BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Atlantis’ten selâm var

Atlantis’ten selâm var

Son zamanlarda arkadaşlarım, sürekli olarak karamsar yazı yazıyor olmamdan şikayetçi.



Son zamanlarda arkadaşlarım, sürekli olarak karamsar yazı yazıyor olmamdan şikayetçi. Onlara göre, biraz daha neşeli olmalıymışım. Haklılar tabii. Tabii de ufak bir ayrıntı var. Komik yazı yazanlara mizahçı denir. Buna karşılık, benim hayranlıkla okuduğum yazarların hiçbirisi okurunu güldürmez. Sizin anlayacağınız bu bir tercih meselesi. Benim güldürmeye çalışmayışımın sebebi moralimin bozuk olması değil. Tam tersine gülmeyi, çaresiz bir dışa vurum olarak değerlendiririm. Yani gülmek, ağlamaktan daha acıdır aslında. Ve gülmek, kahkahalarla, gözlerden yaş gelircesine gülmek, benim en çok sevdiğim şeylerden birisidir. Pek çok kişiye göre ben daha çok gülerim. Gülmekle ağlamak; yaşamakla ölmek gibidir ama. Birinin bittiği yerde diğeri başlar. Birbirlerine zıt gibi görünürler ama sonsuza kadar kesişmeyecek paraleli oluştururlar. Ve ağlayanın mutsuz, gülenin ise mutlu olduğunu zannetmek bir yanılsamadır. Ama yine de eleştirileri göz önüne alarak bugün sizi gülümsetmeye çalışayım. Bunu yapmak kolay. Çünkü çevremde gülünecek tepkiler veren çok insan var. Sizlere birazcık onlardan bahsetmem yeterli. Mesela çok ünlü ve konusunda gerçekten çok başarılı olan sanatçı bir arkadaşım, geçenlerde dikkatlice gözlerimin içine baktı ve “Sana bir şey itiraf edeceğim” dedi. Merakla bekledim ve açıkçası keskin mavi gözlerinden birazcık ürktüm. Gözlerinden alevler fışkırıyordu sanki. Ortamın daha da gerginleşmesini sessizliği ile sağladıktan sonra, sesini kalınlaştırıp itirafına başladı. “Ben bir Atlantisliyim!” Haydaa! Benim Atlantis’le ilgili tek bağım Martiyn Mystyre okumaktan ibaret. Hani binlerce yıl önce var olduğu düşünülen ve rakip Mu ile savaşarak o zamanki dünyanın yok olmasına sebep olan ünlü Atlantis... İnsanlarının alınlarının ortasına kristal takarak gezdiği ve denizin dibinde bir ülke kurmayı başaran mutlu ve zengin Atlantis... Hepsi iyi, hoş da; bunlar masal. Karşımdaki ise gerçek ve gözlerinden anladığım kadarıyla söylediğine bütün kalbiyle inanıyor. Benim dilimin ucuna gelen soru “İçinden misin Atlantis’in.” Ama hemen yutkunmak suretiyle sorumu sormadan imha ediyorum ve devam etmesini bekliyorum. Ediyor. “Kedilerle köpekler, siz dünyalılara başka bir gezegenin hediyesi, onlar dünyalı değil.” E, güzel! Demek ki karşımdaki de dünyalı değil. Ben basit, sıradan bir dünyalıyım ve o değil. Hatta kediler ve köpekler de değil. Demek ki kuduz hastalığı da dünyaya ait bir sorun değil. Ben zaten kedileri hiç sevmem. Bu olayı psikiyatristime anlattığımda pek tepki göstermedi. Sadece sordu “bunları yalnızca sana mı anlatıyor yoksa herkese mi” diye. Farkını merak ettiğimde aydınlattı.”Eğer yalnız sana anlatıyorsa zararsız delidir. Herkese anlatıyorsa, zararlı deli...” E, bu da güzel. Yalnızca bana anlatıyordu. Ama son anlatışı oldu. Çünkü ben bir Atlantis’li ile samimi olmak istemedim. O şimdi kime ne itiraf ediyor, bilemiyorum. Bunun yanısıra dilime pelesenk olmuş “güzelim” kelimesine, her defasında “ben seni üzerim” diye cevap yetiştiren aklı evvellerle muhatabım. Üstelik zayıf beyin lopçuğu sinyallerinin ürünü zannettiğim bu zavallı kafiyeyi kendisinin ürettiğini düşünmüş olmam, tabii benim cehaletim. Meğerse bu “müthiş” cevap, bir Hülya Avşar klasiği imiş. Kısmet işte... Benim çevrem renkli. Bari arada sırada size nakledeyim de beni asık suratlı birisi zannetmeyin. Sözün özü Çivi çiviyi söker. LEVHA Herkes, herşeyi bildiğini sanır.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT