BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Abdülhamid Han bugün bile aktüel

Abdülhamid Han bugün bile aktüel

Batı, Sultan Abdülhamîd’e kızgındır, kırgındır, hınçlıdır. Yahudi, Yunanlı, Ermeni, İngiliz, Rus ve Fransız onu sevmez. Sultan Abdülhamid imparatorluğu derleyip toparlamaya çalışarak çöküntüyü durdurmaya uğraştı. Ancak iç etkenler, Türk imparatorluğunun yıkılmasında, dış etkenler derecesinde ağırlıklıdır.



SULTAN ABDÜLHAMİD HAKKINDA... Batı, Sultan Abdülhamîd’e kızgındır, kırgındır, hınçlıdır. Yahudi, Yunanlı, Ermeni, İngiliz, Rus ve Fransız onu sevmez. Sultan Abdülhamid imparatorluğu derleyip toparlamaya çalışarak çöküntüyü durdurmaya uğraştı. Ancak iç etkenler, Türk imparatorluğunun yıkılmasında, dış etkenler derecesinde ağırlıklıdır. Sultan Abdülhamîd Cuma Selamlığında İkinci Sultan Abdülhamid, tahta çıktığı 1876 yılından günümüze, hiçbir dönemde aktüalitesini kaybetmedi. Ne bizde, ne dış basında ve yayında... Hâlâ kendisinden bahsettiriyor. Ve böyle sürüp gideceğe benziyor. Batı, Sultan Abdülhamîd’e kızgındır, kırgındır, hınçlıdır. 33 yıl, emperyalizmin, en azgın döneminde, yolunu kesmiştir. Kendisini üstün zekâlı sayan Avrupalıyı atlatmıştır. Hem de ataları gibi asker gücüyle değil. Diplomatik dehâ ile... Yahudi, İsrail’in kurulmasını yarım yüzyıl geciktirdiği için O’na diş bilemektedir. Yunanlı, 1897’de Atina kapılarına indiği için nefret ediyor, Megali İdea‘yı geciktirmiştir. Ermeni, Doğu Anadolu’da Hamîdiye gönüllü süvari alaylarını kurup Ermenistan projesini ebediyen tarihe gömdüğü için... İngiliz, onun hilâfet politikası ile ter döktüğü için... Hindistan denen muhteşem kıt’ada her hafta Cuma hutbesi Sultan Abdülhamid adına okunduğu için... Çinli, Döngenler’in (Çinli Müslümanların) soykırımına karşı çıktığı için... Rus, Balkan İttifakını önlediği için... Fransa, eyaletimiz Tunus’u 1881’de hayâsızca işgal etmesini asla tanımadığı için (ancak Lozan’da tanıdık)... Dünyayı ele geçiren ve hayâsız bir açgözlülük sergileyen sömürgeler yüzyılında Osmanlı Türkiyesi, şu veya bu şekilde hükümrân olduğu on milyon kilometrekare toprağını savunmaya çalışıyordu. Ancak Osmanlı, 1871’de Âlî Paşa’nın ölümü ile kaht-ı ricâl (Devlet adamı yokluğu, kıtlığı, yetmezliği) dönemine girmişti ki, 1876 darbesiyle asker darbeciliğe ve politikaya bulaştı. İkinci Mahmud sistemi yıkıldı. Sultan Abdülhamid derleyip toparlamaya çalışarak çöküntüyü durdurmaya çalıştı. Binâenaleyh iç etkenler, Türk imparatorluğunun yıkılmasında, dış etkenler derecesinde ağırlıklıdır. HÂKAN VE MUHÂLİFLERİ Türklerin hâkanı ve bütün Müslümanların halîfe sıfatıyla en büyüğü olan Sultan Abdülhamid, dış politikaya inanmak, eğitime ve bayındırlığa ağırlık vermekle bu üç faktörle tarihe geçti. En üstün eğitim veren müesseselerini kurarak demokratik gelişme bakımından geriye götürdüğü Tanzimat hareketini, bu bakımlardan geliştirdi. Ancak zamanla, kurduğu müesseselerde okuyup aydınlanan, her iki kültürü, Fransızca ve Almanca yanında Arapça ve Farsça da bilen gençliğin muhalefeti ile karşı karşıya geldi. Tevfik Fikret de karşısındaydı, Mehmed Âkif de (Yahyâ Kemâl’in karşısında olmadığını, onun sezgi dehâsını da göstermesi bakımından kaydediyorum, Jön Türk olmak için değil Batı kültürünü en büyük merkezinde öğrenmek için Paris’e kaçtı). İkinci Abdülhamîd’in sonra çoğunun iş işten geçtikten sonra kafalarına dank eden muhalifleri acaba hâkan-halîfenin ne yapmasını bekliyorlardı? Anayasa ve seçilmiş meclisler istiyorlardı ama, o sistemi yüzlerine gözlerine bulaştırıp Adriyatik’le Hind Okyanusu arasında devraldıkları imparatorlukta 10 yıl içinde düşmanı Polatlı’ya getirdiler. Napolyon’a özenen bir zavallı olan, Sultan Hamid kadar Atatürk’ün de en nefret ettiği kişi, Enver Paşa, 30 yaşında devleti ele geçirip iki milyon Türk‘ün ölümünü hazırladı. Tal’at Paşa, ona yardımcı olmuştur. Sonra Cemal Paşa gelir. Demokrasiyi uygulamak yerine maaşlı sürgünlü, hafiyeli sansürlü bir otokrasiyi, kanlı bir totaliter rejimi hâline getirdiler. Sultan Hamid ne yapsa idi? Elinde Dördüncü Murâd’ın yetkileri yoktu. Kaanûni’nin orduları yoktu. Tanzimat ve Meşrutiyet’le sınırlandırılmış hâkan ve halîfe yetkileri vardı. Onları kullandı. Midhat Paşa kafasında dışa bağlı diplomasiye karşı mecburen aynı üslûbu kullandı. Bu üslûbun üstâdı olduğunu da kanıtladı. Karşılarına çıkan bu üstad karşısında yenilenler, dış ve iç muhalefet, her türlü vasıtaya baş vurdu: İftirâ, yalan, itham, komplo, darbe, sûikasd, bomba, gasb, yağma, aşırma, ayaklanma ve benzerleri... Tarihte gelip geçmiş istisnasız bütün şahsiyetler gibi (peygamberler hariçtir) Sultan Abdülhamîd’in de yanlışları, yetersizlikleri vardır. Elbette evliyâ değil, politikacı idi. Ama dehâsı artık tarih ilmi bakımından açığa çıkmıştır, âşikârdır, kabûl edilmektedir. Karşısında olanların akıl almaz hatâları, bu kabulü çok kolaylaştırmıştır. GÜNÜMÜZDE SULTAN ABDÜLHAMİD Bugün Türk milleti, İkinci Sultan Abdülhamid Hân’ın hizmetlerini, vatanseverliğini bilmekte, takdîr etmektedir. Hiçbir politikacının, onun aleyhinde konuşup milletten oy almak şansı yoktur. Asgarî sınırlarına çekilmiş millî bir devletin yönetimini beceremeyenler, imparatorluk yönetimi gibi bugünkü politikacıların akıllarının -öyle bir eğitim ve tecrübeden geçmedikleri için- almayacağı bir hünerin sahiplerini eleştirmekte, ihtiyat göstermelidirler. Halkımızın “Sultan Hamid” dediği İkinci Abdülhamid devrinin şartları, o devre mahsustur. Geçen asrın, 19. asır sonlarının, 20. asrın hemen ilk yıllarının şartlarıdır. Tarihî şahıslar, kendi dönemleri içinde o şartlarla değerlendirilirler. Çok sonraki zamanların değişik iklimlerine ve şartlarına çekilip eleştirilemezler. Sultan Hamid devrinde demokrasinin uygulanması imkânsızdı. Nitekim ondan sonrakiler de uygulayamadılar. Ama günümüzde, Türkiye Cumhuriyeti’nde gerçek demokrasiyi kısıtlamaya kalkışmak, bir türlü Avrupa standartlarına erişememek, şu veya bu motifi göstererek, bahaneler bularak demokrasiyi sürüncemede bırakıp Türk’ü geride ve mahcup bırakmak, apaçık beceriksizlik eseridir. Çeşitli art niyetlerin sonucudur. Art niyetlerin her çeşit politik ve politika dışı zümrelerde bulunması, Türkiye’yi bir türlü muâsır medeniyet seviyesine, bugünkü söyleyişle çağdaş uygarlık düzeyine getirememiştir. Atatürk’ün tespit ettiği bu tek değişmez millî hedef uzağımızda kalmıştır.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 89898
    % 0.37
  • 4.8232
    % -0.22
  • 5.6284
    % -0.33
  • 6.3815
    % -0.47
  • 192.903
    % -0.91
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT