BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Adalet GAF dağının ardında..

Adalet GAF dağının ardında..

Biz kim oluyoruz da “atalet” ve hatta “dalalet” içine düşmüş hakemlerden “adalet” bekliyoruz? Ya da, onlar kim oluyor da bir takımın oyuncularını, “arabasının camını silmeye gelmiş kırmızı ışık çocuğunun camını çizeceğine inanan sürücü” gibi azarlamak hakkını kendilerinde buluyor? Bir takıma karşı sürekli “mahkeme duvarı” gibi davranabiliyorlar. Son iki haftada; biri “Yozgat deplasmanında Sergen’in kartında” takılı kalmış bir hakemi, diğeri “gardiyanlık günlerinde” asılı kalmış bir hakemi atayarak manipülasyonu açığa çıkan MHK utansın!..



Christoph Daum bir çıkış yaptı. Kendi ülkesinde varlığını kabul ettirmek için kendi ülkesinin bir takımına karşı kazandığı bir puan mı, yoksa kaybettiği iki puan mı, asla bilinemeyecek olan bir maçın ardından kendi ülkesinin Frankfurter Algemeine Zeitung gazetesine bir röportaj verdi. Blöf ve rölans arasında gidip gelen bir sohbette yine kaygan düşüncelerini yansıtmaya çalıştı. Oysa, En büyük sorunu Türkiye’de işi çok kolay olan takımlara karşı elde ettiği kolay galibiyetlerle - ki onlarda bile zorlandığı çokçadır - eğitimini tam olarak alamamış takımının Avrupa’ya çıkınca bocalamasıdır. Bundan söz etmedi hiç... Oysa, Bir Appiah’ın fiyatından eksi iki orta karar futbolcu bedeline kurulmuş olan Kayserispor maçını unutmamalıydı. Konya maçındaki sıkıntıları, rakibin farka gidememesi nedeniyle atlatabildiğini itiraf edebilmeliydi. Maçın sonrasında golün nizami olduğunu Türk medyasına nasıl söyleyebildiğini, ama bu röportajda zarif itirafını ve centilmenliğini Alman basınına sakladığını da belirtebilmeliydi. Alman gazetecinin kendisinin ve rakiplerinin Avrupa kupaları ve büyük maçlar dışında olanları izlemediğini ve bu nedenle bilemediğini çok iyi biliyordu. Oysa, Türkiye’de Nobre’nin rakibini hem dövüp hem de Alex’e nasıl kolayca serbest vuruş alabildiğini, bunun Avrupa takımına karşı Avrupalı bir hakemle o kadar kolay olmadığını anlatabilmeliydi. Türkiye Ligi’nde onu izleyen hangi takımsa, o takıma bir hafta öncesinden ağırlık bindirildiğini görmeliydi. Rize maçını da hatırlatmalıydı. Oysa, Yurt dışına çıktığında geçen sezon Alex ve Nobre’nin kart cezalısı olabildiklerini ama Türkiye’de Alex’in her “IH” dediğinde istediği yerden serbest vuruş aldığını da söylemeliydi. Avrupa’da ise bu iki oyuncunun çok çabuk kart gördüğünü ve oyundan atıldığını anlatabilmeliydi. Oysa, Şu istatistiği vermesini dilerdim hedef saptırmak yerine. Schalke’nin topla oynama oranı %59, F.Bahçe’nin ise %41. Yer ise Kadıköy. İkinci yarının ilk yirmi dakikasında bu oran %69’a %21. Utanır insan bu mahkûmiyetten. Bu geriye oynamak filan değil, bu hiçbir şey oynamamaktır!.. Oysa, F.Bahçe rakip kaleye 11 şut atabilirken ve bunların sadece 4’ünden isabet bulurken, rakibin 16 şut çekiyor ve bunların 8 tanesinden isabet buluyor ve bunu Kadıköy’de, senin sahanda yapabiliyor. O üç forveti iki arkadakiyle beşe çıkarırken, sen hâlâ tek forvete uzun atıyorsun. Bu mu senin dehan?.. Oysa, Rakibin 5 faul yaptı maç boyunca. Sen ise 28... Korkunç farkı görüyor musun? İşte bu farktır senin Türkiye’de işinin ne kadar kolaylaştırıldığının kanıtı. Sana cesaret edilemeyen tavırların rakiplerinden hiç esirgenmediğini, her tökezlediğinde sana sistemin el uzatıp yerden kaldırdığını görmezden gelmemeliydin. Oysa, Şu istatistiği de vermeliydin Alman gazetesine. Sen kendi sahanda Schalke takımına karşı kaç korner kullandığını hatırlıyor musun?.. Bir... Tek... Rakamla 1... Rakibin ise senin kalene tam 10 korner attı. 10’a 1... Vah benim Daum’um. Buldun çiftliği, elle at, döverek at, atamazsan Nobre dövsün, Alex de frikik kullansın. Türkiye’yi şavulla ama Avrupa’ya gelince bizi şikayet et oynayacağına. Oysa, Alman gazetesine bizim ortamımızı şikayet edeceğine, blöflerini masaya dökeceğine sen ve camianı gerçekle yüzleştirebilseydin, işte o zaman Türk futboluna ve takımına hizmet etmiş olurdun. Anlı şanlı F.Bahçe ağırlıklı ve bir çoğu da yönetiminden güdümlü medyanın gösterdiğine inanmaz, arkasında yatan gerçekleri görürdün. Sen de Türkiye’de sana kurulan sanal bir dünyaya inandığın için gerçekle yüzleşmek durumunda kaldığın Almanın gazetesine gerdan kırman normaldir. Oysa, Sevgili Daum’cum.. Gerçek acıdır ve acıtır. Senin işin Türkiye’de çok kolaylaştırıldığı ve Avrupalı bir hakemin ortada ve normal, biraz da adaletli kararları ile maç oynama eğitimini futbolcularına veremediğin için Avrupa’da bocalıyorsun. Adalet görmediğin için gücünü gerçekten test edebilme imkanın olamıyor. Oysa, Senin ve oyuncularının gücü, bir futbolcundan daha az fiyata top oynamaya çalışan takımlara yetiyor. Yetmediğinde de yardım alıyorsun. Senin yoluna çiçekler, yarıştığın rakiplerinin yoluna ise dikenler döşeniyor. Sadece son haftaların hakem atamaları ve atanan hakemlerin yorum farklılıkları bile bunun yeterli kanıtıdır. Doğrusu “düşenin dostu olmaz” galiba!.. Cümleyi biraz ÜNlendirince, oluverdi “düşünenin...” Daha da yakışıklı oldu bence. Oturdum, “düşündüm” sizlere “düşkünlüğümden.” Ama düşmedim sevgili okur. Üstüme YKM’yi kullanarak gelenlerin düşürdüğü biri olsaydım, 32 yıl birilerinin alnına gerçeği “çaaat” diye nasıl çarpardım. Ligin bir yerinden girdim, Gerets ile Doğu Perinçek’e uğradım, Ebru Şallı’nın üzerinde biraz durdum ve geçtim eğitim sistemine ve bir başkan reisine. Oradan Yeni Karamürsel’in az buçuk valide hissesi karşılığı “sahibi” gibi davranan bir adem yoluyla ve bitirdim Ali Poyrazoğlu ile... Başlığım şu bölümdeki ana yazının değil, bu köşedeki tüm yazılarımın başlığı olarak kabul edilebilir. > Kuyu bana taş attı Abdürrahim Albayrak’ın yıldızı yeniden parlamaya başladı. Yönetimin yeni adayları sırf iş demokratik olsun diye seçime girmiyorlarsa eğer, kim olursa olsun listesinde Albayrak’a yer vereceği kesin. Son dönemde atılan en doğru adım, gümbür gümbür geliyor... Karadeniz’in pratik zekası ve yüreğindeki G.Saray aşkı ile bir çok sorunu daha sorun olmadan çözeceğine eminim. Onun hiç zorlanmadan empati oluşturan kimliği, dilinin kıvraklığı, doğallığı, mensubu olduğu camianın aristokrasiden boğulmuş düzenine eksiği gidererek ilaç gibi gelecek ve tribünlerin bir kaç dakikalığına bile olsa sırtını dönmesini de engelleyecektir. O, taraftarın istediği taşı kuyuya atan adamdır. Hakkı yendiğinde bile feryatlar içindeki taraftarına “Zaten maça gelmiyorlar ki” şeklinde yaklaşan anlayışa son verecektir. Hırsız yerine ev sahibini yakalayan Gürsoy ve arkadaşlarından bazılarının karşısında duracak ve o taraftar bu kadro için bile sahaya gelmeye başlayacaktır. Sadece G.Saray sevgisi ile bir insanın nerelere kadar gelebileceği de kanıtlanacaktır. Yani hoş gelecektir.. Çünkü, Abdürrahim Albayrak “kuyunun bize attığı taş” olmuştur.. Teşekkür Bu küçük alanı da kendime kullanıyorum. Ankara’da aslanlar gibi vatani görevini yapmakta olan oğlumun birliğindeyken zamanında futbol oyunundan kalan menüsküs kırığı nüksetti ve ayağı alçıya alınarak İzmir’e gönderildi. Sonra da aniden başlayan bir şişme ve üstüne basamama durumu nedeniyle acilen Özel Ege Sağlık Hastanesi’ne kaldırıldı. Oğlum Enkidu Aktan ile şansımıza Ümit Milli Takım’ın doktoru ve bir çok sporcuyu sağlığına kavuşturmuş olan Doçent Doktor Levent Köstem’e rastladık. Kendisi ortopedi ve travmatoloji bölüm şefidir. Anestezi uzmanı Dr. Metin Ersöz ve hemşiremiz Habibe Tekeli ile birlikte evladımı sağlığına kavuşturdular. Henüz üstüne basamıyor ama yakında koşacak Allah’ın izniyle. Emeği geçenlere ve gerekenden fazla anlayış gösterme Ankara Merkez Orduevi Müdürü Topçu Kıdemli Albay Sayın Süleyman Baysal’a şükranlarımı sunuyorum. > S-ÖZ Beşiktaş’ın tek sorunu UYUMSUZLUK olarak belirlenmiştir. Evdeki maçlara çıkmak istemiyorlarmış. Haklıdırlar. Çünkü evdeki hesap ÇARŞI’ya uymadı... (Ümit Aktan) > POST-İT Bana “bu işin altında bi hakemlik var” gibi geliyo. “Çapan’ın mahdumu” zaten ayan beyan ortada. En azından hakemlerin suratlarından belli. Hepsi de G.Saray’a karşı gar saati gibi maşallah. Yarış ataletli (!) bir şekilde sürüp gidiyor işte... (Ümit Aktan) > Yeni gelecek hocanın Beşiktaş yönetiminden tek bir şartı varmış. “Aman; sadece sonuna kadar arkandayız demesinler, yeter” diyormuş...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT