BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bomba kazanı...

Bomba kazanı...

Daha önceki dönemlerde Ankara Spor Servisi’nden sık sık bahsediyorduk. Hani muhabirlerimiz Ömer Önder’le Seyit Kalender kör bir vatandaşı “kıyak” olsun diye maça götürmüştü...



Daha önceki dönemlerde Ankara Spor Servisi’nden sık sık bahsediyorduk. Hani muhabirlerimiz Ömer Önder’le Seyit Kalender kör bir vatandaşı “kıyak” olsun diye maça götürmüştü... Ankara’dan yeni bombalar geldi... Bu vesile ile İngiliz Lord Baden Powell’dan “Yılın Spor Yazarı Ödülü”nü alan Ankara Spor şefimiz Mustafa Tepe’yi tebrik edelim, sonra bombalarımıza geçelim... ... Ertesi gün Spor Bakanı Fikret Ünlü’nün basın toplantısı var... Ömer Önder bir gün önceden yeğenine makinasını çantaya yerleştirmesini tembih ediyor. Ertesi gün de çantasını alıp toplantıya gidiyor... Toplantı başlıyor, notlar alınıyor, fotoğraf çekme bölümüne geliniyor... Ömer çantayı açınca ne görsün?... Yeğeni çantaya saç kurutma makinasını koymuş. Fikret Ünlü rica ediyor, “-Ömer sabah banyo yaptım saçlarımı kurutmadım, ver de bir işe yarasın bari...” ... Ömer Önder ve Seyit Kalender... Beraber gezerken bir dut ağacı görüp, bahçeye dalıyorlar... Hem konuşup, hem tıkınırken bahçenin sahibi basıyor; “-Kocaman adamlar olmuşsunuz, utanmıyor musunuz başkasının bahçesine girip dut yemeye?...” Ömer de adama çıkışıyor; “-Basın amca basın...” ... Ömer Önder aynı zamanda Ankara’daki spor muhabirlerin içinde en uyanığı... Yani ortadan kaybolunca diğerlerinin “Eyvah, yine haber atlayacağız” diye telaşlandığı türden... Yine böyle bir gün ortadan kaybolup sonra geri döndüğünde diğer gazetecilerden biri yanına yaklaşıp ağzını arıyor... Sohbet, muhabbet derken Ömer sonunda ağzındaki baklayı çıkarıyor ve arkadaşına haberi veriyor ve tembihliyor; “-Ama kimse duymasın ha... Bir tek ikimiz biliyoruz”... Ancak Ömer’in haberi paylaştığı arkadaşı, Anadolu Ajansı’nın muhabiri... Hani var ya... Hani o gülümsemenin verdiği rahatlık var ya Hani saatin altıyı gösterdiği an var ya Hani cumartesi sahabı yataktan kalkmanın keyfi var ya Hani uzun süredir görmediğin birini görmenin sevinci var ya Hani ihtiyaç sahibi birine yardım etmek var ya Hani ummadığın bir iyilikle karşılaşman var ya Hani bir sıkıntıdan kurtulma mutluluğu var ya Hani işlerin yolunda gitmesi var ya Hani sevdiğin insanları sevindirmenin zevki var ya Hani severek bir işi yapmak var ya Hani düştüğünde sana destek çıkacak birinin olduğunu bilmen var ya Hani karşılık beklemeden seni sevebilecek insanların olması var ya Hani bu düzeni bozuk dünyada bir umut ışığı var ya Hani bir yudum kahveyi içmenin hazzı var ya Hani yapman gerekenleri yapmanın verdiği rahatlık var ya Hani güneşin batışını seyretmenin zevki var ya Hani sevdiklerinle beraber olmanın mutluluğu var ya Hani paylaşabilmenin güzelliği var ya Hani akşam yorgun bir şekilde uykuya dalmanın tadı var ya Hani birşeyler öğrenmenin zevki var ya Hani o gönül rahatlığı var ya İşte bunlar var ya bunlar Hayatı yaşanır kılsa da Canından fazla sevdiğin bir dostunun veya arkadaşının Sana olan samimi, içten, yapmacık olmayan gülümsemesi... İşte o gülüş var ya o gülüş, İnan bir ömre bedel... (yaren2019@yahoo.com) TEMEL’İN YERİ Başbakan Temel, İngiliz ve Alman başbakanları ile asgari ücret konusunda konuşuyorlar; Alman başbakan; “Ben işçime 500 mark asgari ücret veririm. İşçim bunun yüzde 80’ini ihtiyaçlarına harcar, gerisini ne yapar bilmiyorum...” İngiliz başbakan; “Ben işçime 1000 sterlin veririm. İşçim bunun yarısını harcar, 1.4’ünü yatırıma dönüştürür. Kalanını nereye harcar bilmiyorum...” Temel; “Ben işçime 109 milyon asgari ücret veririm. Ama benim işçim aylık 259 milyon harcama yapar. 150 milyonu nereden bulur da harcar bilmiyorum...” BİZİMKİLER  Bilgisayarına virüs giren Halit de çığlık attı, “Abi bilgisayarıma bir virüs girmiş, nah böyle bir şey...”  Engin Abi zamanın su gibi aktığını anlattı, “Milenyum dediğin nedir ki?... 345 günlük ömrü kaldı...”  Tahir 28 günlük askerlik için vedalaşırken, “Sizi çok özleyeceğim” diyerek ağladı...  Bu ay sadece farklar var. Nemaları önümüzdeki ay konuşalım... Cep bedduaları...  Ericsson 688’inin tuşlarına şekeri karıştırılmış sütlü nescafe döküle inşallah...  Cebini tuvalette unutasın, geri döndüğünde bulamayasın e mi?....  Pin kodunu yanlış giresin, kartın bloke ola... Puk kodu kaybolasıca...  Cebin kadar taş düşsün başına... Cebin takoz gibi bir şey ola...  Faturanı ödeyemeyip, servis dışı kalasın inşallah...  Ne aradığını bulasın, ne arayana bulunasın...  Şarjın bite, kapsama alanı dışında kalasın... Anteni kırılasıca...  Telefonun, sapığının numarasını göstermeye, kafayı yiyesin...  Her ay aldığın tek mesaj hesap bildirim cetveli ola... Hıncal Uluç’un ajandası -Kuduzlarla Apo’nun yazısı dizgide karışmış... Köpeklerden özür dilenecek... -Her sabah havlayan komşunun köpeğinden kurtulamadık, yazmaya devam edilecek... -Duygu Asena’ya cevap, “Feminist diye bir şey yoktur... Sopa yememiş kadın vardır...” HAFTANIN HATIRLATMASI İdare edilecek üç şey; dilimiz, huyumuz, hareketlerimiz... Sevilecek üç şey; cesaret, nezaket, yardım... Nefret edilecek üç şey; kin, kibir, nankörlük... İstenen üç şey; sağlık, dostluk, huzur... Uğrunda savaşılacak üç şey; şerefimiz, evimiz, memleketimiz... Düşünülecek üç şey; hayat, ölüm, sonsuzluk... hazırlayan: türkiye gazetesi spor servisi... esas oğlan: ömer söztutan... kostüm: mahmutpaşa civarı... şerif: mazlum uluç... akıl hocası: cahit eroğul... ahaliyle ilişkiler: ömer çetin engin... galeyancı-teşvik edici: ö nokta faruk ünal... devlet bombacıları: halid kayacan, bilgehan can... gazeteyi açık alanlarda köşe gözükecek şekilde ortada bırakıcı: ali can... güldürücü resim: süleyman özkonuk... neler yapılabilir müdürü: m nokta tahir kum... görüntülerle ve şekillerle esprici: ercan yıldız... köşe sesli okununca kahkaha efekti yapıcı: neslihan cansu...köşenin vergisini ödeyici: yılmaz akay... dost sohbetlerinde reklam yapıcı: özkan eminoğlu... çok güzel olmuş diyici: hasan ali kılıç... (bu köşeye otomobilleriyle yaşama zevk katan reno ile, sporun ve sporcunun dostu fıratpen’in hiçbir katkısı yoktur) not: çeşitlerimiz iki kez okunursa daha esprili olur... THE END...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT