BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > BATI’DA IRKÇILIK KORKUSU

BATI’DA IRKÇILIK KORKUSU

Avusturya’da ırkçı görüşleriyle bilinen bir partinin iktidar ortağı olması, şimdiye kadar gözardı edilen bir gerçeği ortaya çıkardı: Avrupa ve ABD’de alınan bütün tedbirlere rağmen ırkçılık rüzgarları hâlâ sert esiyor



Başlarken Global bir köye dönüşmeye başlayan dünyada, ulusal değer yargılarının gitgide zayıflayacağını düşünenlerin yanıldığını gösteren işaretlere şahit oluyoruz. Soğuk savaşın bitmesinin belki de en beklenmedik sonuçlarından biri, batının artık gömdüğüne inandığı ırkçı duygularının hâl⠓dipdiri” olduğunun açığa çıkması oldu. Bu yazı dizisinde, Avrupa ve ABD’de, genel olarak ırkçı hareketlerin bugünkü durumu ele alınacak. Irkçı grupların yeniden yükselişinin sebepleri irdelenmeye çalışılacak. Burada size genel olarak Birleşmiş Milletler’in ve başka bazı ırkçılık karşıtı batılı kurumların araştırmalarındaki bulguları aktarmaya çalışacağım. Batı dünyası, önyargılarından ve saplantılarından kaçmak yerine, onları tanımaya ve aşmaya çabalıyor. Bu yönde atılan adımların güçlenmesi, batının içine düştüğü kısır döngüden kurtulabilmesi için tek çıkar yol gibi gözüküyor. Sanırım herşeye rağmen batının gücü, biraz da kendini eleştirebilmekte gösterdiği bu dirayette saklı bulunuyor. Ö.M. Avrupa’nın hastalığı nüksetti Avusturya’da ırkçı görüşleriyle bilinen bir partinin iktidar ortağı olması, şimdiye kadar gözardı edilen bir gerçeği ortaya çıkardı: Avrupa ve ABD’de alınan bütün tedbirlere rağmen ırkçılık rüzgarları hâlâ sert esiyor Batı, “yabancı”larla ilk yüzleştiğinde, onlara “barbar” sıfatını layık gördü. Tarih, batının daha sonraları da başka ırklardaki insanları “aşağı sınıf”tan görmesinin örnekleriyle doludur. Sanayi Devrimi sonrası “geri, görgüsüz, kaba ve ilkel” kabul ettikleri dünyanın geri kalanını “medenileştirme” adı altında sömürgeleştirdiler. Dünyanın her köşesinden ülkelerine köle olarak getirdikleri insanların gerçekten “aşağılık” olduklarına inanıyorlardı. Bu öylesine bir inançtı ki Thomas Moore, en iğrenç ve zahmetli işlerin köleler tarafından yapılmasını öğütlüyordu. Hume ile Kant gibi düşünürler de onu destekliyordu. Batı bir yandan özgürlük, eşitlik, kardeşlik ve insan hakları gibi değerleri bayraklaştırırken, diğer yandan kölecilik ve ırkçılığı koynunda besliyordu. “KÖLELER EŞİT OLAMAZ!” Nitekim, köle yapmak için topraklarından zorla kopardıkları insanların torunlarının kendileriyle eşit hale gelmesini bir türlü kabullenemeyip, kafataslarını biriktirerek ortadan kaldırdıkları kızılderililer gibi, onları da yok etmek istediler. Oysa bu insanların neredeyse tamamının kültürel ve dini açıdan kendileriyle hiçbir farkı kalmamıştı, hatta aynı dili konuşuyorlardı. Tek farklılık derilerinin rengiydi. Ne acıdır ki akılcılığa dayandığı için yükseldiği iddia edilen batı medeniyetinin yetiştirdiği insanlar, sadece rengi farklı olduğu için onbinlerce zavallıyı, insana insan olmasını utandıracak şekilde vahşice katlettiler. İkinci Dünya Savaşı’nda görülen Yahudi soykırımı aslında ne ilkti ne de son. Dünyanın teknolojik açıdan en ileri medeniyeti, insani değerler açısından hâlâ yayaydı. DAZLAKLAR TARAFTAR BULUYOR Avrupa’da ırkçılığın yükselişi, kendini ilk olarak aşırı sağ siyasi örgütlenmelerin ve militan gençlik hareketlerinin belirmesiyle gösterdi. Yabancıların, mültecilerin ve siyasi sığınma isteyenlerin “dışarı atılmasını” savunan bu gruplar, çingeneler dahil bütün azınlıkların yararlandığı hakların kısıtlanmasını istiyorlar ve bunu “evine dön”, “ilk önce kendi ulusumuz” diyerek sloganlaştırıyorlar. Bunlardan bir kısmı şiddete başvurmaktan kaçınıyorlar. Aynı fikir ve ideolojiye sahip başka gruplar ise siyasal sistem yerine sokaklarda çatışmayı seçiyorlar. Bu kesimlerin, yabancılara ya da göçmenlere karşı saldırılar düzenlenmesi için silahlı büyük kalabalıklar toplayabilme, dazlakları ya da (futbol) holiganlarını organize edebilme güçleri bulunuyor. ŞİDDETE DÖNÜŞEN SAPLANTILAR Bombalama olayları ve cinayetler genellikle bu ırkçı gruplar tarafından gerçekleştiriliyor. Dazlaklar, ırkçı hareketlerin en görünür ve en nefret dolu kesimlerini oluşturuyor. 1960’lı yılların başında güçlerini ve önemini yitirdiklerin düşünülen dazlak hareketi, 1980’lerden bu yana özellikle gençler ve işsizler arasında taraftar kazanmış durumda. Dazlaklar, şiddete başvuran diğer ırkçı gruplar gibi, genellikle hedef olarak yabancı öğrenciler, Yahudiler, siyahlar ve misafir işçileri seçiyor. Bu hareketin Doğu Avrupa’da eski komünist ülkelerde giderek güçlendiği belirtiliyor. Dazlakların “anavatanı” olan Almanya’da yaşayan yaklaşık 2.5 milyon Türk, özellikle kundaklama şeklinde görülen saldırıların ilk hedefleri arasında yer alıyor. Göçmenlere yönelen nefret Almanya’nın birleşmesinin doğurduğu çoşku, bu ülkede çok geçmeden yerini, büyük çoğunluğunu Türkler’in oluşturduğu Müslüman göçmenlere ve Doğu Almanlara karşı yoğun bir antipatiye bıraktı. Suç oranının göçmenler arasında yüksek olması gerçekte bu antipatiyi açıklamakta yeterli değil. Çünkü Avrupa’daki göçmenlerin pek çoğu sosyal güvenlik, barınma ve eğitim imkanlarından mahrum bir şekilde yaşıyor. Bu durum onları kaçakcılık, uyuşturucu ve fuhuş gibi yasadışı faaliyetlere itiyor. Böylece toplumda yabancılara karşı olan önyargılar beslenirken, kültürel açıdan geri bulunan göçmen topluluklar daha da marjinal hale geliyor ve yaşadığı ülkeyle bütünleşemiyor. Batı Avrupa’da göçmenler hakkında abartılmış bu tür önyargılar sadece ilk giden göçmenlere değil, onların çocuklarına karşı da gösteriliyor. Oysa aynı topraklarda doğan bu insanların pek çoğu, bir kaç nesildir yaşadıkları ülkenin vatandaşlığını da elde etmiş durumdalar. İlk perde Avusturya Avrupa Birliği’nin en zengin ülkelerinden biri olan Avusturya’da ırkçı bir partinin hükümet ortağı olması pek çok kimseyi şaşırttı. Gözlemciler, enflasyon oranının yüzde 1, işsizlik oranının yüzde 4 gibi düşük olduğu, refah düzeyi yüksek böyle bir ülkede bir partinin ırkçı söylemlere yüzde 27 gibi yüksek bir oy oranına sahip olmasına, hâlâ makul bir açıklama getirebilmiş değiller. (Hatta yapılan anketlere göre Jörg Haider’in Özgürlükçüler Partisi’nin oy oranı şu an yüzde 30’un üzerine çıkmış durumda.) Batıda televizyonda, sinemada, eğitim sistemi ve kitaplarda ırkçı yönelimlere yol açabilecek unsurların bulunmaması konusunda hâlâ büyük bir dikkat sarfediliyor. Buna rağmen özellikle son onyılda gençlik kesimlerinde ırkçı hareketlere karşı gösterilen sempatiye ciddi bir anlam verilemiyor. DEVAM EDECEK
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT