BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Slogan ekonomisi

Slogan ekonomisi

Tek tip partilerin, tek tip ideolojilerin, tek tip düşünce yapısının hakim olduğu toplumlarda, en etkili telkin ve yönlendirme aracı sloganlardır.



Tek tip partilerin, tek tip ideolojilerin, tek tip düşünce yapısının hakim olduğu toplumlarda, en etkili telkin ve yönlendirme aracı sloganlardır. Siyasi, toplumsal, iktisadi her konu, birkaç slogana -daha doğrusu kalıplaşmış kavrama- indirgenerek, kitlelerin zihnine adeta çakılır. Türkiye’nin de yakın tarihi, “bazıları hâlâ tedavülden kalkmamış” yüzlerce slogan ile doludur. Yıllar yılı, “dört tarafı düşmanla çevrili” bir ülkede yaşadığı korkusuyla ikna edilen bizler, “bize bizden başka dost yoktur” denilerek, diplomatik ilişkileri “dostluk-düşmanlık” temelinde anlamaya çalıştık. Bir türlü de anlayamadık. Hakeza, “tarımda kendisine yetebilen ülke olmayı” marifet, “zengin kaynakların fakir bekçileri olmayı” meziyet zannettik. Belki de dogmatik eğitim sistemimizin tesiriyle, fikir sahibi olmadan hükmetmeyi, bilgi sahibi olmadan kanaat belirtmeyi öğrendik. Hep belli kalıplar içinde düşünmeye, anlamaya alışmış bu ülkenin insanları. Oysa dünya, ekonomisiyle siyasetiyle değişiyor, dönüşüyor biteviye. İzafi biçimde doğrular yanlış, yanlışlar doğru olabiliyor. Rızkın onda dokuzu... Çağdaş ekonominin temelinde verimlilik ve katma değer üretmek var. Yani zengin kaynaklara sahip olmak, kendi kendine yetebilmek bir ülkeyi düze çıkarmıyor. Küresel olarak iç içe geçmiş, pazar ve tüketici odaklı yeni düzende “yerli malı yurdun malı, herkes onu kullanmalı” diye bir kavram yok. Bir yandan ithalatın, bir yandan ihracatın artmasının başka bir izahı olabilir mi? Hammaddeyi almak, üzerine bir şeyler koyarak değerini katlamak, sonra bu yeni malı bir başkasına satmak. Yani üretime dayalı ticaret. Türkiye, değer artıran üretimi ve kâr eden ticareti yapabildikçe büyüyecek, gelişecek. Müreffeh bir toplum olmanın yolunun, “ferah zihinlerden” geçtiğine inanıyorum ben. Türkiye sloganların ve dogmatik kuşatılmışlığın tesirinden kurtuldukça modern, özgür ve demokrat bir toplum tanımının içini doldurdukça, “iyi yaşanan” bir ülke olacak. Siz de benim gibi düşünüyor musunuz?
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT