BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Koltuktan yatağa Ariel Şaron

Koltuktan yatağa Ariel Şaron

Ariel, Likud içinde Netanyahu’nun muhalefetiyle karşılaşınca Kadima (İleri) adı altında yeni bir parti kurar. Kendi göremese de vekilini koltuğa oturtmakta zorlanmaz... Olmert, Lübnan sabıkasıyla ona lâyık (!) bir halef olduğunu ispatlar.



Mesih bekleyen Siyonistler tek duvarı (Ağlama Duvarı) kalan Süleyman Tapınağını yeniden yapmaya kalkar, bu yüzden Mescid-i Aksa ve Kubbet-üs Sahra’yı yıkmayı göze alırlar. Nurlu mescide karşı yüzlerce kez sabotaj yapar, yer yer yangınlar çıkarır, ahşap ve fildişinden mamul muhteşem mimberi parçalarlar. 1980 yılında “Grup Gush Emunim” adlı tetör örgütünün 300 kadar üyesi ağır silahlarla Mescid’e saldırırlar. 1982’de ABD pasaportlu bir Yahudi elindeki M-16 ile namaz kılanlara ateş açar. 10 Mart 1983’te Gush Emunim militanları Harem-i Şerif’in duvarlarına tırmanır, yanlarında getirdikleri patlayıcıları kullanmaya kalkarlar. Her ne kadar gözaltına alınırsalar da arka kapıdan salınırlar. El bombaları, dinamit lokumları, havan topları işe yaramayınca ‘tarihî araştırma’ bahanesiyle tüneller kazar, Mescid-i Aksa’yı alttan çökertmeye çalışırlar. Vurun bebeğe! Ariel, Filistinlilerin hassasiyetlerini bilir, onların nasırına basmaktan korkmaz, böylece ülkesindeki ılımlı iktidarların şansını da zora sokar. Nitekim barış görüşmelerinin devamından yana olan Ehud Barak’ı sandığa gömer, şiddet yanlılarının sayısı çığ gibi artar. Şubat 2001 seçiminde oyların % 60’ını alarak iktidara gelir ve daha çok kan ve gözyaşı için düğmeye basar. Düşünün Şeyh Ahmed Yasin gibi tekerlekli sandalyeye mahkum bir ihtiyarı öldürmekten kaçınmaz. “Aksa İntifadası”nda “küçük generaller”in tek silahı taştır! İsrail tankları ve helikopterleri yalın ayaklı bebelere bile acımaz, 1000’den fazla sivili kırar, buldozerlerle evlerini bahçelerini dağıtırlar. Filistin ekonomisi büyük zarara uğrar, halk % 50 fakirleşse de geri adım atmaz. Siyonist ideolojiyle yetişen İsrail askerleri Müslümanlara hayvan gözüyle bakar, cinayet işlemekten zevk alırlar. Nitekim ılımlı diye tanınan Ehud Barak dahi “Filistinli kalabalıklara karşı her türlü aracı kullanmak meşrudur. Kaç Müslümanın öldüğü beni alakadar etmez, önemli olan halkımın emniyetidir” demekten kaçınmaz. General Eytan ise “Hiçbir şeye pişman değiliz. Filistinli göstericilere karşı silah kullanma emri verdik. Özellikle göğüs ve başa vurulmalı, kalplerine korku salınmalı” açıklamasını yapar. Rakamlar İsrail askerlerinin bu emri tereddütsüz yerine getirdiğini gösterir ki “Aksa İntifadası”nda hayatını kaybedenlerden 230’u 18 yaşından ufaktırlar. Ölenlerin % 84’ü ise gösterilere katılmaz, evlerinde hedef olurlar. Yaralı sayısı 20 bini aşarken hastanelere de saldırıya uğrar. Çoluk çocuk demez, gözaltına alırlar. Ariel ele geçirdiği mahalli televizyonlardan porno yayın yaptıracak kadar sapıktır, kural kaide tanımaz. Doğrusu Filistinliler de bölük pörçük ve başsızdırlar. Zaman zaman otobüs patlatmak gibi “Müslümana yakışmayacak” işler yapar, sanki uluslararası arenada “yalnız kalmak için” çırpınırlar. İsrailli diplomat Abba Eban “Araplar fırsat kaçırmak için hiçbir fırsatı kaçırmıyor” sözüyle bu inceliğe vurgu yapar. Ariel böylesi eylemleri bahane ederek meskun mahalleri bombalar, El Burj mülteci kampında 15 kadın ve çocuğun şehadeti üzerine özür dilemesi gerekirken iffetli kadınlara “fahişeler” diye hakaret etmekten utanmaz. Böylesi operasyonlardan birinde üç aylık bebek, Ziyauddin et-Tumeyzi’yi alnına silah dayayarak öldüren katillere bile sahip çıkar. Pes yani Ariel, bunca pislik “ariel matic”le dahi arınmaz. Eh, arkasında Amerika gibi bir müttefiki varken sorgulanmayacağını bilir, suç dosyasını kabartmaktan korkmaz. Bunları bizden biri yapsa... İnanın topa koyar, atarlar. Ariel, Likud içinde Netanyahu’nun muhalefetiyle karşılaşınca Kadima (İleri) adı altında yeni bir parti kurar. Kendi göremese de vekilini koltuğa oturmakta zorlanmaz. Olmert Lübnan sabıkasıyla ona lâyık (!) bir halef olduğunu ispatlar. Niçin boşalttı? Filistin topraklarında 34 meskun mahal inşa eden Şaron’un en önemli icraatlarından biri Gazze Şeridi’ndeki yerleşim alanlarını boşaltması ve orduyu bölgeden çekmesi olur. Bunu elbette Filistinlilerin kara kaşı, kara gözü için yapmaz. Gazze’den tek taraflı çekilerek Batı Şeria’yı ilhak etmeyi planlar. Hesabını hızla çoğalan Araplar karşısında “azınlığa düşmemek” üzerine kurar. İsrail’in işgal ettiği topraklara hükmedemeyeceğini iyi bilir, tabanı ve partisine ters düşmek pahasına planını uygular. Filistin tarafını da kaale almaz, kafasındaki sınırı duvarlarla şekillendirmeye kalkar. İki devletli çözüm... İşte buna bir ılımlının gücü yetmez, ancak namlı mimli bir şahin imza atar. Suud, El Maktum, Sabah gibi aileleri ve Mübarek, Esad, Kaddafi gibi diktatörleri kullanmaktaki maharetiyle tanınan Amerika Orta Doğu’da demokrasi arzulamaz. Ahmedinecad’ın ardından iktidara gelen gelen Hamas yüzünden Bush yönetiminin keyfi kaçar. Bu arada İsrail uluslararası meşruiyetini giderek kaybeder, dostları azalır. Yahudi sermayesi dikkatle izlenir, tavrını İsrail’den yana koyan firmalar ambargo tehditleri alırlar. Düşünün tarafgir tavırlarıyla tanıdığımız BM dahi siyonizmi “ırkçılık” olarak yaftalar. >>> Şu anda... Geçtiğimiz günlerde İsrail’in Lübnan’da yaptıkları çok yazıldı. Bunları tekrarda fayda yok. Biz Ariel’e dönelim, biliyorsunuz aylardır komada, doktorlar çaresiz, oğlu Omri (yolsuzlukları ortaya çıkınca Milletvekilliğinden istifa etmek zorunda kalmıştı) babasını Mozart dinleterek ayıltabileceğine inanıyor. Şuur yok, solunum, destek ünitesiyle sağlanıyor. Beyin kanaması kan sıvılaştırıcı ilaçlar yüzünden önlenemiyor. Bağırsaklar kesilmiş, karnından sürekli sıvı boşaltılıyor. Kudüs’teki Hadessa Hastanesi yetkilileri elinden geleni yapsalar da mesafe alamadılar. Liderlerini Tel Hashomer Askeri Rehabilitasyon Merkezine kaldıran postallılar da pek ümitli görünmüyor...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT