BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > ‘Para her şey değildir’

‘Para her şey değildir’

“Yaptığınız iş, yıllarınızı vererek, sanatçılığınızdan asla taviz vermeyerek geldiğiniz bir yerin karşılığı olmalı. Her şey para kazanmak değil. Biz, para kazanmanın peşinde olsaydık, bu kadar uzun süre direnmezdik. O kadar çok teklif geliyor ki inanın çoğuna hayır cevabı veriyorum.”



“Yaptığınız iş, yıllarınızı vererek, sanatçılığınızdan asla taviz vermeyerek geldiğiniz bir yerin karşılığı olmalı. Her şey para kazanmak değil. Biz, para kazanmanın peşinde olsaydık, bu kadar uzun süre direnmezdik. O kadar çok teklif geliyor ki inanın çoğuna hayır cevabı veriyorum.” Kötü örnek, seyirciye hakaret olur Sanat üçgeninde “Neden şuna yatkın, buna yatkın” diye seyirciyi asla suçlayamam. Çünkü siz, insanı çok çabuk yok eden cam ekranın önünde kötü örnekler veriyorsanız, aslında halka hakaret ediyorsunuz demektir. Halkın hiçbir şey bilmediğini zannediyorsunuz demektir. Evet, yıllarca televizyonda seyirciye çok kötü örnekler verildi. Hem de sanat adına yapıldı bunlar. Ama bu durum çok uzun sürmedi. Maalesef en bilmez zannettiğiniz kimse dahi, sizden daha bilgili olabiliyordu. Çünkü onun da bir görüşü vardı. Ve seyirci iyiyle kötüyü artık ayırmaya başlardı. İyi örnekler zaman içerisinde birer birer öne çıktı. Onun için iyi örnek verildiğinde mutlaka takdir edeni bulunuyor. Yetenek tartışılmaz... Şimdilerde yeniden mektepli-alaylı tartışmaları yapılmaya başlandı. Ama bu olmaz. Bakın iyi bir sanatçının yeteneği tartışılmaz. Geçenlerde televizyonda, İbrahim Tatlıses’in konuk olduğu programı izledim. İkinci bölümüne yetişmiştim. İnanın ekranda kendine yöneltilen ilginç soruları ve Tatlıses’teki o doğallığı izlerken duygulandım. Ve emin olun, o herkese verilecek en güzel cevap olan gözyaşlarını akıtırken, ben de onunla birlikte ağladım. O bağlamda kimsenin hakkı yoktu kimseyi eleştirmeye. Eğer insan, okumakla adam olsaydı, diplomalı o kadar çok adam olmayan var ki... Neden kabul etmiyorsunuz, bu Allahın insana verdiği bir yetenektir. Siz onu geliştiriyorsanız, en iyi hale getiriyorsanız ve topluma bir mesaj veriyorsanız işte sanatçısınız ve sanatınızı en iyi şekilde icra ediyorsunuz. Bunun daha nesini eleştiriyorsunuz? O bakımdan ben, sanatta alaylı-mektepli tartışmalarına hiç katılmıyorum. Bir sanatçı eğer sanatını yerine getiriyorsa alaylı da olsa mektepli de olsa sanatçıdır. Önemli olan da sanatçı olabilmektir. Elmayla armudu karıştırmak Ben bir sanatçıyım. Kendi kendime düşünüyorum: -Eğer bir kadın sanatçı olarak siz, bir aileye, bir kadın sanatçının sizin gibi olmasını düşündürebiliyorsanız, işte hizmet veriyorsunuz demektir. İşte bu açıdan bizim, kaliteli iş yapabilmek uğruna reddettiğimiz çok senaryolar olmuştur. Diziler olmuştur, filmler olmuştur... Eğer bugün bu saygınlığa gelebilmişsek, işte onları reddettiğimiz içindir. Şimdi yabancı filmlerde falan da görürsünüz. Rol gereği çağrılmış tipler vardır, mankenler vardır. Bonbon şekeri gibidir onlar. Bir mankeni kullanırsınız. O mankenin illa sanat yapması beklenemez. Ama orada o gereklidir. “Efendim ondan sanatçı mı olur?” duygusuyla hareket ederek herkese bir kulp takarsanız siz sanatı anlamıyorsunuz demektir. Hiçbir eğitim almamış olsa bile, bir kişi, o küçücük rollerde kendini yavaş yavaş gösterirse, içinde bir yetenek ortaya çıkıyorsa tabii ki ona da o şansı göstermek lazım. O kadar katı olmamak lazım. Ama ben elmalarla armutların birbirine karıştırıldığını düşünüyorum. Buna dikkat etmek lazım. Bu yapımından kaynaklanıyor, rejisörden kaynaklanıyor şundan kaynaklanıyor bundan kaynaklanıyor. Neticede elmayla armudu karıştırmamak lazım. Kısa yol kötü yola götürür Yaptığınız iş, yıllarınızı vererek, sanatçılığınızdan asla taviz vermeyerek geldiğiniz bir yerin karşılığı olmalı. Her şey para kazanmak değil. Biz, para kazanmanın peşinde olsaydık, bu kadar uzun süre direnmezdik. O kadar çok teklif geliyor ki inanın çoğuna hayır cevabı veriyorum. Bugün, “Gençliğin hedefi bir an önce para” diyorlar. Doğrudur ama burada gençliği suçlayamayız. Gençliğe gösterilen örnekler böyle. Bilhassa televizyonlara bakın, iki günde bir flaş isim doğuyor. Böyle olunca da adam zannediyor ki, “Bir takım maskaralıklar yaparak ben de para kazanabilirim. Hem de kısa yoldan.” Bu işin kısa yolu yoktur oysa. Bu işin kısa yolu kötü yola götürür insanı. Bu açıdan, eğitimini görmüyorsa bile muhakkak kendini yetiştirmesi ve de çok sabırlı olması lazım. Çok uzun ve meşekkatli bir yol bu. Onun için bana gelenlere diyorum ki; “Çocuklar önce eğitiminizi tamamlayın. Eğitimden sonra bu işte uzun zaman zorluk çekebilirsiniz. Çok hayal kırıklıklarına uğrayabilirsiniz... Ama idealinizde bu iş varsa, bu iş muhakkak bir yerden fışkıracaktır.” Para için değil, aksine kendilerini korumak için, ilk başlarda öyle çok paralı şeylere girişmemeleri lazım. Para pul derken ne hale gelmiş örnekler var çünkü. Aman dikkat! Bir de, bu dünyanın şan ve şöhretine heves ederek yola çıkan binlerce genç var. Hiçbirinin tecrübesi de yok. Televizyonda gördüğü kişiyi, gördüğü hayatı gerçekten sadece gördüğü gibi zannediyor. Oysa o anda kendisi belki aile içi şiddete maruz kalmıştır. Baskı içerisinde yaşıyordur. İki ayrı dünya arasında kıyas yaptığında diyor ki; “Eğer böyle bir yere gidersem böyle bir hayata kavuşur, rahat ederim” Oysa çoğunlukla bilmiyor ki, yola çıkarken kendini ne karanlıklar ne uçurumlar bekliyor. Eh düzlüğe çıkanlar da oluyor bir iki. Ama bu devede kulak; ya binlercesi... O açıdan gençleri yönlendirmek için son derece aklı selim olan eğitici programlar yapmak lazım. Aile eğitimi çok önemli. Ailesinden baskı gören genç, belki istemeden de bu yollara düşebilir. Gençliğin bu konuda çok dikkatli olması lazım. Sanat demek şöhret demek, evden kaçmak demek, kısadan para kazanmak demek değildir. Sanat bir idealdir. İdealler ise sabır ve çalışma ister. Kabuğumuza sığmıyoruz artık Bakmayın televizyonda bir dizi filmde rol aldığıma. Şurada iki üç ay oldu bu teklifi kabul edeli. O da çok iyi bir senaryo ve çok uyumlu iyi bir ekip olduğu için. Yoksa benim ömrüm tiyatroda geçti. Kolay değil tiyatrosuz yaşamak. Şuna emin olun ku, Devlet Tiyatroları zaman içersinde bozulmayan ender kurumlardan biridir. Ama biz kendi içimizde çok büyük zorluklar yaşıyoruz. Kanunlarımız elli sene evvel çıkartılmış kanun. Artık bu kanunlar bizim çalışma sahamızı ve standartlarımızı çok sınırlıyor. Şartlara göre değil... Kanuna sığmıyoruz. İnsanları çalıştırmak için de kanunların değişmesi lazım değil mi? Bu bağlamda bize yapılacak en büyük yardım, emeklilik kanunumuzun ıslah edilmesi, bir de yeniden yapılanmaya yardımcı olunması. İnanın, ben de varım komisyonda, dört beş senedir bu konu üzerinde çalışıyoruz ama henüz bir netice alabilmiş değiliz. Ayten Gökçer’den bir hatıra: Burada ne arıyorum ki? Yıllar önceydi. Henüz onsekiz yaşında bir genç kızdım. Geleneksel kostümleri temsilen, Olgunlaşma Enstitüsü ile Paris’e gitmiştim. Çok harika bir defile olmuştu. Nefis bir sükse yapmıştı. O gün demiştim ki kendi kendime: “Ya benim burda ne işim var? Ne arıyorum ki böyle şeylerde?” Ki bu söz kendini bilmez haddini bilmez bir sözdü o zaman. Düşünün, o milyonlarca insanın arzu ettiği bir yere, temsilen sizi çağırıyorlar. Siz kalkıp burun kıvırıyorsunuz. Neden? Sanat adına... Çünkü içimde hep tiyatro yatıyor. Öyle bir mankenlik dahi etkilemiyor beni. Ve devam ediyorum burun kıvırarak: “Ben buraya tiyatro sanatçısı olarak gelmeliydim.” Aradan yıllar geçiyor... Yıl 1964... Ve yine ben, bu kez de Türk Tiyatrosunu temsilen, Shakespeare’in “12. Gece”sinde oynamak üzere sahneye çıkıyorum. Yine Avrupa’da... Ama bu kez tiyatrocu olarak... Milli Marşımız çalınırken gözlerimde yaş, ellerim titriyor. Ölüyorum sandım... O günden sonra birçok kez yurt dışında sahnelere Türk bayrağını diktik. Ama hiç unutamam. Dünyanın çok seviyeli ismi ve kurumu olan Olgunlaşma Enstitüsü’nün mankeni olarak gittiğim zaman bile gönlümde tiyatro yatıyormuş ki, bana bu başarı nasip oldu.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 93699
    % 0.94
  • 5.2716
    % -1.23
  • 6.0028
    % -1.12
  • 6.7306
    % -1.44
  • 211.531
    % -0.51
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT