BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Saban da sürdüm çaycılık da yaptım”

“Saban da sürdüm çaycılık da yaptım”

Ço­ban­lık ve çay­cı­lık yap­tı, mey­ve, seb­ze ye­tiş­tir­di, si­mit ve pi­de sat­tı, in­şa­at­lar­da ame­le ol­du, sır­tın­da mo­bil­ya ta­şı­dı... Yok­luk ve zor­luk­lar­la do­lu ha­ya­tın­da her iş­te ça­lı­şan Fa­ruk Çe­lik, son nok­ta­da ‘ça­lış­ma’nın ba­ka­nı ol­du...



> ANKARA - Şükran KABAN Bakan de­nin­ce he­men her­ke­sin ak­lı­na kır­mı­zı pla­ka­lar, ula­şıl­maz in­san­lar, bi­raz asık yüz­ler ge­lir. San­ki on­lar ay­rı bir dün­ya­nın in­san­la­rı­dır... Hiç sı­kın­tı ya­şa­ma­mış­lar, yok­sul­luk gör­me­miş­ler­dir... Ama as­lın­da on­lar da bu top­lu­mun için­den çık­mış, her­kes gi­bi za­ma­nın­da ço­cuk ol­muş, gü­lüp oy­na­mış, ba­zen için­de bu­lun­du­ğu şart­lar se­be­biy­le ço­cuk­lu­ğu­nu ya­şa­ya­ma­mış, öz­lem­le­ri ol­muş, ar­ka­daş­la­rı so­kak­ta oyun oy­nar­ken ça­lış­mak zo­run­da kal­mış, ha­ya­tın zor­luk­la­rı­nı ya­şa­mış in­san­lar­dır... Yak­la­şık iki yıl­dır Ça­lış­ma ve Sos­yal Gü­ven­lik Ba­kan­lı­ğı kol­tu­ğun­da otu­ran Fa­ruk Çe­lik de an­lat­tı­ğı­mız şey­le­ri ya­şa­yan­lar­dan... Ha­yat şart­la­rı­nın zor­lu­ğu se­be­biy­le 6 ya­şın­da ai­le­si­ne yar­dım et­mek için dü­ven üs­tün­de har­man sü­ren, ço­ban­lık ya­pan, si­mit sa­tan bir ba­kan... Ba­kan Çe­lik ile o gün­ler­den bu­gün­le­re ge­li­şi­nin hi­kâ­ye­si­ni ko­nuş­tuk. BABAMI İKİ YIL GÖRMEZDİK Art­vin’in ara­zi şart­la­rı se­be­biy­le en sarp ve en yok­sul il­çe­si olan Yu­su­fe­li’nde dün­ya­ya gel­miş Ba­kan Çe­lik. İn­şa­at iş­çi­si olan ba­ba­sı pa­ra ka­za­nıp ai­le­si­ne bak­mak için gur­be­te çık­mış. Evin bü­tün yü­kü an­ne­nin üs­tü­ne bi­nin­ce, ço­cuk­la­ra da o yü­kü pay­laş­mak düş­müş. “Ba­ba­mı bir iki yıl gör­me­di­ği­miz olur­du. Eli­ne ge­çen pa­ra­yı bi­ze gön­de­rir, ken­di­si ko­lay ko­lay ge­le­mez­di” di­yor Ba­kan Çe­lik ve de­vam edi­yor; “Al­tı ya­şın­day­dım he­nüz... Dü­ve­nin üs­tün­de, sı­cak­ta har­man sür­me­ye yar­dım eder­dim. Kış şart­la­rı ağır bi­zim ora­lar­da, 6-7 ay sü­rer. İyi ha­zır­lan­maz­sa­nız kı­şın aç ka­lır­sı­nız. Buğ­da­yı har­ma­na ge­ti­ren an­ne­niz ve ağa­be­yi­niz ise, har­ma­nı döv­mek kü­çük ço­cuk­la­rın işi­dir. Köy­de ço­ban­lık yap­tım. Öğ­ret­men gel­mez­di, ken­dim­den kü­çük ço­cuk­la­ra öğ­ret­men­lik de yap­tım...” BURSA GÜNLERİ BAŞLIYOR Ba­kan Çe­lik il­ko­ku­lu bi­tir­di­ğin­de; ba­ba­sı, “Be­nim çek­ti­ğim sı­kın­tı­la­rı ço­cuk­la­rım bu­ra­da ka­lıp çek­me­sin­ler” di­ye­rek ai­le­siy­le Bur­sa’ya yer­leş­me ka­ra­rı al­mış. Eve kat­kı sağ­la­mak bü­yük şe­hir­de de de­vam et­miş. Ba­kan Çe­lik, “Bur­sa’da 3 dö­nüm bir yer al­dık. Mey­ve seb­ze ek­tik. An­nem ku­ru fa­sul­ye­sin­den tur­şu­lu­ğa, mey­ve seb­ze­ye va­rın­ca­ya ka­dar ek­ti. Bu­ra­dan kış­lık­la­rı yap­tık, ya­zın da sa­ta­rak eve kat­kı sağ­la­dık” di­yor ilk Bur­sa yıl­la­rı­nı an­la­tır­ken... Yaz ta­til­le­rin­de ba­ba­sıy­la bir­lik­te in­şa­at­lar­da ame­le ola­rak ça­lış­tı­ğı­nı söy­le­yen Ba­kan Çe­lik, şöy­le de­vam edi­yor; “6 yıl ba­bam­la bir­lik­te böy­le geç­ti. Okul harç­lı­ğı­nı ora­dan çı­ka­rı­yor­dum. 12 li­ra yev­mi­ye alı­yor­dum, ba­bam 27 li­ra alı­yor­du. Son­ra ba­bam bak­kal dük­ka­nı aç­tı. Evin ba­zı gi­der­le­ri­ni ora­dan kar­şı­lı­yor­duk. Bir sü­re son­ra mo­bil­ya dük­ka­nı aç­tık. Mo­bil­ya sa­tı­yor­su­nuz, ya­tak oda­sı, ye­mek ta­kı­mı. Ya­tak oda­sı­nın ko­mo­din­le­ri var. Ağır. Çok ko­mo­din çı­kar­mı­şım­dır sır­tım­da be­şin­ci, al­tın­cı kat­la­ra. Çok yo­ru­cu. Kaç de­fa su ke­sil­mi­şiz­dir...” ÇAYCILIK YAPTI, DAYAK YEDİ 1969-1970’li yıl­lar­da çay oca­ğın­da as­kı­cı­lık yap­tı­ğı­nı an­la­tı­yor Ba­kan Çe­lik... “Bur­sa’nın meş­hur bir cad­de­sin­de bir çay oca­ğın­da ça­lış­tım. Gün­de bel­ki bin çay da­ğı­tı­lı­yor­du. Çay da­ğı­tır­ken bir iş ha­nın­da bir olum­suz­luk gö­rül­müş. Ora­da bi­na­nın so­rum­lu­su, ya­şa­nan olum­suz­lu­ğu biz­den bil­di. Ben 13-14 ya­şın­day­dım bel­ki. Bi­zi dö­vü­ver­di. İyi bir da­yak ye­dik. Hâ­lâ unu­ta­mı­yo­rum o an­la­rı...” SABAH 5’TE PİDE SATTIM Okul za­man­la­rın­da da ça­lış­mak zo­run­da kal­dı­ğı­nı şöy­le an­la­tı­yor Çe­lik: “Sa­bah 5’te kal­kıp 5 bu­çuk­ta kuy­ru­ğa gi­rip, fı­rın­dan ta­hin­li pi­de alı­yor­dum. 50-60 ta­ne alır­dım. Sa­bah 5 bu­çuk­ta so­kak­lar­da ‘ta­hin­li pi­de’ di­ye ba­ğı­rı­yor­dum. 18 ku­ru­şa alıp 25 ku­ru­şa sa­tı­yor­dum. İyi pa­ray­dı. 7’de eve gi­dip, ha­zır­la­nıp, 7 bu­çuk­ta oku­la gi­di­yor­dum. Öğ­le­den son­ra 4’te okul­dan çı­kar­dım, son­ra ak­şam si­mi­di­ni sa­tar­dım.” Okul ha­ya­tı bo­yun­ca kö­se­le ayak­ka­bı gi­ye­me­di­ği­ni söy­lü­yor Ba­kan Çe­lik... Ya­şa­dık­la­rı yer şeh­re uzak ve yol­lar ça­mur­lu ol­du­ğu için, las­tik ayak­ka­bı ve haf­ta­da bel­ki bir de­fa ütü yü­zü gö­ren pan­to­lo­nuy­la gi­der­miş oku­la. Ba­kan Çe­lik, “Bağ bah­çe için­den ge­çe­rek oku­la gel­di­ğim için ça­mur olur­du ayak­ka­bı­la­rım. Ça­mur yı­ka­nın­ca las­tik ayak­ka­bı bo­zul­mu­yor­du. O se­bep­le kö­se­le ayak­ka­bı gi­ye­mez­dik. Bun­lar in­sa­nın psi­ko­lo­jisin­de önem­li et­ki­le­re se­bep olu­yor” di­yor. 1999’DA PARLAMENTODA Üni­ver­si­te dö­ne­min­de de ça­lış­ma­ya de­vam et­miş ve üni­ver­si­te­yi bi­tir­dik­ten son­ra ev­len­miş Ba­kan Çe­lik; in­şa­at iş­le­riy­le uğ­ra­şan ka­yın­pe­de­ri­nin iş­le­ri­ne yar­dım et­me­ye baş­la­mış, iyi de me­sa­fe al­mış­lar. Böy­le­ce ge­liş­le­rin­den 20 yıl geç­tik­ten son­ra 1988 yı­lın­da bir apart­man da­ire­si­ne ta­şı­na­bil­miş­ler. İş ha­ya­tı­nın ge­tir­di­ği ba­şa­rı­lar Ba­kan Çe­lik’i si­ya­se­tin içi­ne de çek­miş. 1989 yı­lın­da be­le­di­ye baş­ka­nı ada­yı ol­muş. Si­ya­se­te il­gi­si, onu 1999’da mil­let­ve­ki­li ola­rak Par­la­men­to’ya ta­şı­mış. Ba­kan Çe­lik, 22 Tem­muz 2007 se­çim­le­rin­den son­ra da Baş­ba­kan Re­cep Tay­yip Er­do­ğan ta­ra­fın­dan Ça­lış­ma ve Sos­yal Gü­ven­lik Ba­kan­lı­ğı’na ge­ti­ril­di­ği­ni an­la­tı­yor. Ba­kan ol­duk­tan son­ra da halk­la iç içe ol­ma­yı sür­dür­dü­ğü­nü be­lir­te­rek şöy­le de­vam edi­yor: “Kü­çük yaş­tan be­ri he­men he­men her işi yap­mış ve her tür­lü or­tam­da bu­lun­muş ol­du­ğum için, kar­şı­dan ge­len va­tan­da­şın han­gi ha­le­ti ru­hi­ye­de ol­du­ğu­nu ve biz­den na­sıl bir il­gi bek­le­di­ği­ni çok ra­hat an­lı­yo­rum, san­ki o gün­le­ri ye­ni­den ya­şı­yor­mu­şum gi­bi o in­san­lar­la dert­le­şi­yo­rum. Bun­dan da bü­yük mut­lu­luk du­yu­yo­rum.” ÇOK AZ GÖRDÜĞÜ BA­BA­SIY­LA... Ba­kan Faruk Çe­lik, ço­cuk­lu­ğun­da gur­bet­te ça­lış­tı­ğı için çok az gö­re­bil­di­ği ba­ba­sı Ya­şar Çe­lik’e... A­ki­de şe­ke­ri ve ü­züm pek­me­zi­ni se­vi­yo­rum Ba­kan Fa­ruk Çe­lik’e “Ço­cuk­lu­ğu­nuz­dan be­ri içi­niz­de ka­lan öz­lem­ler ne­dir?” di­ye so­ru­yo­ruz. O da her ço­cuk gi­bi o dö­ne­min vaz­ge­çil­me­zi olan “aki­de şe­ke­ri” de­dik­ten son­ra şöy­le de­vam edi­yor: “Yok­luk ve yok­sul­luk çok zor bir olay, çek­me­yen bil­mez. İki tür­lü pek­mez var­dır. Bi­ri üzüm, bi­ri dut pek­me­zi. Dut pek­me­zi­nin ta­dı yok­tur, ev­de her za­man bu­lu­nur. Ama üzüm pek­me­zi­ni çok az, haf­ta­da bir gün bel­ki yi­ye­bi­lir­si­niz. Ta­ze ek­me­ği haf­ta­da bir gün yer­si­niz. Bir de şeh­re in­di­ği­niz­de aki­de şe­ke­ri­ni vit­rin­de gö­rüp ye­mek is­ter­si­niz, ‘Aca­ba an­nem alır mı?’ di­ye ete­ğin­den tu­tar­sı­nız ka­dı­nın. Oy­sa 50 bin tür­lü he­sa­bı var­dır ka­dı­nın; un, şe­ker, yağ ala­cak­tır. Ba­ba pa­ra­yı az gön­der­miş­tir, an­ne onu çok iyi kul­la­nır, he­ba et­mez. An­ne­min o bir li­ra­yı ne ka­dar dik­kat­li kul­lan­dı­ğı hâ­lâ gö­zü­mün önü­ne ge­lir be­nim. Ama siz ço­cuk ola­rak an­la­mı­yor­su­nuz, ‘Ne olur, al’ di­yor­su­nuz. An­ne de ço­cu­ğu­na bu­nu al­mak is­ti­yor, ama ala­mı­yor. Ala­ma­dı­ğı za­man­lar olu­yor...” ÇE­LİK’İN MUT­LU GÜ­NÜ Ba­kan Fa­ruk Çe­lik, o­ğul­la­rı Fa­tih i­le E­nes’in sün­net tö­re­nin­de... Ço­cuk­la­rı­mın e­zil­me­den ­bü­yü­me­si­ni is­ti­yo­rum “Ço­cuk­lu­ğu yok­luk ve öz­lem­ler­le geç­miş bir ba­ba ola­rak, ço­cuk­la­rı­nı­za dav­ra­nı­şı­nız na­sıl? On­la­rın her is­te­di­ği­ni ya­pan bir ba­ba mı­sı­nız?” so­ru­su­nu yö­nel­ti­yo­ruz Ba­kan Çe­lik’e, o da şöy­le ce­vap ve­ri­yor: “Ço­cuk­lar­dan hiç­bir şe­yi kıs­ma­yı dü­şün­mü­yo­rum. Ama ken­di­le­ri­ne an­lat­mı­şım­dır, aşı­rı is­ra­fa dö­nük ol­ma­ma­la­rı ge­rek­ti­ği­ni söy­le­mi­şim­dir. Çok ezik kal­mış bi­ri­si ola­rak da ço­cuk­la­rı­mın hiç ezil­me­si­ni is­te­mi­yo­rum. Ezil­me­den, onur­lu bü­yü­me­le­ri­ni, ama kıy­met bil­me­le­ri­ni is­ti­yo­rum. 4 ço­cu­ğum var, iki kız, iki oğ­lan. 4’ü de bu an­la­yış­la ge­li­şi­yor. O an­lam­da çok mem­nu­num. An­ne­le­ri­nin de çok kat­kı­sı var...” Bakan olmam, annemin babamın hayal edemeyeceği bir şeydi Fa­ruk Çe­lik ile soh­bet eder­ken, “Zor ha­yat mü­ca­de­le­sin­de, yok­luk için­de ço­cuk­la­rı­nı ba­kan ola­rak gör­mek; an­ne­niz, ba­ba­nız için na­sıl bir duy­gu?” di­ye so­ru­yo­ruz... Ba­kan Çe­lik, “Ba­bam 87, an­nem 82 ya­şın­da. Ya­şa­dık­la­rı sü­reç ve bu­gün gel­dik­le­ri nok­ta ina­nı­lır gi­bi de­ğil. Es­ki­den mil­let­ve­kil­le­ri, ba­kan­la­rın isim­le­ri du­yu­lur­du. Bun­lar ef­sa­ne gi­bi ge­lir­di. Bun­la­rı du­yan ve ‘Vay be böy­le in­san­lar var mı?’ di­yen bir ai­le­nin evin­den bir ba­kan çık­ma­sı on­lar için ina­nıl­maz...” di­ye­rek gel­di­ği nok­ta­yı özet­li­yor.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT