BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Turizmin parlayan yıldızı / Tunus / İrfan Özfatura

Turizmin parlayan yıldızı / Tunus / İrfan Özfatura

Tunuslular tarihi kale içlerindeki çekirdek şehirleri (medinaları) çok iyi korumuşlar. Şimdi bunun hayrını görüyor; her yıl 5 milyon (nüfuslarının yarısı kadar) “paralı ve harcamayı seven” turist ağırlıyorlar.



Tunus evleri dıştan bizimkileri andırıyor ama kapıdan girince manzara değişiyor, yolunuz bir iç avluya açılıyor. Bu avluda mutlaka bir kuyu bulunuyor, duvarlarda gömme çeşmeler, ocaklar görünüyor. Evler, elbette haremlik selamlık ve karşınıza adım başı bir hamam çıkıyor. Çağdaş binalar da bir cumba iki kafes ile karakter kazanıyor, buram buram arabesk kokuyorlar. Hani iyi de oluyor, insan Akdeniz’e sahili olan bir Arap ülkesinde dolandığını anlıyor. Tunusluların mutfağı bizim kadar zengin değil ama bize uyuyor. Baş yemekleri “kuskus” lâkin onlar kuskusu bizim gibi yapmıyor, bildiğiniz irmiği bulgur gibi pişiriyorlar. Yanına bazen et, tavuk koyuyor, bazen sebze, bakliyat yakıştırıyorlar. Masada mutlaka bir zeytinyağı şişesi ile bir tabak acı biber salçası oluyor. Acılar “bağırtan” cinsten, bu yüzden mideleri zeytinyağ ile zırhlıyorlar. Nanesiz asla... Tunus tam bir deniz ülkesi, balık bol ve ucuz. Doğrusu balığı çok seviyor ve çok yiyorlar. Bu ülke adeta meyve bahçesi Nisan Mayıs ayında bile kavun karpuz çıkıyor, kayısı şeftali tezgahları tutuyor. Tunuslular temmir (hurma) yemeye doyamıyor, ağızlarına bir parça atıp, kahvelerini kıtlıyorlar. Kahveyi aynı bizim gibi içiyor, adına da “Türk kahvesi” diyorlar. Çarşı pazarda tatlıcılar mesai üstü çalışıyor, çeşit çeşit helva, Şam tatlı, lokma, bohça yapıyorlar. Şerbetlerine bir miktar gül yaprağı atıyor, çok hoş bir koku elde ediyorlar. Çay bardağına iki yaprak taze nane koyuyor (sahi biz niye öyle içmiyoruz ki), tömbekiye vanilya ya da elma kabuğu katmadan edemiyorlar. Nargile yaygın, lâkin ehl-i duhan (sigara tiryakisi) yok denecek kadar az. Öyle ikide bir paketine sarılana, sağa sola izmarit basanlar hoş bakmıyorlar. Kıraathaneler saray gibi. Sedirlere, sekilere çıkıyor, hasır üzerinde bağdaş kuruyorlar. Onlar da bizim gibi vakitlerini kahve köşelerinde oturarak geçiriyor “n’lacak bu Tunus’un hali” sorusuna cevap arıyorlar. Şehrin gözde caddeleri cafelerin gölgesinde, Fransızlar gibi kaldırımlara mermer masalar, demir iskemleler atıyor, yorgun seyyahlara meşrubat, dondurma yetiştiriyorlar. Arabesk yaşıyorlar Müzikleri bildiğiniz arabesk. Bunlar da kendi aralarında ikiye ayrılıyor. Bazıları sırf “ritm olsun” diye yapılmış, def dümbelek, zil zılgit birbirine karışıyor, nefes nefese bir cümbüş sürüyor. Bazıları da ud ağırlıklı ve adamın içini bayıyor. Amcam 40 dakika “ya ya ya, ey ey eyyy” dedikten sonra kaset bitiyor, öbür yüzünü çeviriyorsun 40 dakika daha “ya”lar “ey”ler birbirini izliyor. Bunu dinleyen şoförler nasıl uyumuyorlar bilmem ama turistlere “enteresan” geliyor. Geleneksel kadın elbiseleri göz alıcı renklerden yapılıyor, kollarında yakalarında iri ve yaldızlı motifler görünüyor. Erkek elbiseleri de süslü ama onlarda gri ve bej gibi ağır renkler kullanılıyor. Her yiğidin dolabında mutlaka yakası yeni işlemeli bir entari ile fes oluyor. Bardo sarayı Hani insan çalıştıkça yükselir derler ya, medinalarda gün boyu fes kalıplayan esnaf bitirdiği işi iki tahta arasına sıkıştırıp üstüne oturuyor. Adam çalıştıkça mal artıyor ve mecburen yükseliyor. Tunuslular toprakla uğraşmayı çok seviyor, bağların bahçelerin etrafına iri iri kaktüsler dikiyorlar. Kaktüsler adeta sur gibi yükseliyor bahçeyi koruyor. Kaktüsün dikenleri ne kadar ürkütücü ise çiçekleri de o kadar iç açıyor. Aman Ya Rabbi o nasıl parlak ve berrak renkler? Kavuniçiler, kan kırmızılar, gök maviler. Çiçek döktü mü seyredin kaktüsleri. Bağı bahçeyi bile gölgede bırakıyor. Tunus’ta İspanyollardan kalan en önemli eser Bardo Sarayı. Saray zaman zaman Türkler ve Araplar’ın elinden geçse de çizgisini kaybetmemiş. Burada eski Bizans keramikleri sergileniyor. Ayrıca mebzul miktarda Zeus ve Apollon görücü bekliyor. Batılılar, bunlara bayılıyor, seyretmeye doyamıyorlar.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT