BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Korktuğu başına gelmişti...

Korktuğu başına gelmişti...

İki sene olmuştu ortaokul biteli. Bu iki sene zarfında dört beş yere sokmuşlardı çalışması için, ayakkabı tamircisinden sonra bir demirci dükkanına girmişti, oradan da ayrılınca bu sefer bir boyacının yanına vermişlerdi.



İki sene olmuştu ortaokul biteli. Bu iki sene zarfında dört beş yere sokmuşlardı çalışması için, ayakkabı tamircisinden sonra bir demirci dükkanına girmişti, oradan da ayrılınca bu sefer bir boyacının yanına vermişlerdi. En uzun durduğu işti boyacının yanı. Tam beş ay. Beş ay sonra bir sabah Seher uyandırmak için yanına gittiğinde boğuk bir sesle kalkmayacağını söyleyivermişti: - Rahat bırak beni yahu, gitmeyeceğim işe falan. Sıkıldım. Zavallı kadın hep tedirgindi o güne kadar. Durmadan dua ediyor, oğluna akıl fikir vermesi için yalvarıyordu Rabbine. Nihayet korktuğu başına gelmişti işte. Cılız bir sesle sordu. - Neden oğlum, neden gitmeyeceksin? Bak ne güzel, para kazanıyorsun, çalışmasaydın hiç o spor ayakkabıları alabilir miydin? - Çalışmayacağım yahu, rahat bırak beni, yoruldum. Fazla bir şey yapamadı Seher. Çaresiz boyun büktü. O günden beri haylaz bir şekilde dolaşıyordu Cengiz. Attığı golün sevinciyle kendi tarafına döndü. O sırada sokağın başında gözüken Reşat’a ilişti gözü. Kaşları çatıldı. - Hay aksi, babam geliyor yahu, saat kaç oldu ki? Reşat iri yarı, kaba saba görünüşüne ters düşen yumuşaklıkta bir gülümseme ile yaklaştı oğluna: - Ter içinde kalmışsın yavrum, haydi artık, eve gidelim. Yemek yiyeceğiz. - Sen git baba yahu, ben gelirim birazdan, şu maç bitsin. Adam sesini çıkartmadan elindeki katlanmış tezgahı yere bıraktı. Hem biraz dinlenmiş olurdu, hem de oğlunu izlerdi. - İyi, ben bekliyorum burada. Sizi seyredeyim biraz. Sıkıntıyla soludu Cengiz sahaya dönerken. Bir yandan da söyleniyordu kendi kendine: - Dikildi başıma yahu... Reşat kenardaki taşlardan birine oturdu usulca. Üzülüyordu oğlu için. Bir baltaya sap olamadığını düşünüyor, bir baba olarak ne yapması gerektiğini bilmiyordu. Birkaç yakın arkadaşıyla konuşmuştu dertleşmek maksadıyla. - Üzülme, askere gitsin gelsin, adam olur o... demişlerdi. Artık kendisi de yorgundu. Yaşı o kadar çok olmasa bile yaşadığı hayatın şartları vaktinden önce çökertmişti bedenini. Eskisi kadar güçlü olmadığını hissediyordu. Delikanlı oğlunun kendisine yardımcı olup, çalışması gerekmez miydi? Karısı da üzgündü. Küçük, çipil gözleri oğluna takıldı. Ne kadar sert hareketleri vardı. Birden korkuyla ürperdi. Çocukluğundan beri dehşetle izlediği, akrabalarının o uslanmaz hiddetlerini gördü bir an oğlunda. Ne kadar isabetli bir karar verdiğini düşündü Tunceli’yi terk etmekle. Eğer orada kalıp o anlamsız kan davasının içinde yaşasaydı, bir gün mutlaka oğlunu da bir şekilde kurban verirdi. İçi sızladı. Başını yan tarafa çevirdi. Mahallenin çocukları inanılmaz bir enerjiyle koşturup oynuyorlardı. Kadınlar kapı önüne çıkmışlar, kimisi evlerinden çıkarttıkları taburelere oturmuş, kimisi merdivenlere ilişmiş, ellerinde dantelleri, sıcak geçen bir günün ardından serinlemek için dışarıda toplanmış, bir yandan sohbet ediyor, bir yandan da işlerini işliyorlardı. Sıcak herkesi bunaltıyordu. Güneş bir kızıllık halinde yuvasına çekilmiş, buna rağmen sıcaklığını hâlâ hissettiriyordu. Hareketlendi. Kendi kendine söylendi: - Bahçeye bir şilte atıp orada yatmalı, evlere girilecek gibi değil! * * * Şehnaz sofrayı hazırladıktan sonra odasına girdi. Bir sene önce babasının aldığı kaset çaların içine bir kaset yerleştirdi. Sesini sonuna kadar açtı. Yanık bir ses doldurdu evin içini: - Yarim İstanbul’u mesken mi tuttun... Tiz sesiyle türküye eşlik etmeye başladı. Duvarda asılı plastik çerçeveli, köşeleri kararmış, sırları çıkmış aynanın karşısına geçti. Düz, siyah saçlarını geriye doğru attı. Güzel bir kızdı. Ortadan uzun boyu, biçimli bir yüz şekli vardı. Kahverengi küçük gözleri babasına benziyordu. Minik bir burnu, çıkık elmacık kemikleri vardı. Ellerini şakaklarına dayayıp geriye doğru çekti. Kendini inceledi aynada. Bir yandan da türküye devam ediyordu. Yaşadığı hayattan hep şikayetçiydi. Zengin olmak, filmlerde gördüğü gibi şatafatlı bir hayat sürmek istiyordu. İlkokulu bitirdikten sonra devam etmemiş, evde oturmaya başlamıştı. Fazla üstelememişti Reşat, kızının okuması için. Hem mali vaziyeti de yeterli değildi zaten... DEVAMI YARIN
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 94831
    % -0.62
  • 5.776
    % -0.25
  • 6.5746
    % -0.08
  • 7.3372
    % -0.24
  • 262.412
    % -1.06
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT