BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Yumruğu havada kaldı...

Yumruğu havada kaldı...

İstanbul’dan Halil Beytur’un, şahidi olduğu ve kaleme alıp gönderdiği hatıra, iki asker arkadaşının, yıllar sonra trafik kazası sebebiyle birbirine kavuşmasıyla ilgili...



İstanbul’dan Halil Beytur’un, şahidi olduğu ve kaleme alıp gönderdiği hatıra, iki asker arkadaşının, yıllar sonra trafik kazası sebebiyle birbirine kavuşmasıyla ilgili... “Arkamızdan ‘küt’ diye bir ses duyuldu... Bakırköy’ün o meşhur caddesindeydik... Hani geçenlerde, bomba konulduğu için taksi havaya uçmuştu ya, işte o işlek caddenin ilerisinde... Yanımda arkadaşımla birlikte vitrindeki gözlüklere bakıyorduk... İki ticari taksi birbiriyle çarpışmıştı... Öndeki taksi, müşteri bulmuş olmanın sevinciyle olduğu yerde fren yapıp durunca, arkadaki taksi de küt diye ona çarpmıştı... Kaza bu... Bir anda herkesin gözü oraya çevrildi. Ne müşteri alacak şoförün gözü müşteriyi görüyordu, ne arkadaki taksi şoförünün gözü, bir başkasını... İki aracın da kapısı açıldı. İki şoför de arabadan indi... “Seyret az sonra kavgayı” dedim içimden. Çünkü ikisi de taksi şoförüydü. İkisi de yollarda gün görmüş öyle karşıdakine kolay pabuç bırakacak cinsten değildi... Öndeki aracın şoförü saçları hafif dökülmüş, hafif göbekli, orta boylu; arkadan vuran şoför ise iri bıyıklı, esmer, saçları ondüle taranmış az uzun boyluydu... Her ikisi de, şöyle araçların tamponuna göz attıktan sonra birbirlerine baktılar. İşte şimdi başlıyordu kavga: -Ne biçim duruyorsun be? Az ileriye çeksen kaçacak mıydı müşterin?! -Sen hem suçlu hem de güçlü çıkıyorsun be... Angut angut sağa sola bakacağına önüne bak. Stop lambasını görmüyor musun? -Fazla konuşma... Senden şoförlük öğrenecek değilim... Fazla da hasar yok arabanda... Herkes kendi hasarını düzeltsin yeter... -Hoop, bir dakika... Ne demek hasar yok. Görmüyor musun tamponu? Çat diye iki yerinden yarıldı... Baban mı ödeyecek bu parayı?.. -Hayret birşey ya... Adam önümde zırt diye durdu. Bir de suçlu duruma düştük. Bela mısın sen?.. Ne olursa olsun, arkadaki şoför kanunen suçluydu. Ama onda hata olduğu kadar, müşteri görür görmez duran öndeki şoförde de hata vardı. Biraz da buna sinirlenen arkadaki şoför, öndekinin yakasına yapışmıştı bile... Sanki, “Nasıl olsa suçlu durumdayım. Hiç olmazsa bir iki patlatırsam öfkemi alırım” der gibiydi... Onlar yaka paça birbirine girer girmez, etraftakiler de, “Durun yapmayın. Ayıp oluyor!” gibi sözler söylemeye başladılar... Şoförlerin kimseyi dinlediği yoktu... Arkadan çarpan şoför tam yumruğunu kaldırmış, öndekinin suratına patlatacaktı. O an göz göze geldiler... Bir tuhaf bakışma oldu... Sonra öndeki şoförün sesi bir garip çıktı: -Dur vurma Nihat!.. Bu söz üzerine, şoförün yumruğu havada kaldı. Üstelik bir tuhaflaşmıştı... Dudakları titredi: -Sen, sen nerden biliyorsun benim ismimi? Saçı hafif dökülmüş olan, daha bir güvenle devam etti: -Sen Erzurum’lu Nihat değil misin?.. Asker arkadaşım Nihat... Bu sözlerle biz kavgayı izleyenler şaşırdığımız gibi, Nihat ismindeki şoför iyice şoka girmişti... Bir an gözlerini kıstı, eli yumruk halinde ve havada öylece duruyordu. Sanki karşısındakini tanımak ister gibi çaba sarf ediyordu... Nihayet haykırır gibi cevap verdi: -Ahmeet!.. Ve birbirine öyle sarıldılar ki, hepimiz olduğumuz yerde donduk kaldık... Bilirsiniz bizim millet duygulansa da, öfkelense de bir tek şey biliyor, alkış... Bir alkış tufanı koptu... Ama etrafta olup bitenler şoförlerin umurunda değildi. Birbirlerine bakıp bakıp kucaklaşan, ardından gözleri dolan iki şoför, araçlarına binerek peş peşe gittiler... Artık, ne araçlardaki hasarı düşünüyorlardı, ne polisin gelmesini... Belliydi ki, karakola değil, oturup hasret giderecekleri bir mekana gidiyorlardı...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT