası diğer kan damlasıyla birlikte akmaz! Farklı anlarda düşerler; ama aynı damardan çıkmışlardır... Arkadaşlık uzak bir kent, eski bir ev gibidir. Veya gökyüzünün ağlaması...



Iki kan damlası Hiçbir kar tanesi diğer kar tanesiyle birlikte yağmaz ve hiçbir kan damlası diğer kan damlasıyla birlikte akmaz! Farklı anlarda düşerler; ama aynı damardan çıkmışlardır... Arkadaşlık uzak bir kent, eski bir ev gibidir. Veya gökyüzünün ağlaması... Bir duvar binlerce kez üzerine yaslandığımız, güvendiğimiz bir duvar. Bazen içimizi ısıtan bir şöminedir, eski bir gramofondur. Pencere kenarında karşılıklı oturup sıcak bir çay içmektir, dertleşmektir. Uzakta olsak bile kalplerimizin birbirimiz için çarpmasıdır. Sessiz bir odada, yanan bir mum ışığında, yatağın üstünde oturup bazen hüzünlü bazen gülerek onu düşünmektir. Bir telefon çalışı hızlı bir kalp atışıdır. Yağmurlu bir günde toprak kokan bir havada, dar bir sokakta güle oynaya yürümek sırılsıklam ıslanmaktır. Bazen hikayelerdeki zehirli bir elma gibidir; yedin mi hayatının kaydığı; bazen dokunulması yasak bir ağaç; dokundun mu acı çektiğin... Arkadaşlık bazı konularda "Polyannacılık" oynayabilmektir. Dalgalı bulanık deniz sularında yosunla kaplı bir istiridye gibidir. Güneşe tutlunca kötü kokar, renk verir kimi zaman küf bağlar; ama içinde saf bir inciyi barındırır. Akadaşlık bir dağın tepesinde gün batımını elele birbirinin varlığını, dostluğunu, sevgisini hissederek izlemektir. Akşam kızıllığında yeni belirmeye başlayan bir yıldızdır. Bir martıdır mavi göklerde, bir balıktır, denizlerde bir çiçektir köklerini kar altına salan... Arkadaşlık eski bir defter arsındaki kuru bir gül gibidir baktın mı eskilere gittiğin hatıraların canlandığı bir gül! Bazen bir taşı yontmaktır, ona şekil vermektir, bazen tabakta kalan tek bir kurabiye gibidir, bazen de bir simitin iki yarısı, bir kan damlasıdır ciğerde! > Edibe MUNGAN / MARDİN Teşbih Sıcacık parlayan güneş gözleri kâinatın, Hâleli ay ona âşık bir utangaç sevgili. Çiçeklerse müjdeleri şu çileli hayatın, Yıldızlar sonsuz semâda, fırlatılmış konfeti. Gözyaşları; hüzün dolu yağmurları acının, Yanardağdan fışkıran lâv, dertleri mi beşerin? Şimşekler ki, öfkelerin parlayıp yansıması, Çağlayandan akan sular, coşkunluğu neş'enin. Kavuşmaya, gökyüzünden koşup gelen pürtelâş Uçuşan kar taneleri, sevdalısı yolların. Esen ılık meltem, uzun, sırma saçı rüzgârın, Ruhuma inen sükûn, senin sıcak kolların... Dalda açan tomurcuk, bir bebeğin gülüşü, İçiçe bir düğümün, kolayca çözülüşü. İçimde fırtınalar kopsa da bilinmeyen, Ruhumdaki dinginlik, bir kuşun süzülüşü. Sırları yüreğinde saklar kara geceler, Çalkalanır içimde bin türlü bilmeceler. Sığınacak bir köşe, yaslanacak bir omuz, Sorular cevap arar ele verir heceler. > Halenur KOR/ İSTANBUL Eriyip giden zaman Seyre daldınız mı hiç bir mumum yanışını? Titreşir durur rüzgâr esmese de ışını İçinde acıları vardır ki biraz tedirgin Çevirirken dört yana alevden bakışını. Bir felaket haberi almış gibi meçhûlden Fitilli gözyaşına dönüştürür dışını. Ne gelir ki elinden canevinde duysa da Zamanın damla damla eriyip akışını. Pırıl pırıl aydınlık bağışlar da çevreye Karanlıkta bırakır sarkıtlaşan nâşını. Dertleri yüreğinde biriken şair gibi Gizli tutar âlemden olanca telâşını > Ömer O. ERENDORUK Yıllardan kalan Günler nasıl da geçip gidiyor bir bir Çocukluğum şimdi sadece bir masal Bari, sen de bırakıp gitme, benimle kal Gençlik çağım gel de, ruhuma gir. Akıp gitmek zorunda mısınız ırmaklar? Denizi görmeseniz yaşayamaz mısınız sanki Gelin, benim içimde de çarpıyor dalgalar Kalbimde yer açayım size, taşırım inan ki. Siz de mi gidiyorsunuz dünkü bebeler? Ne çabuk tırmandınız uzayan seneleri? Ayrılığın notunu mu yazıyor elinizde karneler? Sessiz bir şarkı sanki kalbinizin inlemeleri Kasımpatılar eskisi gibi kokmuyorsunuz neden? Güz güllerine bu kadar özenmek neden? Siz şahit olmadınız mı aşkların güzeline, Zaman mahkemesinde yalancı şahitlik neden? Yaz yağmurlarından bir damla kalmış gözlerimde Eskilerden yıllanmış bir türkü sözlerimde Durmadan yanar yüreğim, o günleri özlerim de, Her an biraz daha uzaklaşırım neden? Soframda en son ekmek kırıntısı, umutlar Birer birer kaçıp gittiğinde candan dostlar (!) Yaşama sevincim, benim ikiz kardeşim Bari sen de bırakıp gitme, hep benimle kal. > Yılmaz İMANLIK/İSTANBUL Afet Bir depremdin ki, alt-üst ettin beni, Yüreğimden geçen fay olmuşsun sen. Ruhumun garından kalkan treni, Kasvete götüren ray olmuşsun sen. Bir seldin ki, bendim kapılan sana, Gitmeden sesim, bir cankurtarana, Beni, parça parça edip, ummana, Hoyratça taşıyan çay olmuşsun sen. Bir ateştin ki, ah.. yakıp yandıran, Bir ateştin, gayyaları andıran. Ben bir çığlıkken aşkı uyandıran ; Aşkı uyutan lay lay olmuşsun sen. > Ahmet İRGİN/ Tarsus
Reklamı Geç
KAPAT