BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Endişeli bir hali vardı...

Endişeli bir hali vardı...

Doğan bey erkenden gelmişti muayenehanesine. Bütün gece uyumamış olduğu için göz kapakları şişmiş, gözlerinin içi kıpkırmızı olmuştu.



Doğan bey erkenden gelmişti muayenehanesine. Bütün gece uyumamış olduğu için göz kapakları şişmiş, gözlerinin içi kıpkırmızı olmuştu. Dalgın bakışlarını odanın içinde gezdirdi. Klasik stilde döşenmişti muayenehanesi. Koyu ceviz rengi mobilyalar, orta çağ stilini yansıtan dizaynlarıyla farklı bir görünüm sergiliyordu. Masasına geçti. Yanında çalışan sekreteri henüz gelmemişti. Gözlerini döşemeye dikti, öylece kaldı. Oktay meçhul ziyaretçiden bahsedince bütün dengeleri değişmişti yaşlı doktorun. Endişeli, tedirgin ve korkak bir hali vardı. Dudaklarını ısırdı: - Mutlaka gelecek, kendini gösterdiyse mutlaka gelecek. Buraya gelecek... diye söylendi dişlerinin arasından. Yüreğinde dalga dalga kabaran öfkeyi zapt edebilmek için çaba sarf ediyordu. Yarım saat geçmişti ki dairenin kapısı açıldı. Çok geçmeden de doktorun kapısından şaşkın bakan iki çift göz belirdi: - Aaaa, doktor bey, siz misiniz? - Benim Füsun... Erken geldim. Sekreter kız merakla gülümsedi. Yaklaşık beş senedir Doğan Serdaroğlu’nun yanında çalışıyordu, bir gün bile böyle erken geldiğini görmemişti. Bir şey sormadı. Aldığı iş terbiyesi ne kadar merak ederse etsin kendisine bir açıklama yapılmadığı zaman o meseleyi kurcalamamayı öğretmişti. - Bir kahve içer misiniz? - İyi olur kızım, bol sütlü olsun lütfen... Kız odadan çıktıktan sonra sıkıntıyla soludu yaşlı adam. Mutluluğunun üzerine kara bir gölge gibi yerleşivermişti bu ziyaretçi. Telefona uzandı, evinin numarasını çevirdi. Karısının da kendinden farklı yanı yoktu çünkü. Ahizenin öteki ucunda Perihan hanımın yumuşak sesini duyunca biraz olsun ferahladığını hissetti: - Perihan, gelen giden yok değil mi? - Hayır Doğan, Oktay gittiğinden beri cam kenarında oturuyorum. Değil buralarda dolaşan, kapının önünden yürüyüp geçen bile olmadı. Merak etme, gördüğüm anda seni arayacağım... Yaşlı doktor ağlamaklı bir sesle mırıldandı: - Bu bize yapılır mı hiç? Ne istiyor bu adam! Oktay duyarsa ne olur düşünebiliyor musun Perihan? Öteki taraftan gelen cılız sesin de doktorunkinden farkı yoktu: - Bir felaket olur Doğan. Bir felaket olur... Doktor kendi kendine başını salladı: - Allah korusun, gelecekse gelse de şu adam, ne istediğini bir öğrensek... Ayak altında dolaştıkça sinir sistemim geriliyor. Kendimi tutamamaktan korkuyorum. Perihan hanım telaşla bağırdı: - Sakın Doğan, sonradan pişman olacağın bir şey yapma sakın. Ne yapalım, en kötü ihtimal olsa bile oğlumuz bizi anlayışla karşılar. Ben buna inanıyorum... Haydi şimdi sen dinlen biraz. Füsun geldi mi? - Geldi hanım meraklanma, bana kahve yapıyor. Telefonu kapattılar. Doğan bey arkasına yaslandı. Gözü tam kapının üzerindeki metal çerçeveli, beyaz saatteydi. Saniyenin ibresi inat edercesine bir yavaşlıkta sakin bir şekilde zıplayıp duruyordu. Çok geçmeden kapı açıldı. Füsun elindeki tepsiyle girdi içeriye: - Getirdim kahvenizi. - Sağ ol kızım. Füsun, eğer köylü tipli bir adam gelip beni sorarsa hemen al içeriye. Adı Recep. Başını salladı sekreter: - Olur efendim. Sabah için arayan olursa randevu vereyim mi? İlk muayeneniz saat ikide çünkü. Vakit var... Doğan bey kaşlarını kaldırdı: - Hayır, kimseye randevu verme. Olanlar kalsın... Biraz dinleneceğim. DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT