BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Van’ın güzelliği göz kamaştırıyor

Van’ın güzelliği göz kamaştırıyor

Van’da mübarek zatları ziyaret etmemek, bakir tabiatı, el değmemiş kıyıları, farklı turkuazı ile akılda kalan Van Gölü’nü görmemek, Urartular’dan Osmanlılar’a süregelen tarihî eserleri tanımamak büyük bir eksiklik olur...



MEMLEKETTEN HABER VAR -68- Behçet FAKİHOĞLU Van’da mübarek zatları ziyaret etmemek, bakir tabiatı, el değmemiş kıyıları, farklı turkuazı ile akılda kalan Van Gölü’nü görmemek, Urartular’dan Osmanlılar’a süregelen tarihî eserleri tanımamak büyük bir eksiklik olur... Akdamar Adası, kıyıya 4 kilometre olan, badem ağaçları ile kaplı küçük bir ada. (üstte) Bahçesaray küçücük, şirin bir ilçe. İçinden yaz kış berrak olan Müküs Çayı akıyor Hizan’dan Bahçesaray’a doğru yol alıyoruz. Bitlis-Van il sınırını teşkil eden dağın zirvesini de aşınca, Bahçesaray’a doğru uzanan yeşil vadi ve çevreleyen dağ silsilesi görülüyor. Bu sefer vadiye doğru inişe geçiyoruz. Bahçesaray’a 15-20 kilometre kala, soldaki güzel yamaçta bulunan Arvas’a gidiyoruz. Seyit Fehim-i Arvasi Hazretlerinin ve birçok büyük alimin medfun bulunduğu mübarek kabristana gidip ziyaret ediyor, Arvas Camii’nde dua ediyor, bu mübarek beldeye doyamadan ayrılmak zorunda kalıyoruz. Bahçesaray’a doğru giderken, akan berrak çay ve üstündeki tarihî köprü dikkatimizi çekiyor. Bu köprünün bir benzerinin Pervari’de, bir diğerinin de Çatak’ta olduğunu söylüyorlar. Tarihte orduların kullandığı, kervanların geçtiği bir yol imiş. Bahçesaray küçücük, şirin bir ilçe. İçinden yaz kış berrak olan Müküs Çayı akıyor. Bahçesaray’ın hemen arkasındaki dağın bağrındaki mağaradan çıkan bu büyük çay, bereket saça saça Dicle’ye karışıyor. HÂL KAR YIĞINLARI Bahçesaray’dan Van’a doğru, dağı tırmana tırmana yolumuza devam ediyoruz. Adım başı yol çalışması var, birçok makine çalışıyor. Belli ki kar yağmadan yolun bu kesimini bitirmek istiyorlar. Bazen toz bulutu görüş açımızı kapatıyor. Ama dağ vadilerinde bulunan kar, çiçekler, yüksekten görülen müthiş manzara toz bulutunun verdiği rahatsızlığı unutturuyor. Dağın zirvesine ulaşıyor, yılın birçok ayı boyunca kar sebebiyle kapalı kalan kısımlara bakıyoruz. Hâlâ duran kar yığınlarından sızan su ve bundan hayat bulan rengarenk çiçekler... Çatak ve Van’a doğru tekrar inişe geçiyor aynı doyumsuz manzarayı seyrediyoruz. KALEDEN GÜN BATIMI... Şehir içinde bir tur attıktan sonra soluğu Van Kalesi’nde alıyoruz. Kale girişinde çocuklar karşılıyor, Çince, Japonca, İngilizce, Kürtçe dillerinde kalenin tarihi hakkında bilgi verebileceklerini söylüyorlar, gülümseyip geçiyoruz. Kale, tahminimizden de büyükmüş. Kalenin her tarafı ziyaretçi dolu. Bu mekandan Van’ı ve Van Gölü’nde güneşin batmasını seyretmek anlatılır gibi değil. Çoğu ziyaretçi bu sebeple akşama yakın geliyor. Gölün hemen yakınındaki tabii bir kaya kütlesi üzerinde bulunan kale; gölü, şehri, eski şehri ve kale çevresindeki Horhor Bahçeleri ile kaynak sularını yukarıdan seyredebileceğiniz eşsiz bir seyir alanıdır. Kale, MÖ 840-825 yılları arasında Urartular tarafından yapılmış, 300 yıl Urartulara başkentlik yapmış. Osmanlılar da kaleye ilaveler ve eserler katmış. Kalede cami kalıntısı, yıkık minare, cephanelikler ve diğer eserler bulunmakta. Kalenin güneyinde Eski Van şehri bulunmakta idi. Şehir surlarla çevrili ve üç kapıdan girilirdi. Eski Van Şehrinde çeşitli dinden insanlar karışık yaşardı. Şehirde camiler, kiliseler, konsolosluklar, yabancı okullar, askeri kışlalar ve bahçeler bulunuyordu. 1915 yılında Rus birliklerinin desteğiyle şehri ele geçiren Ermeni çeteleri büyük bir katliam yapıyor, şehri yakıp yıkıyor. Hayatta kalıp, sonra dönebilenler için şehir yeni yerinde kuruluyor. Eski Van Şehrinden günümüzde kullanılan tek eser Hüsrev Paşa Camisidir. Ulu Cami’nin sadece minaresi kısmen kalmış. Kızıl Cami’nin de sadece minaresi direnebilmiş. Horhor Camisi, medresesi ve başka eserlerin kalıntıları gezilebilmekte... FARKLI BİR TURKUAZ Türkiye’nin en büyük gölü olan Van Gölü; bakir, el değmemiş kıyıları, her görmede gösterdiği farklı rengi, başka hiçbir yerde görülmeyen turkuazı ile akılda kalır. Üzerinde feribotların çalıştığı gölde, son yıllarda önemli su sporları yapılıyor. Sırtını Artos Dağı’na dayamış, yeşillikler içinde ve Van Gölü’nün kıyısında bulunan Gevaş’a gidiyor, Halime Hatun Kümbeti’ne uğruyoruz. Selçuklu Mezarlığı’nda bulunan ve 1335 yılında yapıldığı söylenen Kümbet, nadide bir eser. Oradan İzzettin Şir Camisi’ne uğruyor, sonra da Gevaş yakınında bulunan Akdamar’a yöneliyoruz. AKDAMAR ADASI Akdamar Adası, Gevaş sınırları içinde kalıyor, kıyıya 4 kilometre uzaklıkta, toplam kıyı uzunluğu 3 kilometre olan, badem ağaçları ile kaplı küçük bir ada. Ada, 915-921 yıllarında yapıldığı söylenen manastır ve kilise ile ün kazanmış, çok sayıda ziyaretçi bu manastırı görmek için gelmekte. Van’dan Hakkari istikametine gidiyoruz. 60. kilometrede Güzelsu (Hoşab) bucağına varıyoruz. Adı gibi, içinde güzel bir çay akıyor. Tarihi Urartulara kadar uzanan Hoşap Kalesi, Mahmudi Beylerinden Süleyman Beyin 1643 yılıında yaptırdığı şekliyle günümüze gelmiş. İçinde bulunan gözetleme kuleleri, mescit, fırın, zindan, su sarnıcı ve başka birimleri, süslemeleri ile bu kale, görenlere yüzyıllar öncesinin zarafetini ve ihtişamını bir daha hatırlatıyor. Van Gölü kıyısında bulunan tarihî Erciş ilçesini, el değmemiş bir coğrafyada bulunan Çatak ve diğer köşeleri de görmek, bu eşsiz coğrafyanın tadını çıkarmak gerek. Hele Muradiye Şelalesi... Başkale’deki peri bacaları, travertenleri yeni yeni keşfedilen ve keşfedilmeyi bekleyen başka hazineleri de içinde bulunduran Van’ı görmemek büyük bir eksiklik... Yusuf Konak en az “Van Kahvaltısı” kadar renkli ve ilginç biri... Günübirlik kahvaltıya! Van Kahvaltı Kültürü başlı başına bir zenginlik. Eskiden evlerde hazırlanan, yoksul komşuların da bulunması sağlanan, semaverli çayı bulunan büyük kahvaltı sofralarının günümüzde devamı olarak görülüyor. İlk defa 1947 yılında Nusret Şahin bu tarz bir süt evi açıyor. 1953’te Fevzi Timur süt evini devam ettiriyor. Sonradan kahvaltı evi olarak anılan bu tür yerler çoğalıyor. Şimdi, dünyanın en uzun kahvaltı sofrasını hazırlayarak rekorlar kitabına girmek ve bunun patentini almak için çalışılıyor. Bak Hele Bak Kahvaltı Kültür Sarayı’na gidiyoruz. Sahibi Yusuf Konak, “Bak hele bak, çok hele çok eğitim şart, İşte Yusuf Konak. Yaş iki 20, bir 15, hizmet 35, evlilik 35, çocuk 5, torun 6” sloganıyla karşılıyor. 65 ilimizden, Amerika’nın da iki üniversitesinden ödül almış. 2 dizi, bir filmde oynamış, bir kanalda iftar programlarına katılmış, bütün kanalların canlı yayınına çıkmış, Van’daki yöresel kanalda 120 program yapmış, yılda bir defa şiir yarışması düzenliyor. Haftada 2 gün il dışına konferanslara gidiyor... Anlaşıldığı gibi, Yusuf Konak da en az Van Kahvaltısı kadar renkli ve ilginç. “Bütün bu başarıları, 35 yıldır evli bulunduğum eşime borçluyum. Bir daha dünyaya gelsem, yine onunla evlenirdim. Diyeceksin ki niye? Çünkü ondan korkiyem” diyor. “Buranın ismi daha önce süt eviydi, 35 yıl önce Konak Kahvaltı Salonu ismini verdim. Son 5 yıldır kahvaltı salonu ismini geride bıraktım, Bak hele Bak, Yusuf Konak Kahvaltı ve Kültür Sarayı oldu” diyor. Üç bölüm var; biri kahvaltı kültür evi, biri ahşaptan bahçe, alt kat da çocuk parkı, program sahnesi, kütüphane, bayanlar matinesi, aşık atışması, şiir yarışması için ayrılmış. Yapmadığım iki şey var diyor Yusuf Konak; “içki ve sigara”, bu mekana ikisi hiç girmemiş. Yusuf beyin renkli kişiliğinden kahvaltı mevzusuna zar zor gelebiliyorum. Kahvaltıda 20’nin üzerinde malzeme var. Tabii kaymak ve tereyağı, Van otlu peyniri, Van cacığı, karakovan balı, mertuğe, kavut, gençeruk, Van çöreği, Van reçeli, Van sucuğu vs... Sırf kahvaltı yapmak için İzmir, İstanbul gibi illerden günübirlik gelip dönenler varmış. Yusuf Bey, Türkiye’nin her ilinden iş yeri açma teklifi, sayısız dizi ve TV programı teklifi aldığını söylüyor. 2010 yılına kadar bütün dizi ve programları bu kah-valtı ve kültür sarayında yapacağını, hedefinin Van Gölü kıyısında bu kültürü devam ettirecek bir tesis kurmak olduğunu söylüyor. Bunu başaramazsa, bu diyarı terk edeceğini ifade ediyor. Sahilde İnci Kefali şeklinde, 30 metre denize uzanmış bir tesis, içi Van Evi, kanatları bahçe, canlı Van Balığı, Van Kedisi, ziyaretçilere açık. Dostlar gelsin şiir yazsın, hatıra yazsın... Bir gözü mavi, diğeri yeşil! Van’ın simgesi haline gelen Van Kedisi, farklı renklerdeki gözleri, bozulmamış ırkı ve şirinlikleriyle benzersiz. Yüzüncü Yıl Üniversitesi kampusü içinde kedi evi yapılmış, Van Kedisi korumaya alınmış. Kediler isteyen koruyucu ailelere verilebiliyormuş. Ama bunları il dışına çıkarmak yasakmış...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT