BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Büyük velî Ali el-Venâî

Büyük velî Ali el-Venâî

Ali Venâî hazretlerine mânevî bir işâretle Medîne-i münevvereye gitmesi emredildi. Zîrâ bu, vefâtının Medîne’de olacağına dâir bir müjde idi...



Ali Venâî hazretleri, âlim ve velîlerdendir. Tam ismi “Ali bin Abdülber bin Ali” künyesi “Ebü’l-Hasan el-Hüseynî el-Venâî”dir. 1756 (H.1170) senesinde, Mısır’ın Saîd limanı köylerinden Venâ’da doğdu. 1797 (H.1212) senesinde Medîne-i münevverede vefât etti... ON SEKİZ YAŞINDA KİTAP YAZDI Ali Venâî, Kâhire’de büyüdü. Zamânının ileri gelen âlimlerinden ilim ve edeb öğrendi. Muhammed bin Ali eş-Şirvânî’den icâzet, diploma aldı. Henüz on sekiz yaşında çeşitli ilimlerde kitaplar yazmaya başladı. Bir taraftan da büyük hadîs âlimi Seyyid Murtaza’nın derslerine devâm edip hadîs ilmi mütehassısları arasına girdi. Mânevî ilimler adı verilen tasavvuftan da nasîblendi. Halvetî yolunun büyüklerinden Ahmed ed-Derdî’nin sohbetlerinde kemâle gelip olgunlaştı... Ali el-Venâî hazretleri çok ibâdet eder, nefsinin terbiyesi ile uğraşırdı. Bu gayretleri neticesinde kendisinden çok kerâmet; hârikulâde hâlleri görüldü. Bu mübarek zat, sık sık rüyâsında Peygamber efendimizi görür ve mânevî iltifatlarına kavuşurdu. Yine bir rüyâsında, Peygamber efendimiz mübârek parmağını Ali el-Venâî’nin ağzına koyup hareket ettirdi ve; “Gece sana ‘Lâ ilâhe illallah Vallahü ekber Allahü ekber’ demen kâfidir” buyurdu. Ali el-Venâî iki defa da Resûlullah efendimizi uyanık iken gördü. İlkinde Tâhâ sûresini okurken görmüştü. Bir sohbetinde talebelerine buyurdu ki: “Lokman Hakim oğluna şöyle dedi: Ey oğul! Ateş gelirken ondan nasıl emin olunur? Dünyadan ayrılmak muhakkak iken, ona nasıl meyledilir? Ölüm nasıl akıldan çıkar? Onun geleceğinden aslâ şüphe edilmez. Uyuduğun gibi öleceksin.” İSM-İ A’ZÂMI BİLİYORDU!.. Ali el-Venâî’ye rüyâsında İsm-i A’zâm duâsı öğretildi. Geceleri çok namaz kılardı. Bir ara Mekke-i mükerremeye gitti, orada üç sene kadar ilim öğretti ve ibâdetle meşgûl oldu. Peygamber efendimizin mübârek kabr-i şerîflerini ziyâretten sonra Mısır’a döndü. Herkes kendisini sevgi ve hürmetle karşıladı. Çok geçmeden mânevî bir işâretle Medîne-i münevvereye gitmesi emredildi. Zîrâ bu, vefâtının Medîne’de olacağına dâir bir müjde idi. Derhâl yola çıkıp önce Mekke’ye oradan da Medîne-i münevvereye vardı. Çok geçmeden müjdelendiği gibi hakîkaten Medîne’de vefât etti...
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT