BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Ben, ölüyü diriltemem!”

“Ben, ölüyü diriltemem!”

Bugün sizlere, Trablusşam Nakîb-ül-eşrâfı Şeyh Abdülfettâh Zağbî’nin, Yûsuf Nebhânî’ye anlattığı bir hadiseyi nakletmek istiyoruz...



Yûsuf Nebhânî hazretleri son asır İslâm âlimlerinin büyüklerinden ve evliyâdandır. İsmi Yûsuf bin İsmâil’dir. Nebhânî nisbesiyle meşhûrdur. 1849 (H.1265) senesinde Hayfa’da Eczim köyünde doğdu. 1932 (H.1350) senesinde Beyrut’ta vefât etti. Zamânın büyük velîsi Seyyid Fehim Arvâsî hazretlerinin hac yolculuğu sırasında, onu ziyâret edip elini öptü. Bereketli sohbetinde bulunup istifâde etti. REFORMCULARLA MÜCADELE ETTİ Yûsuf Nebhânî hazretleri ilim ve fazîlette yüksek bir zât olduğu gibi, bütün gücüyle Ehl-i sünnet dışı zararlı ve reformcu cereyanlarla mücâdele etti. Hakîkî kurtuluş yolu olan Ehl-i sünnet vel-cemâati müdâfaa etti. Bu sebeple Vehhâbîler ve kendilerinin selefi olduğunu iddiâ eden reformcu çevreler, bu büyük zâtı sevmezler, isminden ve eserlerinden bahsetmezler... Trablusşam Nakîb-ül-eşrâfı (Seyyidlerin ve şerîflerin doğum ve vefât kayıtlarını tutan ve onların işleriyle ilgilenen müessesenin idârecisi) Şeyh Abdülfettâh Zağbî Efendi, Yûsuf Nebhânî hazretlerine şöyle bir hadise anlatmıştır: Bir defâsında bir arkadaşımız hastalanmıştı. Abdullah ibni Şeyh Hıdır ez-Zağbî’yi de yanımıza alıp ziyâretine gitmek istedik. Onu götürmekten maksadımız hastanın bereketlerinden istifâde ederek şifâya kavuşması idi. Ancak gitmek istemedi. Çok ısrar edince kabûl edip bizimle geldi. Hastanın yanına vardığımızda, şiddetli hastalığından hiçbir eser kalmadı. Ayağa kalkıp bizi karşıladı. “Hoş geldiniz” deyip konuştu. Ziyâreti yapıp yanından ayrıldık. Ayrılıp giderken yolda Şeyh Abdullah hazretleri; - Ben ölüyü diriltemem, dedi. Bu sözüyle ziyâretine gittiğimiz kişinin öleceğine işâret etmişti. Dedim ki: - Onun yüzünde hiç ölüm işâreti yoktu ki. Yine; - Ben ölüyü diriltemem, buyurdu. Sonra memleketine gitti... HASTA İYİLEŞTİ; ANCAK!.. Hasta arkadaşımız iyileşti çarşıya pazara çıkıp dolaştı. Ben Abdullah ibni Şeyh Hıdır ez-Zağbî hazretlerinin işâretine ve diğer taraftan da hastanın sıhhate kavuşmasına hayret ediyordum. Çünkü o öleceğine işâret etmişti. Hasta ise sapasağlam olmuştu... Aradan on gün kadar geçti. Bir gün o arkadaşın evinin bulunduğu taraftan ağlama sesleri işittim. Merak edip sorunca, arkadaşımızın vefât ettiğini öğrendim. O zaman Şeyh Abdullah’ın kerâmetini anladım...
Kapat
KAPAT