BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kifayetsiz muhteliflerin imtiyazlı vasıfları

Kifayetsiz muhteliflerin imtiyazlı vasıfları

G.Saray’ın bir tek tesellisi kaldı bu konuda. F.Bahçe’ye oranla daha “Kıdemli Yüzbaşı” olması dışında özelliklerini yitirdi. Sadece Trabzon’da oynadığı karakterine uygun futbol ve namuslu sonuç, çevredekilerin söyleyecekleri şeyi daha başından tıkadı.



Yıldızları saymak G.Saray’ın bir tek tesellisi kaldı bu konuda. F.Bahçe’ye oranla daha “Kıdemli Yüzbaşı” olması dışında özelliklerini yitirdi. Sadece Trabzon’da oynadığı karakterine uygun futbol ve namuslu sonuç, çevredekilerin söyleyecekleri şeyi daha başından tıkadı. Yani UEFA Kupası’nda Trabzon’daki onur gösterisi dışında hiçbir üstünlüğü yok F.Bahçe’ye. Tesis konusunda ise “Başkasının stadı ile vuslata ermeye” gibi bir dezavantajı da var üstelik. Bu nedenle Anneler Günü’ne denk gelen F.Bahçe’nin şampiyonluğu için tüm F.Bahçeliler’in çeveredekilere söylemesi gereken cümlelerin bir listesini veriyorum. İster annenize, ister aşkınıza, ister rakip taraftara söyleyin. Ama mutlaka söyleyin. En çok kaybeden ikincidir Samet Aybaba ve Özkan Sümer’in payına şerh koyarak Atay Aktuğ ve Ziya Doğan’ı kutluyorum. İkisi birlikte bir şehri, bir bölgeyi, hatta bir ruhu dirilttiler. Zombiler gibi sarsak adımlarla ve beti benzi solmuş olarak değil, kütür kütür oynatarak dirilttiler. Çevre takımların ağzının suyunu akıtacak bir ton adamı parlatarak ve pazarlayarak dirildiler. Trabzonspor aslında şu koca ligde sadece 26 dakika şampiyon olabildi. Bir önceki hafta Kadıköy’de, Yılmaz Ankaragücü’nün golünü attığında onlar Antep’te öne geçmişlerdi ve bütün şampiyonlukları 26 dakika sürmüştü. F.Bahçe 8-10 iyi maç oynadı. Trabzonspor 10-11 iyi maç oynadı. Ama Trabzonspor bu iyi maçları sezonun sonuna blok olarak yığarken, F.Bahçe daha az oynamasına rağmen iyi maçları sezona dağıttı ve nokta hedef sayılabilecek maçları seçerek oralarda iyi oynadı. Özellikle derbileri çok iyi oynadı ve şampiyonluğu haketti. Ancak son 4-5 haftada hâlâ iddia ediyorum ki, F.Bahçe’nin en büyük şansı Trabzonspor’la içerde veya dışarda oynaması gereken bir maçın kalmamış olmasında yatmaktadır. Çünkü 96 tekrar edilseydi, bu Trabzon bu Fener’i Kadıköy veya Avni Aker hiç farketmez silindir gibi ezerdi. Derler ki; “Birisine akıl verirken, geri kalanın size yetip yetmeyeceğini bir düşünün.” En çok kaybeden hep ikinci olmuştur derken, bunu kastediyorum. Çünkü, “Birinci olan şampiyondur.” Üçüncü olan, “Hiç olmazsa birşey kazandım, elim boş kalmadı” der. İkinci olan ise ömrü boyunca, “Az daha kazanıyordum” diye kafasını duvarlara vurur. Tıpkı 1996’da olduğu gibi... Başarı!.. Son iki yılın en başarılı takımı Beşiktaş’tır. Çünkü hiç 7., 6., ve 5. olmamıştır. Ya şampiyon olmuştur, ya da üçüncü... F.Bahçe geçen yıl 7. olmuş, G.Saray ise bu yıl ilk 5’e girmeye çalışmaktadır. Geçen sezon Fener, bu sezon G.Saray Avrupasız kalmıştır. Ama Beşiktaş hiç “içeride” kalmamıştır. Onların derdi bir takım iğrenç gruplar, kulüpten beslenen sülükler ve herşeyi paraya çevirme mantığıdır. Şimdi sevgiye ve sağlıklı oluşuma kökten bağlı kalacak bir yönetim oluşturmaya çalışmaktadırlar. Yeni yapılanmada palyatif çözümleri bir kenara bırakıp, radikal bir davranışla çarşıyı-marşıyı devre dışı bırakmaları gerekmektedir. Çünkü “Nasıl ki borsa; geleceğe dair beklentileri peşin satın almak diye adlandırılırsa, Güreli yönetimindeki Beşiktaş’ın da bunu yapmaya çalıştığını kabul etmeliyiz. Beşiktaş şimdi geleceği geri ödemek zorunda kalıyor. Üstelik o gelecek henüz gelmeden. Gelemeden...” Bilgili ve arkadaşlarının seçilme yöntemi ve arkadan Lucescu’yu seçmeleri sonra da Sergen’e bu kadar fazla yaslanmaları en önemli yanlışlarıydı. Ama yine de birçok doğru yaptılar. Kaostan güçlenerek çıkmak istiyorlarsa, yeni yönetim yıkıp yapmaya değil, üstüne koymaya çalışmalıdır ve “Demokrasiden yanayım ama benim istediğim şekilde olursa” anlayışını da kökten değiştirmek durumundadırlar. Bunu yaparlarsa son iki yılın en başarılı takımı hemen ayağa kalkabilir. Ama kafalarında hesap varsa Beşiktaş darmadağan olabilir. Çünkü derlerki; “Tilkinin kafasında yüz hesap birden dolaşır. Ama bunun 99’u bir tavukla ilgilidir.” Belirleyici!.. Rize’nin ligin altında ve üstünde oynadığı belirleyici rolü kastediyorum. Sen kalk cezalı oyuncun Özgür’ü İstanbulspor maçında oynatma ve Trabzon’a karşı oynat. Yenmişken yenil. Fener’den kap, sonra bir daha oyna ve fazlasıyla geri ver. Trabzon’un aldığı haram ise Fener’in aldığı da haram. “Günahlar eşit olunca bundan sevap çıkmaz.” Arkadan Bursa’yı Bursaspor’un başına yık. Ondan bir önce Akçaabat’ta Sebat’la kol kola horon tep. İyisi ve kötüsüyle aşağıda ve yukarıda hep belirleyici ol. Ligi hizaya getir, hemşehrilerine kucakta sun ve ligin her tarafını sen belirle. (Gerçek bir şanssızlık yaşa ve sonunda en önemli düşme adayı ol.) “Şanssızlık nedir biliyor musunuz? Alexander Graham Bell’in başına gelendir. Bell telefonu icad etti ve asla ne annesiyle, ne de karısıyla konuşabildi. Çünkü annesi de karısı da doğuştan sağırdı.” İşte Rize’nin başına gelen budur. Çıkanlar!.. Haritada boşluklar yine dolduruluyor. Kocaeli’den sonra Bursa’nın da Süper Lig’i terketme ihtimali belirince, o bölgenin hareketini artık Sakaryaspor sağlayacaktır. Elazığspor’dan doğacak boşluğu Erciyesspor hareketlendirecektir. Büyükşehir Belediye Ankaraspor ligin bonusudur. Erciyesspor da Hüseyin Hamamcı’nın bu konuda eksper oluşunu, Ankaraspor’un Altaylı Reha’yı, “Reha hoca” yapan hamlesini, Sakarya da Şaban Yıldırım’ın doğru dozda alınan antibiyotik gibi başarısını takdir ediyorum. Ama şimdi olacakları söyleyeyim; üç hoca da teşekkür edilerek kapının önüne koyulacak, abuk-subuk zenciler alınacak ve üç takım da kendini düşmemek için mücadele ederken bulacak... (Benden söylemesi.) Fazla Cavcav etmeyelim!.. Ben seni niye destekleyeyim ki, İlhan Cavcav? Sen şampiyonluk ve Avrupa’da başarı hayalleri asla olmayan bir adamsın. Sen futbolun ticaretini başarabiliyorsun sadece... UEFA Kupası’na katılmayı ilk hakettiğinde Ümit Karan dahil iki-üç oyuncunu hemen satmıştın. Bu sezon UEFA’da bir yerlere geldin ve geldiğin yerin üstüne koyman beklenirken, sen tekrar adamlarını satmaya hazırlanıyorsun. Senin elindekileri tutup, Avrupa deneyimi olan adam alman gerek. Sen Üç Büyükler’den adam transfer etmen gerekirken, onlara adam pazarlıyorsun ve sonra diyorsun ki, beni destekle. Ben seni niye destekleyip, sana para kazandırayım ki? Üç Büyükler’in peşine takılırım ve onları desteklerim tabii ki. Çünkü Türkiye adına birşeyler yapmaya çalışanlar onlar. Sen değilsin... Adanolu futbolu Cavcav’lar olduğu sürece benden asla destek alamaz. Çünkü sen cavcav ediyorsun. “En büyük yalanımız, ‘yalandan nefret ederim’ sözü değil midir?” Ey Rütük!.. Siz daha uyuyun... Sonunda yayının sesini kesen reklamı da gösterdiniz bize. Devrelerin bitmesine beş dakika kala maçı anlatan spikeri bir arabanın ezip öldürmesine nasıl izin veriyorsunuz? Bir Chevrolet araba çıkıyor, maçı anlatan adamı altına alıp eziyor ve siz yayını doğrayanlara seyirci kalıyorsunuz. Yoksa hepiniz Chevrolet’e mi biniyorsunuz? Yoksa siz bu kadar korkak mısınız? Ya da kimden korkuyorsunuz? Freehili diye bir adamı hiç duydunuz mu? Tam size göre bir sözü var çünkü: “Hangisi daha korkaktır? Karanlıktan korkan bir çocuk mu, yoksa aydınlıktan korkan bir büyük mü?”
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 86072
    % 1.74
  • 6.0742
    % -0.37
  • 6.8075
    % -0.15
  • 7.7293
    % 0.17
  • 251.383
    % -0.09
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT