BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ona cıss, buna cıss! Nasıl öğrensin bu çocukcağız

Ona cıss, buna cıss! Nasıl öğrensin bu çocukcağız

Bir insanın mutlu ve başarılı bir hayat sürmesi için tabiatı gereği güven duygusuna ihtiyacı vardır. Ancak çocukken fanus içinde pamuklar arasında bitki yetiştirir gibi aşırı korumacı davranmak öz güvensizliğe sebep olur.



Bir insanın mutlu ve başarılı bir hayat sürmesi için tabiatı gereği güven duygusuna ihtiyacı vardır. Ancak çocukken fanus içinde pamuklar arasında bitki yetiştirir gibi aşırı korumacı davranmak öz güvensizliğe sebep olur. > Turgut Evrankaya Rehber Öğretmen Anne ve babaların en büyük arzusu, çocuklarının yetişkin olduklarında toplum içinde saygın bir yer edinmesidir. Aileler her zaman çocuklarını en iyi yerlerde görmek ister. Öz güven, bebeklik çağında iken kazanılması gereken bir gelişim ögesi olduğu için bu gelişimin ilk basamağı anne karnında başlamaktadır. Ebeveyn olarak bu noktada çocuklarımızla iletişime geçerken bazı hususları gözden kaçırabiliyoruz. Onlara, yaşlarına göre değil beklentilerimize ya da kendi yetiştiğimiz dönemde kazandığımız tecrübelere göre davranıyoruz. Durum böyle olunca söylediklerimiz ve davranışlarımız çocuğa öz güven kazandıracakken tam tersi durumlar oluşabiliyor. Kendi çocukluğumuzu hiç göz önüne getirmediğimiz için çocuklarımız hata yaptığı zaman bunu normal karşılamıyoruz. Bu sebeple, hata yapmak çocuktan beklenmeyen anormal bir davranışmış gibi, bizde suni ve sağlıksız bir anlayış oluşuyor. Yani, sıfır hata ile yaşama anlayışı... Oysa bu mümkün değil. ŞEMSİYE TUTMAYIN Özellikle yürümeye yeni başlayan bir bebek yere düşünce hep birlikte bağırıyor veya çaydanlığa yaklaştığı an “cıss!” diye hemen atılıyoruz. Hâlbuki çocuğun genel sağlığına zarar vermeyecek, küçük acı tecrübeleri yaşaması “eğitimde; yaparak, yaşayarak öğrenmenin” temelidir. Tabii kontrol ve takibi elden bırakmadan... Çocuk, eline kaşık alıp yemek yemeğe çabaladığı zaman anne hemen kendi yedirmeye başlar. Kırılacak bir eşyaya dokunacak olsa kırılmama ihtimalini hiç aklımıza bile getirmeden hemen müdahale edip “Elleme, kırarsın!” kesin hükmünü ortaya koyarız. Bütün bunları yaparken biz, çocuğa, farkında olmadan: “Sen yapamazsın, edemezsin, başaramazsın!” gibi olumsuz mesajlar verir, çocuk büyüdüğünde onun başına yağacak “başarısızlık yağmurunun” bulutlarının oluşmasını sağlarız. Neticede çocuğa şemsiye tutmak da yine bize kalır. Bundan sonra çocuk, başarısızlığı normal görmeye başlar. DOZU AŞMADAN Toplumumuzun genel aile yapısında ve şark kültüründe aşırı korumacı ve himaye edici bir özellik var. Çocuklarımıza gerektiğinde elbette müdahale etmemiz gerekir, ama bu müdahalede dozu iyi ayarlayamazsak farkında olmadan çocuğa fayda yerine zarar gelebilir. Onları korumak mı? Tabii ki, hem de ömür boyu gücümüz yettiği ölçüde, ama asla korkutarak değil. Yaşına uygun görevler verin Sorumluluk alabilen çocuklar yetiştirmek istiyorsak, onlara yaşlarına uygun küçük görevler vererek özgüvenlerini pekiştirmeliyiz. Ah, onları olduğu gibi kabul edebilsek ve onlara biraz sabır gösterebilsek!.. Ama çoğunlukla bunun tam tersini, hem de çocuk doğduğundan itibaren yapıyoruz. Koltuğa çıkma, koşma, düşersin, elleme, dokunma!.. Sonu “-me, -ma” ile biten binlerce olumsuz emir cümleleri... Eğer büyüdükleri zaman karşımızda dört dörtlük bir delikanlı ve genç kız görmek istiyorsak şu anlayışı benimsemek zorundayız: “Her şeye rağmen sen bizim gözbebeğimizsin. Oynarken etrafı dağıtabilir ve oyuncaklarını kırabilirsin. Bunları yapıyorsun diye sana sürekli kızamayız. Biz de böyle yaparak öğrendik. Kaldı ki yetişkin olmamıza rağmen biz de hatalar yapabiliyoruz.” Aradaki tek fark şu: Sen kırınca “sakar” oluyorsun, biz kırınca “bunu kim koydu buraya?” oluyor. Anne babalara SBS için aspirin tavsiyeler > A. Faruk Levent / Psikolojik Danışman >> Geçen hafta SBS başvurularıyla ilgili kısa açıklama yapıp bu imtihan döneminin anne ve babaların işini daha da zorlaştırdığını ifade etmiştik. Gerçekten de çocukların her sene sınavlara yüksek performansta hazırlanmalarını sağlamak, bunun yanında ergenlik problemleriyle uğraşmak oldukça güç bir mesele. Bu noktada hem sosyal ve duygusal gelişimlerini aksatmamak hem de SBS’de başarı göstermelerini sağlamak için anne-baba olarak bazı noktalara dikkat etmemiz gerekiyor. Bu dönemde anne-baba olarak çocuklarımıza nasıl davranmalıyız? >> Çocuğa, evde huzurlu ve rahat olabileceği bir ortam hazırlamalıyız. Gerginlik ve huzursuzluğun yaşandığı bir evde verimli ders çalışılamaz. >> Çocuğumuzun kapasitesini çok iyi bilmeliyiz ve ondan kapasitesinin üstünde bir başarı beklememeliyiz. >> Çocuğumuzu başkalarıyla kıyaslamamaya dikkat etmeliyiz, çünkü hiçbir insan başka biriyle karşılaştırılmak istemez. >> Çocuğumuzun bir ders çalışma programının olması ve bu programa düzenli olarak uymasını sağlamalıyız. >> Çocuğumuzun, okulda işlenilen konuları düzenli olarak tekrar etmesini kontrol etmeliyiz. >> SBS, daha çok, öğrencilerin okuduğunu anlaması ve yorum yapmasına dayalı bir sınav olduğu için çocuğumuzun düzenli kitap okumasını sağlamalıyız. Tabi, bu konuda bizim de kitap okuyarak ona örnek olmamız gerekir. >> Çocuğumuzun beslenmesine ve uyku durumuna özen göstermeliyiz. >> Çocuğumuzun öğretmenleriyle iletişim içinde olarak, okuldaki davranışları ve ders durumu hakkında bilgi sahibi olmalıyız. >> Çocuğumuzun televizyona ayırdığı vakte ve bilgisayarı bilinçli kullanmasına dikkat etmeliyiz. >> Hafta sonları çocuğumuza özel zaman ayırarak onun sevdiği faaliyetleri birlikte yapmaya çalışmalıyız. >> Çocuğumuzu çok sevdiğimizi ve onu önemsediğimizi ona hissettirmeliyiz. Onun SBS’den alacağı puanın ya da sonucun bu sevgimizi kesinlikle değiştirmeyeceğini sözlü olarak ona ifade etmeliyiz. >> Çocuğumuzun fiziksel ve duygusal sağlığının -sınav başarısı dâhil- her şeyden daha önemli olduğunu unutmamalıyız. DERS KİTAPLARINDA İŞ HAYATI İnternette gezinirken İngiltere’de ilkokullarda okuma kitabı olarak okutulan bir kitap dikkatimi çekti. Araştırıp öğrendiğime göre kitapta geçen masalların amacı, çocuklara iş dünyasını öğretmekmiş. Ticareti, ekonominin işleyişini, hayvanlar üzerinden anlatmışlar. “Ders kitaplarında iş hayatı” örneğini hep beraber okuyalım: >> 1. BÖLÜM Zamanın birinde bir çiftlikte, kırmızı ibikli küçük bir tavuk yaşarmış. Tavuk, kendi yiyeceğini kendi bulur ve bu güzel çiftlikte çok mutlu bir hayat yaşarmış. Bu tavuk bir gün buğday taneleri bulmuş ve bunları ekerek daha çok yiyecek elde edeceğini düşünmüş. Ancak buğdayı nasıl ekeceğini bilmediği için arkadaşlarından yardım istemiş: “Bu buğday tanelerini ekmek için bana kim yardım edecek?” Ördek cevaplamış: “Ben yardım edemem, ancak istersen sana kahve tohumu satabilirim. Buğday yerine kahve ekersen, çok para kazanır ve istediğin kadar buğday alırsın.” At oradan seslenmiş: “Ben de yardım edemem, ancak kahve ekersen ürünlerini satın alırım.” Fare hemen atlamış: “Ben buğday ekiminden anlamam, ancak kahve ekmek için gereken parayı sana borç verebilirim.” Ticaretten ve tarımdan anlamayan kırmızı ibikli şirin tavuk, bu sözler sonrasında kahve ekmeye karar vermiş ve buğdaydan vazgeçmiş. Ancak kahve nasıl ekilir bilmediğinden yine yardım istemiş: -Kahve ekmek için bana kim yardım edecek? Ördek: “Ben yardım edemem, ancak kahvenin çabuk büyümesi için gereken gübreyi sana satabilirim”, demiş. At: “Ben kahve yetiştirmekten anlamam, ancak kahveleri zararlı böceklerden korumak için ilaca ihtiyacın var, istersen sana satarım”, demiş. Fare: “Gübre ve ilaç için gereken parayı istersen borç veririm”, demiş. Sonunda kırmızı ibikli tavuk çalışmaya başlamış, çalışmış da çalışmış. Kahve yetiştirmek, buğday yetiştirmekten daha zormuş ve daha çok gübre ve ilaç gerekiyormuş. Ama tavuğumuz sonunda çok zengin olacağını hayal ederek sabretmiş... > Devamı haftaya "Bir Türkçe kelime, 17 İngiliz kelimesine bedeldir." >> Türkçe kelime: "Afyonkarahisarlılaştıramadıklarımızdan mısınız?" >> İngilizce tercümesi: "Are you one of those people whom we unsuccessfully tried to make resemble the citizens of Afyonkarahisar?" BİR GÜZEL SÖZ: “Öğretim, öğrenciye saygı duymaktır; öğrenim, öğretmene saygı duymaktır.” EMERSON Tavsiye filmler “Hayat Güzeldir-Life is beatiful” 1999 yapımı, 7 dalda Oscar ödüllü bu film, savaş gibi çirkin ortamda bile çocuğuna olumlu bakış açısını en güzel şekilde öğreten bir babanın çok etkileyici hikâyesini anlatıyor. Öğretmen, öğrenci ve velilere kesinlikle tavsiye ediyorum. AZMİ AKSOY Etkiliyorum Süt şişesi Çocukluğumuzda süt ve yoğurt bugünkü gibi karton kutularda değil, cam şişelerde satılırdı. Boş şişeyi iadede depozito alırdık. Bunları bakkala ben götürür, sıkıca tembihlenmeme rağmen yolda oyun falan derken arada bir kırar ve azar işitirdim. Bir yaz tatilinde, hayatı öğrensin diye beni tanıdık bir tuhafiyecinin yanına verdiler. Yaptığım da ufak tefek getir götür işi filan... Kırılacak bir şey yok, bu nedenle rahatım. Birkaç hafta geçmişti, bir gün dükkân sahibi bir poşet içinde lastikle tutturulmuş birkaç deste para ve bir hesap cüzdanı verdi bana. “Oğlum, bu parayı al, ilerideki bankaya götür ve hesaba yatır” dedi ve işine döndü. Adam, benim süt şişesi vukuatını bilse boş poşeti bile teslim etmezdi. O an benim de dilim tutuldu galiba, adama bir şey diyemedim, mecburen poşeti alıp çıktım. Durum çok vahim, bir anda ter bastı, sanki kalbim kulağıma yakın bir yerde atmaya başladı. Poşete bir yapıştım, o an iri yarı biri gelse söküp alamazdı onu benden. Veznenin önüne geldiğimde her tarafım ağrıyordu, terden sırılsıklam olmuştum. Vaziyetime veznedar da şaşırdı. Uzatmayalım, kırık dökük de olsa derdimi anlatıp parayı hesaba yatırmaya muvaffak olmuştum. Bankadan çıktım, büyük bir iş başarmış olmanın keyfiyle derin bir nefes aldım. Süt şişesi kıran o çocuğun dönüş yolundaki çalımlı yürümesini görmeliydiniz. Bu yürüme, süt şişesinden bankaya para yatırmaya terfi etmenin keyfiydi. Artık değil para yatırmayı, bankanın merkez şubesine para transferini bile üstlenebilirdim. O an kendimde öyle bir enerji ve güven hissettim ki biri elime bir toplu iğne verip koca bir dağı göstererek: “Şu dağı delip karşı tarafa geçebilir misin?” diye sorsa, hiç tereddütsüz “evet” derdim. Öz güven denilen şey insana güç veriyor, enerjisini artırıyor ve onu daha fazla gayret etmeye özendiriyormuş. O gün çocuk yaşımda bunları anlayabildim. Bir işi başarmak, insana hem keyif veriyor hem de bir sonraki iş için insanın cesaretini artırıyor. Bu anlamda 8800 metre yükseklikteki Everest Tepesi’ne tırmanan bir dağcı ile koltuğa çıkmaya çalışan bir bebek arasında hiçbir fark görmüyorum. Fakat zirveye çıkınca biri orada olmanın keyfini yaşayacak; diğeri ise hiçbir çaba göstermeden erken gelen yardımla koltuğa çıkacak. İşin kötüsü de bundan sonraki zirveye çıkışlarda sürekli destek beklentisi olacak. İleride yapamadığı her iş için “beceriksiz” damgası yemesi de cabası. Bir düşünün, dağcıya iyilik yapmak için onu 6000’inci metrede bir helikoptere alıp zirveye çıkarsak... Nasıl kızar ve sinirlenirdi değil mi? Bunlar bizim çocuklarımız, yanlış ve doğrularıyla hayatı onlarla paylaşmaya devam edeceğiz. Olumlu düşünmeyi bir hayat tarzı olarak benimseyip doğru ve iyi olanı takdir; yanlış olanı kırmadan, dökmeden düzeltme çabasını hiç elden bırakmayalım. Gelişme ve öz güven böyle olur. İnanın, herkesin iyi yapabildiği bir şey mutlaka vardır. Hareket noktası bu olursa devamı çok kolay gelir. Ha, söylemeyi unuttum, o zamanlar bir daha hiç süt şişesi kırmadım. Şimdikiler ise kartondan zaten.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 102715
    % 0.57
  • 5.2851
    % -0.34
  • 5.9555
    % -0.47
  • 6.7956
    % 0.67
  • 224.132
    % 0.63
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT