BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kelâmcıların gözdesi Ebü’l Hasen Eş’arî

Kelâmcıların gözdesi Ebü’l Hasen Eş’arî

O devir Basra’sında tüm devlet kadroları Mutezile mensuplarının elindedir. Bunlar zengin, nüfuzlu, kibirli ve saldırgandırlar. Kimseye söz hakkı vermez, halkı baskı altında tutarlar. Ta ki karşılarına Ebü’l-Hasen-i Eş’arî çıkıncaya kadar...



Hicri 3 asır. Yer Basra.. Ebü’l Hasen ilme hevesli bir gençtir, gece gündüz ulemanın peşinde gezinir. Evet fakihlerden, muhaddislerden, müfessirlerden kıymetli şeyler öğrenir lâkin üvey babası Ebû Ali el-Cübbâî, Mûtezile fırkasının önde gelen isimlerinden biridir. Bu zeki ve meraklı genci avucuna alır ve halefi gibi yetiştirir. Ona öylesine güvenir ki birçok münazaraya “vekil” olarak gönderir. Dilerseniz kısaca Mutezile’yi de özetleyelim... Hani bazı nasipsizler kuyuya düşseler ıslanmadan çıkarlar ya bu fırkanın lideri Vasıl bin Atâ da Hasen-i Basri hazretlerinin derslerine katılır ama hisse alamadan çıkar. Cennet-cehennem, mümin-kâfir gibi mevzuları kendine göre yorumlar, hele Allahü teâlânın zatı ve sıfatları hakkında sığ aklına uyunca Hasen-i Basri hazretleri “I’tezile annâ Vasıl” (Vasıl bizden ayrıldı) buyururlar. Talebeleri sapıklıkta onu da aşar, kimi cine, şeytana inanmaz, kimileri de kaza ve kader hakkında ileri geri konuşmaya başlarlar. Zaten memlekette hava sıkıntılıdır. Hind ve Yunan felsefesine takılanlarla, mecusi adetlerinden arınamayanlar zihin bulandırıp durmaktadırlar. Ortalıkta adam kıtlığı da yoktur ama Mürcie, Kaderiyye, İbahiye mensupları meydanı boş bulurlar. Ebul Hasen, Mutezile’yi savunmakla kalmaz, milleti de peşine takar. Belki bin kez kürsüye çıkar, sayılamayacak kadar münazara yapar. Geceli gündüzlü çalışıp yerinden kalkmayan kitaplar yazar. Davetin böylesi... Aradan uzuuun yıllar geçer ve yaşı gelir, dayanır kırka... Ebül Hasen, bir ramazan gecesi rüyasında yüzü suyu hürmetine kâinatın yaratıldığı Server-i âlemi görür, Efendimiz ona “Benden nakledilen yola yardım eyle” buyururlar. Ebü’l Hasen “başüstüne” der ama neyi yapacağını, nasıl yapacağını anlayamaz. Çok geçmez, Efendimiz yine rüyasında görünür “sana emrettiğim vazife ne oldu” diye sorarlar. Bunun üzerine kelâm ilmini bırakıp, tefsir ve hadis üzerinde çalışmaya başlar. Ancak Efendimiz bir kez daha rüyalarına girer ve “ben senden sünnetime yardımcı olmanı istemiştim” buyururlar ki açıkça Mutezileyi terketmesi işaret edilir. Halbuki bu işe tam 30 yılını vermiş ve iyi kötü bir yerlere gelmiştir. Emekleri gözünde bile değildir, lâkin bu adamların nasıl güçlü, ne denli saldırgan olduklarını iyi bilir. Efendimiz “endişelenme, meded-i ilahi yanındadır” buyurunca yüreğine sular serpilir ve o saat işe başlar. Münâzara ustası Ebü’l Hasen silbaştan kelâm ilmine yoğunlaşır, şefaat, keramet, miraç, rüyet gibi mevzuları derinlemesine tarar. Allah’ın yardımı ile bulanık ne varsa aydınlanır, perdeler peş peşe aralanırlar. Hemen o cuma kürsüye çıkar, cemaate hisli bir konuşma yapar. Mutezile’nin nerelerde tökezlediğini bir bir anlatır, tek tek delillerini sunar. Basralılar hep birlikte iman tazeler, ehli sünnet şemsiyesi altında yeni bir hayata başlarlar. Evet sıradan biri için “ tövbe ettim, vazgeçtim” demek kolaydır ama onun gibi bir âlimi kendi haline bırakmazlar. Zira o yıllarda yörede Mutezilenin korkunç bir ağırlığı vardır. Valilik, kadılık ellerindedir, askerler iki dudaklarının arasına bakar. Ancak Ebül Hasen’in ani dönüşü ile büyük bir itibar kaybı yaşarlar, sınıf iktidarı sallanmaya başlar. Yapacakları iki şey vardır ya onu susturmalı, ya da onu susturmalıdırlar. İlk anda bir kiralık katil bulma fikri ağır basar, lâkin halkın tepkisini almaktan korkarlar. Bu yüzden işi gücü bırakır, İmam-ı Eşari’yi yenecek bir âlim ararlar. Ancak bu kolay olmaz, zira İmam onları onlardan iyi tanır ve rakibi konuya giremeden cevabını önüne koyar. Adamlar kendi sözleri ile vurulunca şaşırıp kalırlar. Devletlüler bakar olacak gibi değil, karşısına hocası ve üvey babası Ebû Ali Cübbâî’nin başkanlık ettiği bir heyet çıkarırlar. Ebü’l Hasen o güne kadar babasının yanında söz söylemiş değildir, ancak bu kez babasının söyleyecek sözü kalmaz. Allah’ın yardımı ile hepsini yener ve tartışmaya “net” bir nokta koyar. Babası öyle çaresiz kalır ki, alelacele meclisten çıkar. Basralılar o günü “alayını böcek gibi küçülttü ve serçe parmağı ile ezdi” diye anlatırlar. Alimler hadlerini bilir ama devlet erkanı yenilgiye doyamaz. Bir sonraki hafta, aynı yerde, aynı saatte buluşmak üzere söz alırlar. Ebü’l Hasen söylenilen saatte, belirlenen yerde olur ama karşısına kimse çıkmaz. İşte o günden sonra Bağdat-Basra ekseninde Ehli sünnet rüzgârları esmeye başlar. Kıtaları aydınlatır İmam-ı Eşari konu “inanç” olunca “münakaşa başlatan taraf” olmaktan “ısrarla” kaçar, sadece “müdafaa” yapar. Karşısına çıkanlara müşfik davranır, onları rezil rüsva edecek donanıma haiz olmasına rağmen asla aşağılamaz. Kimsenin kalbini kırmaz, sabırla insan kazanmaya bakar. Nitekim hasımlarının çoğu Ehl-i sünnetin müdafii olurlar. Resulullah Efendimizin müjdelediği yardım sayesinde ehli sünnet itikadı Irak’a yayılır, Suriye ve Filistin’i de sarar. Selçuklu eliyle Horasan’ı, Eyyubilerle Mısır’ı aydınlatmaya başlar. Nasıl ki İmam-ı Âzam Hazretleri fıkh bilgilerini topladı, kollara ayırıp, usûllerini koyduysa, Ebü’l Hasen de kelâm ilminde onu yapar. Mükemmel talebeler yetiştirir, İmam-ı Muhammed Şeybânî, Ebû Bekr-i Cürcânî, Ebû Nasır-ı İyad ve Ebû Mensûr-i Mâtüridî gibi âlimler birer kandil olurlar. Ehl-i sünnetin itikadda “tek” mezhebi vardır ve bütün kelâm âlimleri “aynı” imanı anlatırlar. Resulullah Efendimizin bildirdiklerinden “kıl kadar” ayrılmazlar. “Peki, Eşari ve Matüridî arasındaki fark ne” diye sorarsanız, sadece “münazara usûlleri değişiktir” o kadar...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT