BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Evlendiği zaman otuz yaşındaydı...

Evlendiği zaman otuz yaşındaydı...

Gecenin karanlığında bir flaş gibi parlayan şimşeğin ardından camları sarsan bir gök gürültüsü duyuldu. Birdenbire bastıran sağanak yağmurun sesi insanı huzursuz ediyordu.



Gecenin karanlığında bir flaş gibi parlayan şimşeğin ardından camları sarsan bir gök gürültüsü duyuldu. Birdenbire bastıran sağanak yağmurun sesi insanı huzursuz ediyordu. Şefika Hanım besmeleyle kalktı yatağından. Karanlıkta güçlükle giydi terliklerini, üzerine ayak ucunda duran hırkasını aldı. Ayaklarını sürüyerek odadan dışarı çıktı. Oturma odasında camın önünde duran kanepeye bağdaş kurdu. Neredeyse on beş senelik olan perdesini aralayarak sokağa baktı. Deli bir yağmur vardı dışarıda. Sular, bir anda azgın bir nehir gibi akmaya başlamıştı sokakta... Âdeta kıyamet kopuyor gibiydi gökyüzü. Ardı ardına şimşekler çakıyor, gök gürültüleri insanı ister istemez ürkütüyordu. Bir anda odanın içi aydınlanıverdi. Ürkek bir tavırla döndü yaşlı kadın. Kocası Şevket Bey şaşkın ve uykulu gözlerle bakıyordu oda kapısının önünde. Şefika Hanım mahcup bir tavırla sordu: - Uyandırdım mı Şevket Bey? Sessiz kalkmaya çalıştım ama... Yaşlı adam omuzlarını kaldırdı: - Yok sen uyandırmadın. Gök gürültüsüyle uyandım. Bir baktım ki yoksun yanımda... - Benim de uykum kaçtı, gelip oturdum şuraya yağmur seyretmeye... Başını pencereye doğru çevirdi, bir kez daha göz attı dışarıya ve ekledi: - Bardaktan boşanırcasına yağıyor, Allah evsiz barksızlara yardım etsin... Bu havada ne zor... Şevket Bey de biraz daha açılmış bir şekilde karısının karşısına oturdu. O da cama doğru eğildi ve dışarıya baktı. Gördüğü manzara karşısında yüzünü buruşturdu: - Yarın her tarafı su basar artık... Birçok insanın canı yanar... Şefika Hanım birkaç senedir bayağı ıstırap veren ayak ağrılarından şikâyetçiydi. Güçlükle kalktı oturduğu yerden, kocasına döndü: - Işığı kapatayım, daha iyi görünür. Bu saatten sonra yatmam artık ben. Sabahın beşi olmuş zaten. Az sonra ezan okunur. Bir çay koyayım ocağa... Şevket Bey gülümsedi: - Sanki içimden geçenleri anlıyorsun hanım... Aşk olsun sana... Şefika Hanım cevap vermedi. Ayaklarını sürüyerek odadan çıktı. Neredeyse otuz beş senedir bu evde oturuyorlardı. İlk çocuğu Yadigar da dahil olmak üzere beş evladını da bu evde dünyaya getirmişti. Babacığının ölümünden sonra ondan kalan miras parasıyla almışlardı bu evi. O para olmasaydı Şevket Beyin memur maaşıyla bir ev sahibi olabilmeleri mümkün değildi zaten. Geç evlenmişti Şefika Hanım. Annesi daha o on altı yaşındayken bir felç geçirmiş, genç kız bu yüzden okulunu bırakıp annesine bakmaya başlamıştı. On dört sene sürmüştü bu bakım. Bu yüzden onlarca kısmeti çıkmasına rağmen anacığını yaşlı babasına bırakıp evlenmeyi asla düşünmemiş, bütün kısmetlerini geri çevirmişti. Yirmi dokuz yaşına geldiği zaman hayat yorgunu olmuştu. Hiçbir yeri tutmayan yatalak bir anneye bütün şefkatini vererek bakmak, evin geri kalan bütün işlerini yüklenmek, karısının hastalığı yüzünden hayata küsmüş bir babayı idare etmek yormuştu genç kızı. O sene kaybetti anacığını. Onun ölümüyle bir boşluğa düştü. Uzun süre kendine gelemedi. Ama Allah insana sabır ve dayanma gücü veriyordu. Eşin dostun araya girmesiyle Şevket Beyin evlilik teklifini kabul etti. Evlendiği zaman otuz yaşındaydı... > DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT