BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Bu eli Cehennem yakmaz!”

“Bu eli Cehennem yakmaz!”

“Her şeyin bir afeti vardır. Ümmetimin en büyük afeti, dünyaya, paraya gönül vermektir. İyi yolda harcayan hariç, mal toplayanın çoğunda hayır yoktur...”



Ken­di­nin ve ço­luk ço­cu­ğu­nun na­fa­ka­sı­nı çı­kar­mak ve kim­se­ye muh­taç ol­ma­mak için ça­lış­mak, he­lal lok­ma ka­zan­mak çok kıy­met­li­dir. Di­ni­mizde he­lal bi­le ol­sa ha­zır yi­yi­ci­lik hoş kar­şı­lan­maz. Hak­sız ka­zanç el­de eden­le­rin za­ten ya­ta­cak yer­le­ri yok! Pey­gam­ber efen­di­miz ve onun vâ­ri­si olan din bü­yük­le­ri hep ça­lış­ma­yı, he­lal ka­zan­ma­yı emir bu­yur­muş­lar­dır: Pey­gam­ber efen­di­miz, Hz. Mu­az ile mü­sa­fe­ha edin­ce bu­yur­du ki: - Ya Mu­az, el­le­rin na­sır­laş­mış. - Evet ya Re­su­lal­lah, kaz­ma elim­de top­rak­la meş­gul olu­yor ve bu sa­ye­de ço­luk ço­cu­ğu­mun na­fa­ka­sı­nı ka­za­nı­yo­rum. Fahr-i kâi­nat efen­di­miz, Hz. Mu­az’ı al­nın­dan öpüp bu­yur­du ki: - Bu eli Ce­hen­nem yak­maz. HER ADI­MI İBA­DET­TİR Yi­ne bir gün bir genç, sa­bah er­ken­den işi­ne gi­di­yor­du. Es­hab-ı ki­ram­dan ba­zı­la­rı, bu­nu uy­gun gör­me­di­ler. Ora­da bu­lu­nan Pey­gam­ber efen­di­miz bu­yur­du ki: “Öy­le söy­le­me­yi­niz! Eğer kim­se­ye muh­taç ol­ma­mak, ana ba­ba­sı­nı ve ai­le ef­ra­dı­nı muh­taç et­me­mek için işi­ne gi­di­yor­sa, her adı­mı iba­det­tir. Eğer ka­za­na­ca­ğı pa­ra ile öğün­mek, ke­yif sür­mek ni­ye­tin­de ise, şey­tan­la be­ra­ber­dir.” Ça­lış­mak­tan mak­sat da he­lal ka­zan­mak­tır. Ha­râm yol­dan ka­za­nan, hem bü­yük gü­nâh­la­rı iş­le­miş olur, hem de ka­zan­dık­la­rı­nın hay­rı­nı gör­mez. Ka­zan­dık­la­rı boş şey­le­re gi­der ve gü­nâh iş­le­mek­te kul­la­nı­lır, in­sa­nı fe­lâ­ke­te sü­rük­ler. İmâm-ı Ah­med ib­ni Han­bel’den sor­du­lar: - Her gün sa­bah­tan ak­şa­ma ka­dar ibâ­det edip, Al­la­hü teâ­lâ, be­nim rız­kı­mı ne­re­den ol­sa gön­de­rir di­yen na­sıl bir in­san­dır? Ce­vâ­bın­da bu­yur­du ki: - Bu kim­se câ­hil­dir. İs­lâ­mi­yet­ten ha­be­ri yok­tur! İmâm-ı Ev­zâ­î, İb­râ­him Ed­hem’i gör­dü ki, sır­tın­da bir yı­ğın odun gö­tü­rü­yor. Ona: - Ni­çin bu ka­dar sı­kın­tı çe­ki­yor­sun? Kar­deş­le­rin, se­ni hiç­bir şe­ye muh­tâç bı­rak­mı­yor, de­di. İb­râ­him Ed­hem haz­ret­le­ri bu­yur­du ki: - Öy­le söy­le­me! Ha­dîs-i şe­rîf­te bu­yu­rul­du ki: “He­lâl ka­zan­mak için sı­kın­tı çe­ken­le­re Cen­net vâ­cib olur.” Yi­ne bir ha­dîs-i şe­rîf­te, “Beş va­kit na­ma­zı kıl­dık­tan son­ra, ça­lı­şıp he­lâl ka­zan­mak, her Müs­lü­ma­na farz­dır” bu­yu­rul­du. Pey­gam­ber­le­rin “aley­hi­müs­se­lâm” hep­si, ça­lı­şıp ka­zan­mış­lar­dır. Ça­lış­ma­yıp, otu­ra­rak, Al­la­ha te­vek­kül et­mek uy­gun de­ğil­dir. Böy­le ya­pan kim­se ça­lış­ma­yı terk et­ti­ği için, gü­nâh iş­le­mek­te­dir. Dün­ya­ya düş­kün ol­mak, bü­yük gü­nah­tır. Al­la­hü teâ­lâ em­ret­ti­ği için çok ça­lı­şıp, çok ka­zan­mak ve Onun em­ret­ti­ği gi­bi ça­lı­şıp, ka­zan­dı­ğı­nı, Onun em­ret­ti­ği yer­le­re sarf et­mek, iba­det yap­mak olur. Çok se­vap olur. Ça­lış­mak, mal ka­zan­mak çok iyi­dir. Kö­tü olan mal de­ğil, ma­lı sev­mek, mal aş­kı ile ya­nıp tu­tuş­mak­tır. Bu ma­na­da mal sev­gi­si­ni kö­tü­le­yen ha­dis-i şe­rif­ler­den bir­ka­çı şöy­le­dir: “Her üm­me­tin bir fit­ne­si var­dır. Üm­me­ti­min fit­ne­si mal­dır.” “Her şe­yin bir afe­ti var­dır. Üm­me­ti­min en bü­yük afe­ti, dün­ya­ya, pa­ra­ya gö­nül ver­mek­tir. İyi yol­da har­ca­yan ha­riç, mal top­la­ya­nın ço­ğun­da ha­yır yok­tur.” “Ki­şi yaş­lan­dık­ça iki şe­yi genç­le­şir: Uzun ya­şa­ma ar­zu­su ve mal sev­gi­si.” “Pa­ra­nın ku­lu­na la­net ol­sun, pa­ra­ya ta­pan he­lak olur.” “Her­ke­sin bir sa­na­tı var­dır. Be­nim sa­na­tım da fa­kir­lik ve ci­had­dır. Bu iki­si­ni se­ven be­ni sev­miş, bu iki­si­ne buğ­ze­den ba­na buğ­zet­miş olur.” ŞEY­TA­NIN TU­ZAK­LA­RI Cü­neyd-i Bağ­da­di haz­ret­le­ri, “Al­la­hü teâ­lâ em­ret­ti­ği için ça­lış­ma­lı, rı­zık için üzül­me­me­li” bu­yur­du. Rı­zık için Al­la­hü te­âlâ­nın ver­di­ği sö­ze gü­ven­me­li­dir. Müs­lü­man, Al­la­hü teâ­lâ, ça­lış­ma­yı em­ret­ti­ği için ça­lı­şıp ka­za­nır. Nef­si­nin kö­tü ar­zu­la­rı­na, zevk­le­ri­ne ka­vuş­mak için ça­lı­şıp pa­ra ka­zan­mak ve ça­lı­şır­ken, he­la­li ha­ram­dan ayır­ma­mak, baş­ka­la­rı­nın hak­la­rı­na sal­dır­mak, on­la­ra olan borç­la­rı­nı öde­me­mek, suç iş­le­mek, dün­ya­ya düş­kün ol­ma­yı gös­te­rir. Ha­dis-i şe­rif­te bu­yu­rul­du ki: “Şey­tan de­di ki: Mal sa­hi­bi­ne sa­bah ak­şam bun­lar için ves­ve­se ver­me­ye ça­lı­şı­rım: Ma­lı he­lal ol­ma­yan yer­den edin­me­si­ne uğ­ra­şı­rım. Hak ol­ma­yan ye­re har­cat­ma­ya ça­lı­şı­rım. Ma­la kar­şı için­de sev­gi ve mu­hab­bet ve­ri­rim ki, onu ye­ri­ne har­ca­ya­ma­sın.” El­de­ki ma­la sev­gi bes­le­mek, ona gö­nül bağ­la­mak, onun­la gu­rur­lan­mak doğ­ru de­ğil­dir. Mal er geç bir gün yok ola­cak, fa­kat he­sa­bı ka­la­cak­tır. Ata­la­rı­mız ne de­miş: Ma­la, mül­ke ol­ma mağ­rur, de­me var mı ben gi­bi/Bir mu­ha­lif rüz­gâr eser, sa­vu­rur har­man gi­bi!
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT