BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Fı­kıh ve kır­âat â­li­mi Ab­dul­lah Harrânî

Fı­kıh ve kır­âat â­li­mi Ab­dul­lah Harrânî

Abdullah Harrânî, fıkıh ve kırâat âlimidir. 549 (m. 1154) senesinde doğdu, 624 (m. 1227) senesinde Harran’da vefât etti. Bütün ilimlerde zamanının bir tânesi idi...



Bü­yük âlim Ab­dul­lah Har­râ­nî, öm­rü bo­yun­ca ilim tah­sil et­ti. Fı­kıh âli­mi İbn-i Ham­dân onun hak­kın­da; “Ab­dul­lah Har­râ­nî’den çok ilim öğ­ren­dim ve ha­dîs-i şe­rîf din­le­dim. O dî­ni­ne çok bağ­lı ve onu ko­ru­mak için gay­ret­li, kı­râ­at il­min­de ve di­ğer ilim­ler­de bir tâ­ne idi. Kı­râ­at il­mi hak­kın­da eser­le­ri var­dır. Ab­dul­lah Har­râ­nî Har­ran’da ka­dı­lık yap­tı. Ora­da kı­râ­at ve ha­dîs il­mi­ni öğ­ret­ti. Bu gay­re­ti üze­re ve­fât et­ti” de­mek­te­dir... “DUA­LAR ÖLÜ­LE­Rİ­Mİ­ZE ULA­ŞIR MI?” Ki­ta­bın­da yer alan Ha­dis-i şe­rif­ler­den ba­zı­la­rı: Enes bin Mâ­lik (ra­dı­yal­la­hü anh) şöy­le ri­va­yet et­ti: Re­sû­lul­lah’a (sal­lal­la­hü aley­hi ve sel­lem) sor­dum. “Anam-ba­bam sa­na fe­da ol­sun yâ Re­sû­lal­lah, biz ölü­le­ri­mi­ze du­â edi­yo­ruz, on­lar için sa­da­ka ve­ri­yo­ruz, on­la­rın ye­ri­ne hac ya­pı­yo­ruz. Bu on­la­ra ula­şır mı?” de­dim. Bu­yur­du ki: Şüp­he­siz ki o, on­la­ra ula­şır. Siz­den bi­ri­ni­ze he­di­ye ve­ril­di­ğin­de se­vin­di­ği­niz gi­bi se­vi­nir­ler.” Ebû Hü­rey­re’nin (ra­dı­yal­la­hü anh) ri­va­yet et­ti­ği bir ha­dîs-i şe­rîf­te bu­yu­rul­du ki: “Ki­şi­nin de­re­ce­si, Cen­net­te bir de­re­ce yük­sel­ti­lir. O da, yâ Rab­bî bu ne se­beb­le ve­ril­di der. Oğ­lu­nun se­nin için is­tiğ­far et­me­si se­be­biy­le­dir” de­ni­lir. “Şüp­he­siz ki mey­yit (ölü), kab­ri­ni zi­ya­ret ede­ni ta­nır. Kab­ri ba­şın­da dur­du­ğu müd­det­çe onun­la ün­si­yet (dost­luk) eder.” Uk­be bin Âmir haz­ret­le­ri­nin ri­va­yet et­ti­ği bir ha­dîs-i şe­rif­te de; “Sa­da­ka, sa­hi­bi­nin ka­bir ate­şi­ni sön­dü­rür” bu­yu­rul­du. “Kim an­ne­si­nin ve ba­ba­sı­nın ve­ya iki­sin­den bi­ri­nin kab­ri­ni zi­ya­ret eder de, ka­bir­le­ri ba­şın­da Yâ­sîn sû­re­si­ni okur­sa, Al­la­hü teâ­lâ her har­fi için, oku­yan kim­se­yi yet­miş de­fa mağ­fi­ret eder.” “Dün­yâ­da iken ta­nı­dı­ğı kim­se­nin kab­ri­ni zi­ya­ret ede­ni, ka­bir­de ya­tan ta­nır ve (se­lâ­mı­na) ce­vap ve­rir.” SON NE­FE­Sİ­Nİ VE­RİR­KEN Bİ­LE... Öm­rü in­san­la­ra ilim ve ha­dis-i şe­rif öğ­ret­mek­le ge­çen Ab­dul­lah Har­râ­nî haz­ret­le­ri ve­fa­tı sı­ra­sın­da şu ha­dis-i şe­ri­fi oku­yor­du: “Al­la­hü te­âlâ­nın ba­zı hâs kul­la­rı var­dır ki, on­la­ra Cen­ne­tin­de yük­sek ma­kam­lar ve­rir. On­lar, in­san­la­rın en akıl­lı­la­rı­dır. On­lar, Al­la­hü te­âlâ­nın ra­zı ol­du­ğu şey­le­re ko­şu­şur­lar. Dün­yâ­nın fu­zû­li iş­le­ri­ne ve dün­yâ ma­lı­na ve onun çe­şit çe­şit ni’met­le­ri­ne rağ­bet et­mez­ler. Bun­lar, on­lar için kıy­met­siz­dir. On­lar, az ola­na sab­re­der­ler. Uzun bir ra­ha­ta ka­vu­şur­lar.”
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT