BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bir varmış bir yokmuş

Bir varmış bir yokmuş

Bizim dış dünya ile temasımız 1950’li yıllarda başlar. Öncesindeki kargaşa sebebiyle zaten uluslararası ilişkilerde belli bir düzen de yoktu.Paktlar, ittifaklar ve harplerle, elli öncesi dönem; bütün dünyanın en karanlık ve en sıkıntılı dönemleri olmuştur.



Bizim dış dünya ile temasımız 1950’li yıllarda başlar. Öncesindeki kargaşa sebebiyle zaten uluslararası ilişkilerde belli bir düzen de yoktu. Paktlar, ittifaklar ve harplerle, elli öncesi dönem; bütün dünyanın en karanlık ve en sıkıntılı dönemleri olmuştur. Gerçi ABD’nin de dışa açılarak uluslararası arenaya ağırlık koyması etkili olmuştur. Ancak dünya yaptıkları ve yaşadıklarından da şikâyetçiydi... İki dünya savaşı yaşamış yorgun Avrupa ve Pasifiklere taze kan ve yeni bir anlayış getiren ABD; uluslararası ilişkilerin yoğunlaşmasına zemin hazırlamıştır. Türkiye’nin Kıbrıs’ın varlığından haberdar olması da bu uygun zeminden neşet etmiş, bu ilgi ikibinli yıllara kadar devam etmiştir. Londra ve Zürih antlaşmaları ile uluslararası gerekçeler edinen Türkiye, “Kıbrıs mitingleri” desteğinde, olayı kamuoyuna maletmeyi başarabilmiştir. 1960’lı yıllar Kıbrıs ve Doğu Akdeniz’de çaresiz kalan Helen yayılmacılığının terör yıllarıdır. Emekli Yunan Albayı Grivas’ın kurmuş olduğu “EOKA” terör örgütü, adada yaşayan İngiliz, Türk ve Rumlar’ı da hedef alarak, düşmanlık tohumları ekmiştir. 1963-1967 dönemi ise Kıbrıs’ta yaşayanların biribirlerini boğazladığı korkunç bir dönemdir. 1974 müdahalesi, sadece ciddi bir soykırım tehdidi altında olan Türklere değil, Rumlar ve diğer ada halklarına da huzur ve emniyet getirmiştir. Rum tarafından kaynaklanan ufak tefek tahrikler dışında; son yirmibeş yıl Kıbrıs için huzur dolu bir altın dönem olmuştur. Gerçi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti beklenen, istenen ve arzulanan ekonomik gelişmeyi sağlayamamıştır. Ancak yirmibeş yıllık bir huzur dönemi büyük bir nimet olmuştur. Güney Kıbrıs Rum Kesimi her zamanki entrikaları ile ak, kara hesabı yapmadan, para trafiği yönetmiş; temiz kirli demeden, her türlü ticareti mübah saymış, neticede de gelirlerini artırmayı başarabilmiştir. Yirmibeş yıldan bu yana huzur içinde yaşayan iki toplumun, iki federasyonun hatta, “İki ayrı devletçiğin derdi, her nedense dünyayı germiştir.” İşte Cenevre’de on gündür sürmekte olan “Dolaylı Kıbrıs görüşmelerinin ikinci turu”nun arkasındaki gerçek sebep, iki ayrı toplumun huzur ve güvenlik içinde yaşamalarıdır. Yunanistan, Doğu Akdeniz’de çeyrek asır süren bu sulh dönemini hazmedememiş, tarafları biraraya getirme adı altında yeniden nifak üretimine geçmiştir. Dışişleri Bakanımız Cem’in Yunanistan ziyaretleri ve düzelen Türk-Yunan ilişkilerindeki asıl amaç, “Megali İdea” hedeflerinin gerçekleştirilme istekleridir. Dikkat edilirse, Batı Trakya, kıta sahanlığı, Ege Adaları, “FIR” hattı gibi Türkiye açısından hayati önemi haiz konular sümenaltı edilirken; Patrikhane, Heybeliada Papaz Mektebi ve Kıbrıs konularında Yunanistan lehine hayli mesafe alınmıştır. Ege’nin iki yakasını barış içinde biraraya getirmek iyi de; Türkiye’nin milli çıkarlarından taviz verilerek bu hedeflere varılamaz. Dün “Kıbrıs bizim canımız!..” derken, bugün “Bir varmış, bir yokmuş” dersek, bunun adı politika olmaz. Türkiye ağzındaki peyniri, kurnaz tilkiye kaptırmamak için aktif ve uyanık olmalıdır!..
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT