BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ermeni tasarısı, temcit pilavı gibi

Ermeni tasarısı, temcit pilavı gibi

Soykırım saçmalıklarının ebediyen gündemden çıkmasını istiyorsak, bugüne kadar ne derece başarısız oldukları apaçık ortada olan yurt dışı ve içindeki lobi firmalarına para ödemekten vazgeçerek işe başlamamız gerekiyor



ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’nde görüşülen Ermenilerin sözde soykırım iddialarının tanınmasına ilişkin tasarı, Komite Başkanı Howard Berman’ın “skandal” olarak değerlendirilebilecek çabaları sonunda 22’ye karşı 23 oyla kabul edilmişti. (FOTO:AA) ABD Temsilciler Meclisi’nin alt komitesinin Ermeni iddialarını tanıyan bir tasarıyı kabul etmesinden sonra Türkiye’de konuyla ilgili yazılmadık hiçbir şey kalmadı. Konunun ayrıntılarına vakıf tarihçi ve uluslararası ilişkiler uzmanlarından, popüler bir haberi atlamamak kaygısıyla meseleye eğilen magazin yazarlarına kadar geçen hafta köşe yazarlarımızın büyük bölümü mesailerini bu işe ayırdılar. Tıpkı geçen yıl gibi; tıpkı ondan önceki yıl gibi; ve tıpkı daha önceki yıllar gibi. Bu yılı öncekilerden farklı kılan tek bir yenilik vardı: Haber kanallarının oylamayı naklen yayınlamaları. Sanki bir milli maçın canlı yayında anlatılması gibi, uzmanların görüşleriyle derinlik kattığı bu heyecanlı naklen yayın sırasında, önce sevindik, sonra üzüldük. Bazı televizyon sunucularına göre, oturum başkanının oy vermeyen milletvekilleri de salona gelip, oylarını verene kadar oylamayı uzatması, bir “temdit penaltısı”ydı. Bazı gazetelerimiz oylamayı “komedi” olarak nitelendirdi; bazı siyasetçilerimiz ise “trajikomedi” demeyi tercih ettiler. Oylama öncesi yorumlarıyla, oylama sırasında yaşananlarla ve oylamadan sonra dile getirilen görüşlerle biz bu filmi daha önce de seyretmemiş miydik? Peki, aynı filmi kaç kez daha seyredeceğiz bundan sonra? Bu Ermeni tasarıları temcit pilavı artık hepimize kabak tadı vermedi mi? SONUÇ DEĞİŞMEDİ Çok değil, üç hafta önce Diplomatik Muhakeme’de, içi bomboş bırakılan “Türk-Amerikan Model Ortaklığı”nın, başta Ermeni tasarıları olmak üzere pek çok konuda Türkiye’nin başının ağrımasına sebep olacağını yazmıştım. Biraz da gerçekçi bir tonlamayla, Ermenistan’la imzaladığımız protokollerde var olmayan şartları daha sonradan dile getirerek söz konusu belgeleri TBMM’de hâlâ onaylamamış olmamızın, Ermeni tasarılarının kabul edilmesinde bir bahane olarak kullanılabileceğini dile getirmiştim. Önce anlaşma imzalayıp, sonra onay için şartlar ileri sürmenin dış politikada güvenilirlik sorunlarına yol açabileceği uyarısında bulunmuştum. Maalesef haklı çıktım. Ekim 2009’da protokoller imzalanırken, bu adımla Türkiye’nin bir daha “sözde soykırımı tanıması” baskısıyla karşı karşıya kalmayacağını, dolayısıyla devrim niteliğinde bir diplomatik sıçrama yaptığımızı savunanlar haksız çıktılar. Ankara istediği kadar, protokollerin onaylanmamış olmasını Ermenistan Anayasa Mahkemesi’nin tutumuna bağlasın, Türk diplomatları istedikleri kadar -ve haklı olarak- “tarihî konuların araştırılması tarihçilere bırakılmalıdır” diye çırpınsınlar, ortada değiştirilemeyecek bir sonuç var. “Az farkla” da olsa, “son dakika golüyle” de olsa, Ermeni tasarısı alt komisyonda kabul edildi. GELECEK YIL NE OLACAK? “Nasıl olsa, ABD Hükümeti, daha önceki seferlerde olduğu gibi sürece müdahale eder ve Temsilciler Meclisi’nin tasarıyı genel kurul gündemine almasını engeller” diyenlerdenseniz, ben de soruyorum o zaman: Gelecek yıl ne olacak? Peki, daha sonraki yıllar? Biz aynı tabloyla bundan sonra da karşı karşıya kalmayacak mıyız? Bir de, “müeyyideciler” var. Türkiye’nin siyasi, askerî, ekonomik ve stratejik alanlarda ABD’ye karşı müeyyide uygulayacağını, böylece endişeye düşen Washington’un Ermeni tasarılarını ebediyen unutacağını savunuyor bazı uzmanlarımız. Ben mi yanlış hatırlıyorum acaba? Daha önce 18 ülke sözde soykırımı tanımadı mı? Onlara karşı ne gibi dâhiyane müeyyideler uyguladık da bu iddialardan vazgeçtiler? Mesela NATO içindeki müttefiklerimiz, Fransa, Kanada, İtalya, Slovakya, Belçika, Yunanistan, Polonya ve Hollanda bizim tepkimiz üzerine geri adım mı attılar? Bugün söz konusu ülkelerin mallarının Türkiye’ye girişine herhangi bir engel var mı? 52 saldırı helikopteri alınmasını öngören 3 milyar dolarlık askerî ihaleyi “soykırımı” tanıyan İtalya’nın Agusta firması 2007’de kazanmadı mı? FRANSA VE RUSYA Soykırımı tanıyan Fransa’nın 2009’da NATO’nun askerî kanadına dönüşünü -buna hakkımız olmasına rağmen- engelledik mi? Fransa’nın otomotivden, sigortacılık ve çimento sektörüne kadar Türk ortaklarla kurmuş olduğu şirketlere engel mi çıkardık? Ankara değil miydi, “soykırım”ı tanıyan Yunanistan’ın yeni seçilen başbakanı Yorgo Papandreu’ya 2009’da mektup gönderip, “iki ülke arasında yeni bir diyalog ve iş birliği sürecinin başlatılabileceğinden” söz eden. “Soykırım”ı 1995’te Duma’da aldığı bir kararla tanıyan Rusya’ya enerji iş birliğini de içeren milyarlarca dolarlık yeni anlaşmaları geçen sene imzalayan Türkiye değil miydi? LİSTE UZUYOR Peki ya, aynı iddiayı 1997’de Temsilciler Meclisi’nde kabul eden Lübnan’la, daha birkaç ay evvel karşılıklı olarak vizeleri kaldırmadık mı? Tasarıyı kabul ettiklerinde büyükelçilerimizi “istişare yapmak üzere geri çağırdığımız”, Arjantin, Şili, İsviçre, Uruguay, Venezuela ve Vatikan’daki sefaretlerimiz hâlâ büyükelçilerimizin görevlerinin başına dönmelerini mi bekliyor? Yoksa birkaç haftalık “istişareden” sonra bu ülkeler nezdindeki görevlerine çoktan döndüler mi? Diğer taraftan ABD’ye tepki olarak bu ülkeden silah alımını durdurmayı önerenler var. Peki, şu kısaltmaları hiç duydunuz mu? F-16, F-4E, B-737-7ES, KC-135R, C-130B, C-160D, F-5A/B, T-38A, T-37B/C, T-41D, NF-5A/B, UH-1H, MQ-1, MIM-14B... Liste uzayıp gidiyor. Bunlar, Türk Hava Kuvvetleri’nin envanterindeki ABD menşeli uçak ve helikopterler. Uçaklarımızın neredeyse %90’ı ABD menşeli. Kara Kuvvetlerimizdeki ana muharebe tankların %70’i ABD yapımı. Deniz Kuvvetlerimizdeki durum da farklı değil. Peki, böyle bir askerî yapılanma içindeyken, ABD’den silah alımını nasıl durduracağız? “İncirlik Üssü’nü kapatalım” diğer bir “müeyyide” önerisi. Bir yandan, Türkiye’nin ABD için ne kadar önemli bir stratejik müttefik olduğunu vurgulamak için, Orta Doğu’daki en büyük Amerikan üssü İncirlik’ten söz ederken, diğer yandan bunu kapatmayı dile getirmek ne kadar gerçekçi. Türk ekonomisi yabancı yatırımcı gelişine muhtaçken, “ABD sermayesinin ülkedeki yatırımlarını durduralım” şeklinde parlak öneriler sunanları hiç ciddiye almıyorum. LOBİLERLE OLMUYOR Tablo ortada. Ermeni tasarısı Temsilciler Meclisi’nde kabul edilse, ya da Başkan Obama “soykırım” kelimesini yıllık 24 Nisan konuşmasında telaffuz etse bile, Türkiye, daha önce “soykırım” iddialarını kabul eden ülkelere gösterdiğinden daha farklı bir tutum izlemeyecek. Yani, birkaç ay meseleyi gündemde tutup, sonra “ilişkilerimizin çok yönlü” olduğunun altını çizerek, kaldığımız yerden iş birliği yapmaya devam edeceğiz. Bunu Washington da gayet iyi biliyor. Durum, Nasreddin Hoca’nın “heybemi bulun, yoksa ben yapacağımı bilirim” fıkrasına ne kadar da benziyor. Soykırım saçmalıklarının ebediyen gündemden çıkmasını istiyorsak, bugüne kadar ne kadar başarısız oldukları apaçık ortada olan yurt dışı ve içindeki lobi firmalarına Türk vergi mükellefinin helal paralarını ödemekten vazgeçerek işe başlamamız gerekiyor. Bu temcit pilavını yıllardır bir rant kapısı olarak gören ve milletimizin kaynaklarını sömürenlere evvela dur dememiz lazım. Sonra da, ekonomik ve askerî olarak kendi ayakları üzerinde durabilen bir ülke olmamız gerekiyor. Dışa bağımlılığı asgariye indirilmiş Türkiye’ye bu tür tasarılarla baskı yapabilmek elbette mümkün olmayacaktır. Bugün Fransa’nın Cezayir’de yaptığı soykırım sebebiyle kınandığı herhangi bir tasarı var mı? Sosyal akıl sağlığımız açısından da, böyle konuları bir milli maç gibi görmekten bir an önce vazgeçmemizde fayda var.
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT