BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Avrupa Birleşik Devletleri Bize Bağımlılık Tuzağı mı?

Avrupa Birleşik Devletleri Bize Bağımlılık Tuzağı mı?

Sayın Turgay Tüfekçioğlu dostum; çoğu çevrelerin sırf “Avrupalı olduğumuz” hevesiyle, bazı çevrelerin çılgınca alkışladığı Avrupa Birliği’ne adaylık maceramızın görünmeyen fakat beklenebilen gerçeklerini heyecanla dile getiriyor.



Sayın Turgay Tüfekçioğlu dostum; çoğu çevrelerin sırf “Avrupalı olduğumuz” hevesiyle, bazı çevrelerin çılgınca alkışladığı Avrupa Birliği’ne adaylık maceramızın görünmeyen fakat beklenebilen gerçeklerini heyecanla dile getiriyor. Tüfekçioğlu’nun Türk’ün ve İslâm’ın başındaki 1000 yıllık Haçlı seferleri belasını, bu Haçlılığın Çanakkale’de İstiklâl Harbi’nde, Kıbrıs’ta, Türkiye’yi bölmek isteyenlerle işbirliği halindeki bugünlerde yaptığı, iğrençlikleri iyi hatırlamamızı Türkiye’yi yönetenler ve “malûm basınımıza” öğütlüyor. TÜRKİYE VE “AVRUPA BİRLEŞİK DEVLETLERİ” 1963’te Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu arasında anlaşma imzalanmıştı, aradan 4 yıl geçmiş rahmetli Dündar Taşer anlaşmayı bizlere yorumluyor gerçek bir Milliyetçi olarak tespitlerde bulunuyor. Diyor ki: Avrupa, zengin. Teknolojisi bizden üstün bizim Avrupa’ya mal satmamız zor biz başlangıçta ancak Arap ve Afrika ülkelerine mal satabiliriz. Bu malların karşılığında Araplardan petrol ve para alırız. Petrol ileriki yıllarda kıymetlenecektir. Yıl belirttiğim gibi 1967’dir. O yıllarda malum basın ve malûm lobi Ankara anlaşmasının Türkiye için iyi bir ekonomik olay olduğunu ısrarla işliyor. “Avrupa’ya mal satıp almanın ne mahsuru olabilir” görüşünü belirterek anlaşmanın ileride katiyen siyasi bir tarafı olmayacağını vurguluyordu. Hiç kimse de ileride Avrupa ile siyasi bir birlikten bahsetmiyor, akıllardan bile geçmiyordu. Şimdi ise 1999 yılındayız. “Avrupa Ekonomik Topluluğu” önce “Avrupa Birliği’ne” dönüştü, şimdi de “Avrupa Birleşik Devleti” olma yolunda ilerliyor. Yani Başkenti, parası, bayrağı, Anayasası, Silahlı Kuvvetleri, Meclisi, Milletvekilleri 80.000 sayfalık mevzuatıyla tam bir Avrupa Federe Devleti olmakta. Tarihin başlangıcından beri bağımsız yaşamış olan Türk milleti bu günleri görmeyi hak edecek hiçbir yanlış yapmadı. Atalarımızın 1071’de Malazgirt’ten beri mücadele ettiği, haçlı seferlerine yüzyıllar boyu göğüs gerdiği Çanakkale’de 250.000 genç insanını şehit verdiği, Kurtuluş Savaşı’nda Polatlı önlerinde boğuştuğu gücün hep aynı Haçlılar olduğunu bilmekteyiz. Hattâ hâlen görünüşte PKK ile mücadeleyi sürdürürken PKK’nın fikrî ve her türlü askeri desteklerinin “yüksek insani değerlere sahip” denilen Yunanistan, Almanya, İtalya, Fransa, Belçika Hollanda...gibi ülkelerden geldiğini de çok iyi biliyoruz. Özetle 1.000 yıldır kendilerini çok iyi tanıdığımız bu süre içinde de bize binlerce defa niyetlerini hatırlatmış olan Avrupa’yı Türkler’den daha iyi tanıyan bir millet olamaz. Bu bilinenlere rağmen kurulması düşünülen “Avrupa Birleşik Devletlerine” Türkiyemiz de federe devlet olarak katılacakmış, çağın ve aklın gereği bu imiş deniliyor. Bu ruh halini “yanaşma” psikolojisiyle bile açıklayamayız bu tam anlamıyla aşağılık duygusunun sonucudur. Bu zilleti bu millete yaşatmaya kimsenin hakkı yoktur, sanıyoruz. Türkiye’de bazılarının aldıkları misyoner okulları kaynaklı eğitim sebebiyle milli tarihleri kültürleri ve milli olan hiçbir değerleri kalmamış olabilir. Fakat bunların yanında kendini Türk Milliyetçisi kabul edenlere ve aynı ruh hali içinde olanlara ne denebilir. Hem milliyetçi, hem beynelmilelci olmak istemeleri tam bir komedyadır. Ama hiçbirimizin buna gülecek hali yoktur. Çünkü söz konusu olan Türk milletinin tarihten silinmesi tehlikesidir... İsterseniz yazıyı bu konu ile hiçbir alâkası olmayan “Kurt ile köpeğin hikayesi” ile bitirelim. (Bu hikâyeyi Namık Kemal Zeybek beyden okudum bu güne ancak bu kadar yakışırdı, kendilerini tebrik ederim) “Bir kurt ve bir köpek kırda karşılaşmışlar. Köpek bakımlı ve besili. Tüyleri temiz ve parlak. Kurt ise zayıf. Kurt köpeğin haline imrenerek sormuş bu semizliğin sebebini. Köpek demiş ki: “Bana bir insan bakıyor, acıktığım zaman güzel yemekler veriyor. Tüylerimi fırçalıyor, beni sevip okşuyor, istersen sana da böyle bir sahip bulurum” Kurt sevinerek kabul etmiş ancak şehre doğru yürüyüp giderken Kurt, köpeğin boynundaki tasmayı farketmiş. “Bu boynundaki da ne?” diye sormuş. “Buna tasma derler Kurt kardeş. Sahibim zaman zaman bununla beni bağlar” demiş. Kurt, birden köpürerek nefretle haykırmış: “Güzel yemeklerin de seni okşayıp seven sahibin de tasman da senin olsun! Aç bile olsam başıboş hürriyetim bana yeter.”
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT