BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bırakıp gitmeye içi elvermiyordu -50-

Bırakıp gitmeye içi elvermiyordu -50-

Taze siyah toprak yığınının başında hem ağlıyor, hem de dua ediyordu Orhan... “Canım, kabrin cennet bahçesi olsun... Seni hayatımın sonuna kadar unutmayacağım biricik eşim benim...” diye mırıldanıyor, bırakıp gitmeye içi elvermiyordu...



Orhan etrafındakilere usulca fısıldadı: - Ben biraz kalmak istiyorum, ne olur, izin verin... Anlayış gösterdiler. Biraz sonra taze siyah toprak yığınının başında hem ağlıyor, hem de dua ediyordu Orhan. - Canım, kabrin cennet bahçesi olsun... Seni hayatımın sonuna kadar unutmayacağım biricik eşim benim... Bırakıp gitmeye içi elvermiyordu. Hafiften bir yağmur başlamıştı. Gökyüzüne çevirdi bakışlarını: - Burada, yalnız başına kalacaksın artık.... Ben de gideceğim şimdi... Oğlumuz bekliyor beni canım. Minik oğlumuz. Ona gözüm gibi bakacağım. Rahat uyu... Yavaşça kalktı. Gözlerini mezardan ayırmadan, adeta zorla uzaklaştı. Ömer usta ve Feyyaz bey bekliyorlardı kapıda kendisini. Ömer usta elini onun omzuna attı, sevgiyle okşadı. Hayat devam edecekti.... Bitkin bir şekilde ama minnetle baktı Orhan. Boğazında düğümlenen hıçkırıklarını zaptetmesi mümkün değildi artık. Hayatının en büyük acısını yaşıyordu. Ömer usta ona doğru eğildı: - Biliyorum oğlum acın büyük ama dayanmak zorundasın. Bu üzücü hadise yıkıcı olmamalı... Yüce Rabbimiz her şeyin sabrını veriyor. Oğlun için sabredeceksin. Başını salladı genç adam. Konuşamıyordu. Eğer konuşacak olsa dudaklarından kelimeler yerine hıçkırıklar dökülecekti sadece. Feyyaz beyin arabasına bindiler. Mezarlıktan uzaklaşana kadar Orhan geriye baktı. Sanki ayrılmak istemiyor gibiydi. Onu göz ucuyla izleyen Ömer usta içini çekti: - İnsan hayatta bazan öyle çaresiz kalıyor ki, ne yapacağını bilemiyor. Bu çocuğu teselli edecek bir söz bulamıyorum... *** Mürşide hanım baş örtüsünü sıkıca bağladı. Sonra eğildi: - Bismillahirrahmanirrahim, diyerek kucakladı Emre Can’ı. - Aman da maşallah sana aslanım, pek de güzelsin. Orhan’la birlikte gelmişti bebeği hastahaneden almaya. Çıkış işlemleri bittikten sonra artık oğlunu alıp evine götürüyordu Orhan. Feyyaz bey arabasını vermişti. Hemen bindiler. - Bir şeyler almak lazım mı Mürşide teyze, bez falan... - Dur bakalım, hele bir eve gidelim, ne var ne yok ben bir bakayım. Mamasını aldık zaten, karnı doyduktan sonra gerisi hallolur evladım. Orhan dikkatle kullanıyordu arabayı. Sanki hızlı giderse oğluna bir zarar gelecekmiş gibi yavaş sürüyordu. - Ah Orhan’ım, sen nasıl becerceksin bu işi bilmiyorum. Çocuk bakmak kolay değildir, okulun var, işin var, ne olacak bu çocuk o zaman? Ben geleyim desem ben de çalışmak zorundayım. Olmazsa bizim oraya bırak her gün. Orada bakayım ben. Konuşuruz Ekrem beyle, iyi adamdır biliyorsun, hayır demez. Orhan gözlerini yoldan ayırmadan cevap verdi: - Daha hiçbir şey bilmiyorum teyze. Bir şeyler düşüneceğim elbet. Yaşadığı acı genç adamı biraz daha olgunlaştırmıştı sanki. Yüzünün hatları sertleşmiş, bakışları hüzünlenmişti. Eskiden de çok konuşmazdı, şimdi iyice suskun olmuştu. Mezarlıktan döndüğü zaman eve girince bir kez daha hıçkırıklara boğulmuştu. Selda’nın kokusunu duyuyor, onu bir daha göremeyeceği düşüncesi beynini bir böcek gibi oyuyordu. DEVAMI YARIN
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT