BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Vatandaşlık ve İnsan Hakları kitabı

Vatandaşlık ve İnsan Hakları kitabı

Dün “Anayasamızı isteriz” diye toplanan aydınların, dünya gidişine ve Helsinki seviyesine uygun söylemlerini yazmıştım.



Dün “Anayasamızı isteriz” diye toplanan aydınların, dünya gidişine ve Helsinki seviyesine uygun söylemlerini yazmıştım. Bugün de Ömer Ekşi beyin üzgün ama alaycı bir dille yani kara mizah havasında yazdığı insan hakları dersinin çocuklarımıza ve bütün vatandaşlarımıza, hangi niyet ve maksatla okutulmak istendiği faslını sizlere nakledeceğim. Yarım Asırlık Bir “İstek” 26 Haziran1945 tarihinde, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu elli devletin imzaladığı Birleşmiş Milletler Antlaşması’nda yer alan bir madde, kurulmakta olan Birleşmiş Milletleri (BM), “insan haklarına ve temel özgürlüklere evrensel saygıyı geliştirmek ve özendirmekle” de görevli kılıyordu. İkinci Dünya Savaşı’nın da son bulduğu bu tarihlerde evrensel düzeyde, yoğun bir şekilde tartışılmaya başlanan insan hakları konusu, 10 Aralık1948 tarihinde, BM Genel Kurulu’nda kabul edilen İnsan Haklar Evrensel Bildirgesi ile daha da somut hale getirilmiş ve o günden bugüne, totaliter ülkelerin dahi yabana atamadıkları önemli bir gündem maddesi olagelmiştir. O tarihlerde “tek partici”likten “kurtulma” süreci yaşayan Türkiye de bu bildirgenin altına imza attı ve Bakanlar Kurulu kararıyla insan hakları konusunun okullarda ders olarak okutulmasına karar verildi. Ancak bu düşünce tam yarım asır kâğıt üzerinde kaldı ve insan hakları, “insan hakları havarisi” politikacıların gerek Türkiye içinde, gerekse Türkiye dışında popülist söylemlerini süslemeye dönük bir işlev görmekten öteye gidemedi. Örneğin, 1991 yılının Nisan ayında Brüksel’de, çeşitli ülkelerin katılımıyla gerçekleşen bir insan hakları toplantısına katılan TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu Başkanı Eyüp Aşık’ın sözleri gazete köşelerine şu şekilde yansıdı: “Efendim insan haklarına saygılı olmak bir eğitim ve terbiye işidir. Onun için biz şimdi bir insan hakları dersini ilkokuldan itibaren okullarımıza koymak istiyoruz. İşte bu okullarda yetişecek çocuklar büyüyünce işkence yapmayacaklardır.” İşkenceyi, mağduru “çözme” ve onun şahsında tüm toplumu sindirme amaçlı bir devlet politikası olmaktan çok, insan hakları “eğitimi”nin yokluğuna bağlayan Aşık’ın taahhüdü üzerinden de bir hayli zaman geçmesine rağmen ilköğretim çağındaki çocuklara insan hakları eğitimi, ancak 1998-99 eğitim yılında nasip oldu! Böylece siyasilerimizin zaman zaman “her vatandaşın ev ödevi” diyerek önemine işaret ettikleri insan haklarının dersi, yarım asırlık bir “çaba”nın ardından eğitim sistemindeki yerini “Vatandaşlık ve İnsan Hakları Eğitimi” olarak almış oldu. Batı’nın değer ölçülerine göre, insan hakları konusunda “yaramaz bir öğrenci” olup sürekli sınıfta kalan ve bunu da “eğitim” eksikliğine yoran Türkiye, bu dersle, “insan hakları açığını” kapama gayretinde olduğunu göstermek istemektedir. Hemen belirtelim ki, Cumhuriyet’in 75. yılında bile ilk günkü meselelerin hâlâ önümüzde durduğuna bakacak olursak, günü kurtarma politikalarının pek de sonuç vermediğini düşündürmektedir. Bir de şu var: “Batı ile ilişkiler açısından insan hakları dersi madem olmazsa olmaz o halde ‘kendimize özgü’ şekilde durumdan vazife çıkaralım” mantığı yürütülmektedir. Laiklik ve demokrasi örneğinde olduğu gibi insan hak ve özgürlüklerini de evrensel kriterlerinden soyutlayarak bize göre haline getirmek vardır... Baştan sona okunduğu takdirde görülecektir ki, kulların (vatandaşların) da her zaman suç işlemeye meyilli azgın iradelerinin kontrolsüzlüğü yatmaktadır. Vatandaş için tek yol, “milli bilinç”e ermektir. Yani “vatandaş” vatandaşlığını, söz konusu kitapta belirtilen sınırlar çerçevesinde bilirse ve verilen vazifelere harfiyyen uyarsa, insan hakları “sorun” olmaktan çıkacak; yok eğer devletin masumiyetini zedeleyici bir eyleme yönelirse, örneğin farklı düşünme ve inanma “günahını” işlerse en yakın düşman kategorisine sokularak “işlevsiz” bir hayat sürmek durumunda kalacaktır.
Kapat
KAPAT