BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Azim ve kararlılık zekâdan önce gelir

Azim ve kararlılık zekâdan önce gelir

“Düzenli bir hayat ve yaptığınız işe odaklanmak sizin için başarıyı kaçınılmaz kılar” diyen Eminsoy, azim ve kararlılığın hayatınızı değiştireceğini ifade etti



Pazar Kahvesi Betül Altınbaşak betul.altinbasak@tg.com.tr “Düzenli bir hayat ve yaptığınız işe odaklanmak sizin için başarıyı kaçınılmaz kılar” diyen Eminsoy, azim ve kararlılığın hayatınızı değiştireceğini ifade etti “Türkiye’nin büyümedeki başarısı ve kararlılığı doğal olarak yabancı sermayenin iştahını kabartıyor” “Yurt dışında insanlar kredi kartlarını ayda 10 defa kullanırken biz ise günde 4-5 defa kullanıyoruz” Sunuş Kendisi büyük bir alçak gönüllülükle “şartlar benim lehime gelişti; biraz da şanslıydım” dese de; ona bu başarıya getiren kuşkusuz azmi ve kararlılığı oldu. ING Bank Genel Müdürü Hakan Eminsoy’la, kendi başarı hikâyesinden, Türkiye’deki ekonomik duruma; bankasının satışından, İstanbul tutkusuna, tablolara olan düşkünlüğünden, binicilik sporuna olan ilgisine kadar pek çok konuyu konuştuk. Aslında pek çoğumuza sıkıcı gelebilecek finansal konuları, büyük bir sadelikle anlattı, kariyer planlama döneminde olan gençlere öğütler verdi. İşte bu haftaki konuğumuz, kariyerine ve bilgisine gıpta edilecek, kişiliğine saygı duyulacak bir portre... ‘Memur bir ailenin çocuğuydum. Dolayısıyla çocukluğum şehir şehir gezerek geçti’ diyen ING Bank Genel Müdürü Hakan Eminsoy, “Pek çok da okul değiştirdim. Çok sevdiğim bir kuzenim vardır. Ona saygı duyar, örnek alırdım. Benim ortaokul yıllarımda o da Arthur Andersen’de çalışırdı. Tam olarak ne iş yaptığını anlamazdım ama, ona özeniyorum ya; ben de Arthur Andersen’de çalışmak isterdim. Aklım ermeye başladığında da bu ciddi bir karar olmuştu benim için. Orada çalışabilmek için Boğaziçi’nden mezun olmam gerektiğini öğrendim. Tarsus’taydık, lise 1. sınıftaydım ve karar vermiştim; Boğaziçi’ni kazanacak, bitirecek, sonra da Arthur Andersen’e girecektim! Öyle de yaptım. Mühendis olabilecektim, ama ilk tercihim işletmeydi. Okulu bitirdim, Arthur Andersen’e gittim, “sizinle çalışmak istiyorum” dedim. Ve kabul edildim. Bir ay sonra “gel, başla” dediler. Her şey çok güzeldi ama sonra ne oldu biliyor musunuz? Bu bir ay içinde Arthur Andersen kapandı! Bana, işlerin düzelmesi durumunda beni mutlaka arayıp, tekrar çağıracaklarını söylediler ama işlerin düzeleceği kesin değil ki...” ARTHUR ANDERSEN’E DÖNÜŞ > Sonra ne yaptınız, bu hikâyeyi biraz açar mısınız? İşin aslı şu, biliyorsunuz Arthur Andersen yabancı menşeli bir şirket. Yurt dışındaki patronlarla bizim Türk patronlar arasında bir çatışma olmuş ve Türkiye’deki faaliyetlerini durdurma kararı almışlar. Ben de şirketin tekrar açılıp açılmayacağını bilmediğim için, benzer başka bir firmaya girdim. Aşağı yukarı 3 ay sonra beni Arthur Andersen’den aradılar. Tekrar açılıyormuş, çağırdılar. Gittim tabi ve işe başladım. Arthur Andersen’de bankacılık denetimi yapıyordum. Bu uzmanlık alanım olmuştu. Aslında ben de seviyordum bankacılık işini. Bu şekilde bir bölümü Londra’da olmak üzere Arthur Andersen’de 5 yıl kadar çalıştım. Sonra da Finans Bank’la resmen bankacılık sektörüne girdim. 14 yıl Finansbank’ta çalıştım ve sonra Oyak Bank’a geçtim. Yaklaşık 5 buçuk sene de Oyak Bank’ta çalıştım. Malum bundan 3-4 ay önce de Oyak Bank Hollandalı ING Bank’a satıldı. Ve ben de devam ediyorum. İŞİMİZDE ÇOK İYİYİZ > Bu konuyla ilgili iki soru sormak istiyorum. Birincisi banka satıldı ancak siz görevinizde kaldınız, ikincisi ING neden Oyak Bank’ı tercih etti? Bunu kendi kendime söylemiş olmak istemiyorum ama, Oyak Bank’ta ekibimle beraber çok başarılı bir sonuç ortaya çıkardık. 5-6 sene önce neredeyse sıfır denecek bir noktadan bankayı bu seviyeye getirdik. Bir bankada en önemli şey çalışanlarının kurduğu organizasyon yapısı ve bu yapıdaki insanların birbirleriyle uyumudur. İşte bunu başardık. Yani bankada çalışanların ve yöneticilerinin payı büyüktür. ING grubuna girene kadar global bir bankada çalışmamıştım. ING global anlamda çok büyük bir banka. 55 ülkede 150 bin kişiyi istihdam ediyorlar. Yapı büyüdükçe idare edilmesi de zorlaşıyor. Haliyle iyi yönetilen bir kurum bulmak onların da menfaatine. Çünkü o kurumlarda tekrar kendi kültürlerini yerleştirmeleri daha kolay oluyor. İyi organize olmamış yapıları sıfırdan organize etmek başlı başına bir iş ve maliyet. O yüzden doğru bir şekilde organize olmuş kuruluşları satın almak onlar için en önemli avantaj. Bunu gördüğü zaman yöneticisini de çalışanını da kaçırmak istemiyor. Neden Oyak Bank sorusuna gelince... Bizim bankamızın bilançosunu çok net ve şeffaf buldular. Hakikaten bizim bankanın bilançosuna bakın, biraz bankadan, bilançodan anlayan bir kişi her şeyi anlar. Orada ne görüyorsa da o doğrudur. İnanmakta bile zorluk çektiler, “bu kadar mı olur “dediler. Hatta oradaki profesyonellerin bir lafı vardır; “biz Oyak Bank’ı incelerken yapısını beğendik, aldık ama aldıktan sonra daha çok beğendik” diye... KOBİLERE AĞIRLIK VERECEĞİZ > Peki bu satışla hem bankanız hem de Türkiye’deki bankacılık sektörü açısından neler değişti? Yani Hollandalı ne kattı? Farklı projeler var mı? Yeni bir şube formatı oluşturmaya çalışıyoruz. Bu mini şube dediğimiz iki kişilik, üç kişilik şubeler. Alışveriş merkezi, çarşı-pazar gibi yerlerde. Ondan sonra bu şubelerin içine bir takım teknolojik makineler koyacağız. Direk internet bağlantılı, daha kapasiteli, daha kabiliyetli ATM’ler gibi... O zaman mevcut çalışma saatlerinin dışında da bazı bankacılık işlemleri yapılabilecek. Biz müşteri portföyümüz dolayısıyla, orta ve kısa vadeli fonlara ağırlık vermiş durumdaydık. ING’nin fonlama yapısı bize uzun vadeli fonlarla işlem yapabilme imkanı getirecek. Öte yandan orta ve orta altı gelir seviyesindeki insanlara hitap ettiğimiz için işletme yapımız ve kültürümüz de, sunduğumuz hizmetler de ona göreydi. ING bize kültürünü getirdi, vizyonumuzu genişletti. Daha büyük bankalarla benzer paketler ve hizmetlerle rekabete hazırlanıyoruz. Kobilere ağırlık vereceğiz. Bu satışla aşağıdan yukarıya doğru bir adım attık ve ilerliyoruz. > Yabancı bankaların ve sermayenin ülkemize olan bu ilgisi hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu aslında hiç şaşırtıcı değil. Türkiye nüfus olarak büyük bir ülke. Dolayısıyla da ekonomik olarak da büyümeye ihtiyacı var. Ve hatta son elli yıldır kesintisiz olarak büyümeyi başarmış ve sürdürmüş. Yaşlanmanın başlamasından yakınsak da çok ciddi anlamda genç nüfusa sahibiz. Hele Avrupa’yla kıyasladığımızda arada ciddi bir uçurum var. Avrupa’da nüfus artmıyor, ömür de uzayınca yaşlı nüfusta artış var. Oysa Türkiye’de nüfus hâlâ artıyor. Orta yaş 30’dan 40’a çıktı. Bunları düşününce Avrupalının büyümek için Türkiye’yi göz ardı etmemesi lazım. Kendi ülkelerinde böyle bir büyüme söz konusu değil. Dolayısıyla Türkiye onlar için her açıdan dinamik bir pazar. KART ÇILGINLIĞI BİZE ÖZGÜ > Türkiye’deki bu kredi kartı çılgınlığıyla ilgili ne söyleyeceksiniz? Aslında yurtdışında da pompalanıyor ama, oralarda insanlar bizim kadar kullanmıyor bu kartları. Yani, bir Alman bankası da ister ki müşterisi o bankanın kredi kartlarını kullansın ve bankasına para kazandırsın. Ama diyebilirim ki Almanya’da kredi kartı kullanımı neredeyse hiç yok. Hollandalılarla tanıştık. Onlar da hayret ettiler, kredi kartını Hollanda’da ayda 5-10 kere kullandıklarını söylediler. Biz her gün defalarca kullanıyoruz. Yani bu alışveriş kültürüyle alakalı. Biz seviyoruz kredi kartı kullanmayı. ING Bank Genel Müdürü Hakan Eminsoy, Betül Altınbaşak’la Türkiye ekonomisini konuştu. İşinize odaklanın ve çok çalışın Başarının sırrı kesinlikle çalışmak. Azimli ve kararlı olmalısınız. İnsanın düzenli bir hayatı olması lazım. Zekâ bunların hepsinden sonra gelir benim için. İkinci bile demiyorum. Zekâ bana göre üçüncü değerdir. Ondan da önemlisi odaklanmak, kararlılık ve azim... İşe odaklanmalısınız. Odaklandığınız işe sahip çıkarsınız. Onunla ilgili araştırma yaparsınız, okursunuz, kendinizi geliştirir, birikim sahibi olursunuz. Zekâ bunlardan sonra gelir. Çünkü yaptığımız işler o kadar da zekayla yapılan işler değil. Çok çalışmak herkesin yapabileceği bir şeydir. Fakat onu da dengelemelisiniz. Aksi takdirde tükenirsiniz. İşte burada ikinci sorunuza cevap vereyim. Ben bunu dengelemek için hobilerime vakit ayırmaya çalışıyorum. Ata biniyorum, müzik dinliyorum. Tam bir teknoloji meraklısıyım. Son zamanlarda tarihe de merak sardım. Bir köpeğim var. Ve bu alışkanlık oluşturdu, çok rahatlatıyor beni. Bu çalışma temposu içinde insan bunlara ihtiyaç duyuyor. GENÇLERE TAVSİYELER Çok çalışsınlar bu çok önemli ama şunu da asla unutmasınlar ki kaderin ve kısmetin de çok önemli rolü var. Benim Arthur Andersen’e kabul edilişim, bir ay sonra şirketin kapanması, sonra tekrar açılıp beni aramaları... Bir diğer tavsiyem de kurumların o anki isimlerine, büyüklüklerine kanmasınlar. Yani kurum çok büyük olabilir ama bu kurumun yararına. Size aynı faydayı sağlamayabilir. Gençler çok büyük firmalar için zorlanıyor, teşvik ediliyor. Bu firmalara girseler de, kendilerini göstermeleri zor, hareket alanları dar, önleri kapalı, fırsatlar sınırlı... O zaman da mutsuz oluyorlar, heyecanları, şevkleri kırılıyor. Çıtalarını basamak basamak yükseltsinler. Ve çalışırken de kendilerine hobiler edinmeyi ihmal etmesinler. Türkiye krizden çok etkilenmez Krizin yurt dışında konut kredileriyle başladığını belirten Hakan Eminsoy, “Bizdeki durum farklı. Oradaki kriz mali ve resmi yapıyla alakalı. Normalde ödeme gücü olmayan, hatta doğru düzenli bir geliri olmayan insanları borçlandırarak birtakım finansal ürünler oluşturuldu. Bu işin bu noktaya geleceği, konut kredilerinin şişkinliği ve riski çok önceden görülüyordu fakat müdahale edilmedi. Çünkü kim dokunsa muhakkak altından bir şeyler çıkacaktı ve kimse bu durumun üzerine yıkılmasını istemedi ve göz yumuldu. Bu konuda IMF’nin ve Dünya Bankası’nın raporları var. Fakat, patlayana kadar kimse müdahale etmedi. Sonuç, kriz... Fakat Türkiye’de durum farklı. TABLO İYİMSER Ülkemizde konut kredilerinde yaşanan problem sayısı çok az. Oranlamak gerekirse, binde 1-2’ye tekabül eder. Bizde ödeme gücü olmayanlara dağıtılmadı bu krediler. İkincisi, Türkiye’deki konut finansmanın süresi yurt dışına göre çok kısa. Son olarak da Türkiye’de evin değerini %75-80 arası veriyoruz genelde. Yurt dışında bunu %95’e hatta 100’e kadar çıkartmışlar. Türkiye’de en azından kredi riski yok. Yani burada varlıkların değeri kötü değil, evlerin değeri düşmedi veya şişik değerlere satılmamış durumda. Ben bunu rahat rahat söyleyebiliyorum. Sonuç olarak Türkiye bu krizden çok etkilenmeyecektir.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT