BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > ORUÇ tutarken sigaradan kurtulun

ORUÇ tutarken sigaradan kurtulun

Prof. Dr. Tevfik Özlü: Ramazan ayı sigarayı bırakmak isteyen kişiler için bulunmaz bir nimet, mutlaka değerlendirilmeli



Prof. Dr. Tevfik Özlü: Ramazan ayı sigarayı bırakmak isteyen kişiler için bulunmaz bir nimet, mutlaka değerlendirilmeli İFTARDA DİKKAT EDİN Ramazan ayında genellikle iftar yemeklerinin ağır ve yağlı olduğunu belirten Özlü, üst üste sigara içilmesinin de kalp hastalıklarına davetiye çıkardığını kaydetti. Özlü, “İftarda üst üste sigara içilmesi kolesterolün aşırı yükselmesine, damarda pıhtı oluşmasına ve ani kalp spazmlarına neden olabilir. Bu sebeple tiryakilere iftarda acele etmemelerini ve üst üste sigara içmemelerini öneriyoruz. Ramazan ayı onlar için büyük bir fırsattır. Dilerlerse bu ayda sigaradan kurtulabilirler” diye konuştu. Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Farabi Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Tevfik Özlü, iftarda üst üste içilen sigaranın kolesterolün yükselmesine neden olduğunu, damarda pıhtı oluşması sebebiyle ani kalp spazmları yaşanabileceğini söyledi. Prof. Dr. Özlü, ramazan ayının sigarayı bırakmaya niyetli olan kişiler için büyük bir fırsat olduğunu belirterek, iftarını sigarayla açan vatandaşların ani kalp krizi, damar sertliği ve damar tıkanlığı gibi risklerle karşı karşıya olduğunu ifade etti. KARARLILIK ÖNEMLİ Toplumun sigara içmediği bir ortamda sigarayı bırakmanın daha kolay olacağını söyleyen Özlü, şöyle konuştu: “Aslında esas olay zihinde başlamaktadır. Kişi gün boyu sigara içmeme kararlılığına sahip olduğu için ne kadar uzun olursa olsun sigarayı aramaz. Örneğin 14 ile 15 saat hiç sigara içmeden dayanabilir. Oysa bu kişiler normal hayatlarında oruçlu olmadıkları zaman birkaç saat sigara içmeden duramaz. Burada esas olan, kişinin karar vermesi. 15 saat sigarasız kalabilen bir kişi, 24 saat de istese sigarasız kalabilir. Önemli olan bu kararlılığa varmasıdır.” BİR ŞEY OLMAZ DEMEYİN Prof. Dr. Özlü, çevre baskısının sigarayı bırakan veya bırakmaya çalışan insanları tekrar sigaraya yönlendirdiğini söyledi. Özellikle arkadaş çevresinin bu konuda etkili olduğuna dikkati çeken Özlü, “Özellikle sigarayı bırakanlarda gördüğümüz en önemli problemlerden biri, çevre veya arkadaşlık baskısıdır. Sigarayı bırakanlara bir ortama girdiklerinde sigara uzatılmaktadır ve ‘Sen de iç bir şey olmaz’ diye olaya yaklaştıklarında tekrar sigaraya dönülmektedir” dedi. Hadis-i Şerif Gençlerin en hayırlısı kendisini yaşlılara benzeten, ihtiyarların en fenası da kendisini gençlere benzetendir. GÜNÜN SÖZÜ Dünya için üzülmek kalbe zulmet, ahiret için üzülmek kalbe nurdur. Osman bin Affân radıyallahü anh ESKİ RAMAZANLAR BEYLERBEYİ YOLCULARI! > M.Kurtbay Önür kurtbay.onur@tg.com.tr Sultan İkinci Mahmud, bir yaz gününde tebdil-i kıyafet iki mabeyincisini alarak Sirkeci’ye gider. Beylerbeyi’ne geçeceklerdir. İhtiyar bir kayıkçıya düşerler. Amma ne kayıkçı! Bu zatta bir hâl vardır. Zira herkesi ‘gözünden’ tanır. Yeni yolcularını görünce ses çıkarmaz ve işini yapar. Beşiktaş önlerine gelindiğinde: Sultan Mahmud: Baba, 32 ile nasılsın? İhtiyar: 32’yi 30’a vurdum mu, 15 çıkıyor. Sultan Mahmud: İşitiliyor ki şehirde hırsızlar ziyadeleşmiş; senin evine de giren oldu mu? İhtiyar: İki ay evvel, biri girdi. Son günlerde birisi daha dadandı. Bakalım ne olacak? Padişah sükut eder. Kayıkçı işine devamdadır. Velakin; mabeyinciler bir mâna çıkarmak için kıvranırlar. Kayık Beylerbeyi iskelesine yanaşır. Sultan Mahmud: Babalık, sana iki besili kaz göndersem, yolar mısın? İhtiyar: Hay hay efendim yolarım! Padişah sandala akçesini bırakıp, karaya çıkar. Mabeyinciler meraktadır. Ertesi gün, hünkâr ile kayıkçı arasında geçen konuşmayı anlamak için ihtiyarı, kayıkçılar kahvesinde bulup, bir kenarda çaylı suale tutarlar: Mabeyinci: Baba dün Beylerbeyi’ne üç yolcu götürmedin mi?. İhtiyar: Beli (evet). Mabeyinci: Onlardan ikisi biz idik; seninle konuşan da hünkârımız hazretleriydi. İhtiyar: Elhamdülillah hata itmedük. Mabeyinci: Meraktayız, ne konuştunuz? (Bir anda ihtiyarın avuçlarına iki kese altın sıkışıverir.) İhtiyar: Devletlüm buyurdular ki; “32 ile nicesin, yani geçimin nasıldır?” Dedim ki; Ağzımda 32 dişim var; onu bir 30 güne ayarlıyorum. Ben ise 15 gün ancak iş bulabiliyorum!” dedim. Mabeyinci: Eeee? (der ve iki kese altın daha ihtiyara verir) İhtiyar: Sultanımız: “Son aylarda hırsızlar çoğaldı, sana da gelen oldu mu?“ buyurdu. Hünkârın hırsızdan kastı, ‘kaşık hırsızı’, yani ‘gelin’ idi. “Son günlerde evlenmeler arttı. Senin çocuklarından da evlenen oldu mu?” demek istedi. Bir hırsız girdi, oğlumun biri evlendi; diğeri için de hazırlıklar var, Allah Kerim” dedim. Mabeyinci: Üçüncü sual nedür? İhtiyar: Bre kahveci! Bana kahve, ağalara iki çay daha gönder! Kalbin dönmemesi için “Allahümme, yâ mukallibelkulûb, sebbit kalbî, alâ dînik” (Ey büyük Allahım! Kalbleri iyiden kötüye, kötüden iyiye çeviren, ancak sensin. Kalbimi, dîninde sâbit kıl, dîninden döndürme, ayırma!) Dünya ve ahiret iyiliği için “Allahümme rabbenâ âtinâ fi’d-dünyâ haseneten ve fi’l-âhıreti haseneten ve kınâ azâbennâr” (Rabbimiz olan Allahım, bize dünyada ve âhirette iyilik ver. Bizi Cehennem azabından koru!) MANİDAR MANİDAR İşte geldi gidiyor, Mutlu günler bitiyor, Onbir ayın sultanı, Bize vedâ ediyor. Kavuştuk ramazana, Hem de büyük ihsana, Bu ayda oruç tutmak, Huzur verir insana NEFİSE NİNENİN İFTAR SOFRASI Zenginlik bu işte? Hiç düşündünüz mü bilmem. Hangimizin mahallesinde bir Arnavut, bir Laz, bir Çerkez yok? Kapı komşumuz Kürt ya da Arap değil mi? Bundan bir 50 yıl evvel Rum ve Ermenilerle de iç içe yaşamıyor muyduk? Bakın ecdadımız değişik kültürleri sindirmemiş aksine onlardan istifade etme yoluna gitmiş. Komşularından sürekli bir şeyler öğrenmiş ve mutfağımızı çok zenginleşmiş. Yalanı yok, bize sebze yemeklerini (mesela enginarı, kerevizi) muhacirler belletti. Kebabı, biberi güneydoğululardan görmedik mi? Lazlar olmasa hamsi buğulamadan, mıhlamadan karalahanadan haberimiz mi olacaktı sonra? Osmanlı çok farklı insanları bir arada tutmayı başarmış. Zaten güzellik de burada. Böyle bir yazının üzerine Çerkes tavuğu, Laz böreği, humus, felafel, çiğ köfte ve künefe yapın üstüne de mırra için demek yakışır ama gelin siz içinden birini seçin. BİR LEZZET HAMSİ BUĞULAMA HAZIRLANIŞI: Balıkları temizleyip kılçıklarını çıkarın. 1 tatlı kaşığı tuz ekleyip karıştırıp süzgeçte 15 dakika bekletin. Domates, soğan, patates ve limonu daire şeklinde doğrayın. Tepsiye balıkları tek sıra dizip üzerine sırayla soğan, patates ve domatesi yerleştirin. En üste aralıklı olarak limon ve defneyaprağı koyun. Maydanozu ince ince doğrayın ve limonların üzerine serpin. Tuz, karabiber, zeytinyağı ve suyu karışıma ekleyerek tepsiyi yağlı kâğıt ile kapatın. Önceden ısıtılmış orta sıcaklıktaki fırında pişirin. Fırından alarak sıcak servis yapın. MALZEMELER: > 1 kg. hamsi > 5-6 adet patates > 3 adet soğan > 1 adet limon > 3 adet domates > 1 adet defneyaprağı > 3 yemek kaşığı zeytinyağı > 1 su bardağı su > Yarım tabaka yağlı kâğıt > Yarım demet maydanoz > Karabiber, tuz NİÇİN MÜSLÜMAN OLDULAR Fazleddîn Ahmed Overing (HOLLANDALI) Şarklıların dillerini öğrenmek istiyordum ve 12, 13 yaşlarında, Arabî öğrenmeye başladım. Fekat bana yardım edecek kimse bulamadığımdan, bu iş çok ağır gidiyordu. Arabî öğrenirken Arablar ve İslâmiyyet hakkında Avrupalılar tarafından yazılmış bazı kitâblar almıştım. Bunların çoğunda İslâmiyyet hakkında tâm ve tarafsız bilgi verildiğini sanmıyorum. Buna rağmen Muhammed aleyhisselâm hakkında yazılan yazılar, bende onun şahsiyyetine karşı büyük bir saygı doğmasına kâfî gelmişti. Fakat İslâmiyyet hakkında öğrendiğim bilgiler, yanlış ve noksandı. Bana rehberlik edecek kimse de yoktu. Nihâyet elime T.G. Browne tarafından yazılan (History of Persian Literature in Modern Times = Îrân yeni zemân edebiyyât târîhi) isminde mükemmel bir eser geçti. Bu kitâpta iki nefîs şiir buldum. Bunlardan biri Hâtıf İsfehânî’nin Tercî’i bendi, diğeri Mohtaşim Kâshânînin Heftbendi idi. Okurken bu büyük şâ’irin sanki benden bahsettiğini, benim hakîkati bulmak için yaptığım mücâdeleleri ifâde ettiğini sanıyordum. Şiirin her beytinde beyân edilen fikirleri tabii aynen kabûl edemiyordum. Fakat aşağıdaki beyit tamâmiyle benim düşüncelerime cevâb veriyordu: Yalnız bir o vardır ve ondan başka kimse yokdur, Ondan başka ibâdete lâyık hiçbir ilah yokdur. Ama karar veremiyordum. O zemâna kadar bana kilisenin telkîn etdiği İslâm düşmanlığından temâmiyle kurtulamamıştım. Bu sefer çok ciddî olarak ve Avrupalı yazarların kitâblarının te’sîri altında kalmayarak, sırf kendi mantık ve düşüncem ile, İslâm dînini incelemeğe başladım. O zemân, ne güzel hakîkatlerle karşılaştım! Birçok insanların, çocukken kendilerine telkîn edilen dinden uzaklaşarak, müslümânlığı niçin kabûl ettiklerini anlamaya başladım. Fecr sûresinin yirmiyedinci âyeti ve devâmında meâlen, (Ey huzûr içinde olan rûh! Sen ondan, o da senden râzı olarak Allahına dön! Benim [sâlih] kullarımın arasına katıl, benim cennetime gir!) buyurulmuştur. Hıristiyanların, insanların günâhkâr olarak doğduğu ve yeni doğan bir çocuğun bile kendisinden evvel gelenlerin günâhlarını taşıdığı hakkındaki akîdesine karşı Kur’ân-ı kerîmde En’âm sûresinin yüzaltmışdördüncü âyetinde meâlen, (Herkesin kazandığı kendisinedir, kimse başkasının yükünü [günâhını] taşımaz) buyurulmuşdur. A’râf sûresinin kırkikinci âyetinde ise meâlen, (Biz insana ancak gücü yetdiği kadar yükleriz) buyurulmuşdur. İnsan bunları okurken, bunların, Allah kelâmı olduğunu kalbinde duymakda ve müslimânlığa seve seve îmân etmekdedir. İşte ben böyle yaptım ve Allahü teâlânın en doğru dîni olan islâmiyyeti seçtim ve seve seve Müslümân oldum. Osmanlı Devleti'nin mimarı ŞEYH EDEBALİ Hazretleri BÜYÜTMEK İÇİN TIKLAYIN Osmanlı Devleti'nin mimarı ŞEYH EDEBALİ Hazretleri BÜYÜTMEK İÇİN TIKLAYIN
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 91758
    % 0.14
  • 4.7782
    % -1.18
  • 5.5547
    % -1.86
  • 6.2552
    % -2.48
  • 187.925
    % -2.83
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT