BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Azalan nüfus, ihtiyarlayan kıta: Ya göçe izin ya ölüme ferman Avrupa tık nefes

Azalan nüfus, ihtiyarlayan kıta: Ya göçe izin ya ölüme ferman Avrupa tık nefes

BM raporu acı gerçeği Avrupa’nın önüne serdi. İhtiyarlayan kıtanın işgücü azalırken emekli sayısı artıyor. Rapora göre şimdilik bu sarmaldan kurtulmanın tek yolu 160 milyon göçmene izin vermek.



Avrupa nüfusu dramatik bir şekilde azalıyor ve ihtiyarlıyor. Eğer bir iki çocuklu küçük ailelere doğru olan eğilim bu şekilde devam ederse ve dışarıdan büyük bir göç dalgası bu nüfus azalışını frenlemezse, Avrupalılar emekli olmak için daha uzun süre beklemek zorunda kalacak, yine muhtemelen emekli maaşları azalacak. Azalan işgücü ve artan emekli sayısı demek olan ihtiyarlayan nüfus endüstri üretimini azaltıp, maaşlı sayısını arttırdığından hükümet bütçelerini de tehdit edecek. Bu da Avrupa toplumuna ve ekonomisine hayat veren damarların büyük ölçüde kuruması anlamına geliyor. Birleşmiş Milletler’in Mart ayında yayınlayacağı bildirilen, Avrupa’nın azalan nüfusuna dikkati çeken bir araştırmasına göre 21. yüzyılın ortalarında şimdi 57 milyon olan İtalya’nın nüfusu 41 milyona düşecek. Böylece iş gücü yarıya inerken emekli sayısı yaklaşık olarak iki katına çıkacak. Diğer Avrupa ülkelerinin durumu da farklı değil; Şimdi her beş çalışana bir emekli düşerken 2050 yılında bu sayının ikiye çıkması bekleniyor. Rapora göre Avrupa’nın şu anki çalışan/emekli oranını muhafaza edebilmesi için 159 milyon göçmenin kıtaya yerleşmesine izin vermesi gerekiyor ki bu rakam önümüzdeki 40 yıl içinde şimdiki nüfusun yüzde 40’ı manasına geliyor. GÖÇMENLEŞEN AVRUPA Yani böylece Avrupa’da yaşayan neredeyse her iki kişiden biri göçmen olmuş olacak. Bu kadar yüksek oranda göçmene siyasi ve sosyal sebepler nedeniyle izin verilmesinin kesinlikle mümkün olamayacağına dikkat çeken BM araştırmasını hazırlayan uzmanlardan Josep Grinblat yapılabilecek yanlızca üç şeyin olduğunu belirtiyor: ya emeklilik yaşı yükseltilecek, ya sosyal güvenlik katkıları arttırılacak ya da emekli maaşları azaltılacak. Bütün bu önlemler tahmin edilebileceği gibi ‘acı reçeteler’. Bu yüzden politikacıların sonuçlarını göze alarak bu yönde harekete geçmesi ancak acil bir durumla karşı karşıya kalındığına ikna olmaları ile mümkün. Bazı nüfusbilimciler ise dördüncü bir yol öneriyorlar: büyük ailelere yol açacak şekilde doğum oranlarını arttırmak için devletin teşvikte bulunması. Kimi ekonomistler de artık ebeveynlerin zenginlik kaynağı olarak görülmesinin zamanı geldiğini bu yüzden onları finansal açıdan desteklemek gerektiğini ifade ediyorlar. Bununla birlikte doğum oranlarını arttırmak için düzenlenen devlet politikalarının da her zaman etkili olduğunu söylemek güç. Bunun en güzel örneği İsveç’te görüldü, hükümet çocuk sahibi olmayı teşvik etmek için oldukça cömert ödenekler çıkarttı ama etkisi çok kısa sürdü. Gelişmiş ülkelerde yaşayan çalışma özgürlüğünü elde etmiş ve belirli bir refah düzeyine ulaşmış kadınların çocuk doğurmaktan kaçındıkları belirtiliyor. Bu durum toplum yapısında büyük değişikliklere sebebiyet verecek gibi gözüküyor. Oysa Avrupalı politikacıların daha az ve yaşlı bir nüfusun yol açacağı sorunların farkında olduğunu gösteren çok az işaret var. Avrupa’da şu an hiç bir devlet göçmenleri ülkesine gelmesi için teşvik etmiyor. Hatta topluma entegre olamayan göçmen topluluklarının yol açacağı politik ve sosyal gerginliklerden çekinen pek çok Avrupa ülkesi yabancıların gelişine kısıtlamalar getirmiş durumda. Ama göçmenler de olmayınca, azalan iş gücü devlet kasasına daha az vergi girmesi demek. Ekonomistlere göre artan işgücü talebini dengelemek için emeklilik yaşı yükseltilmek zorunda kalınacağından, (nitekim İzlanda ve Danimarka’da 67’ye çıkarılmış durumda) iş dünyasının yaşlı insanları çalıştırabilmenin yollarını bulmak zorunda kalacak. Yine üniversitelerden daha az genç mezun olacağından, Avrupa endüstrisinin bundan sonra izleyeceği güzergah en önemli problem olacak. MEDENİYETİN HAYATI REDDİ Nüfus bilimciler bu durumda toplumun 30 - 50 yaş arasındaki insanları eğitmek için özel kurumlara ihtiyaç duyacağını düşünüyorlar. Bazı uzmanlar Avrupa’nın azalan nüfusuna dair istatistiklerin ne anlama geldiğinin yetkililer tarafından henüz tam olarak kavranamadığını belirtiyorlar. Sarbonne Universitesi’nde ekonomi profesörü olan Jean-Didier Lecaillion meseleyi ‘Bu, modern medeniyetin hayatı red etmesidir’ şeklinde tasvir ediyor. Birleşmiş Milletler Nüfus Bölümü’nde çalışan nüfusbilimci Grinblat ise konu ile ilgili olarak şu yorumda bulunuyor: “Yaşlı insanların sayısı genç insanlardan fazla olunca toplumun psikolojisi değişiyor. Böyle bir değişim oldukça yavaş gerçekleşiyor, ama uzun vadede etkileri büyük olacaktır.” Fransız Milli Nüfus Araştırmalar Enstitutisi’nde çalışan Prof. Jean Claude Chesnais da şu çarpıcı değerlendirmeyi yapıyor: “Avrupa tüm dünyada kibirli bir yayılma ve büyüme gerçekleştirdi, lakin şimdi bir gerileme dönemine girmiş durumda. Benim kanaatime göre düşüşü ancak yavaşlatabiliriz, ama kesinlikle durduramayız.”
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT