BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “Anasız babasız büyüdüm”

“Anasız babasız büyüdüm”

Doktor Doğan bey cipten atladı ve hızla artık yolunu iyice ezberlediği kerpiç eve doğru koştu. Tahta, eğri kapıyı bir iki kere yumrukladı. Çok geçmeden gıcırdayarak açıldı kapı ve Recep’in yüzü göründü:



Doktor Doğan bey cipten atladı ve hızla artık yolunu iyice ezberlediği kerpiç eve doğru koştu. Tahta, eğri kapıyı bir iki kere yumrukladı. Çok geçmeden gıcırdayarak açıldı kapı ve Recep’in yüzü göründü: - Hoş gelmişsin doktor bey... Gel hele bak bir şuna. Yemez, içmez taş oldu... Doğan bey bir şey söylemeden girdi içeriye. Kezban iki gün önce olduğu gibi aynı vaziyette yatıyordu döşeğin üzerinde. Sadece yanağında hafif bir morartı vardı. Bir önceki gün Recep o kadar ısrar etmesine rağmen bir tek tepki alamadığı kadını sinirlenerek tokatlamıştı. Yediği şamarın şiddetiyle başı yana savrulmuş, sadece boğuk bir inilti çıkmıştı gırtlağından duyduğu acının etkisiyle o kadar. Doktor eğildi genç kadına doğru. İrkildi: - Ne oldu yanağına bunun? Recep önüne atıldı telaşla, sesi korku doluydu: - Çarptı doktor... Ben kaldırayım demiştim de... Çarptı işte... Ters bir bakışla süzdü Doğan bey adamı. Bir şey söylemedi. İşin aslını anlayacak kadar zeki bir adamdı. Eğildi kadının yüzüne doğru, sevgi dolu sıcacık bir tonda fısıldadı: - Kezban bacı, ben geldim. Haydi bir kez bak yüzüme... Hafif bir kıpırdanma oldu kadının göz bebeklerinde. Doğan bey odada bekleyen Dilan, Hıdır ve Recep’e döndü: - Çıkın dışarı hepiniz... Yalnız bırakın bizi. Recep diklendi. - Olur mu öyle şey doktor, ikiniz yalnız... Doktor adeta kükredi: - Çıkın dedim... Haydi... Çaresiz arkalarına baka baka terk ettiler odayı. Adam yavaşça döndü Kezban’a: - Kezban bacı, toparlan bakalım biraz. Kadın dudaklarını ıslattı diliyle. Boğuk bir sesle mırıldandı: - O nasıl doktor? - İyi, gayet iyi. Eğer böyle olacaksan ben hemen getiririm geriye oğlunu. Senin bağrını söküp almak gibi bir niyetim yok benim. İstemeyerek kimsenin yavrusunu kopartıp almam kucağından. Kadın gözlerini açtı korkuyla: - Sakın, sakın ha getireyim deme. Biricik yavrum ziyan olur burada. Mahveder bu hainler oğlumu. Yaşatmaz, kahrederler. Sakın ha... Benim bu halim geçer doktor. Kokusunu özledim. Ona da alışırım... - Haydi o zaman, iç bakalım şu bir bardak suyu. Böbreklerini harap edeceksin yoksa...Yemeğini de ye... Oğlunun hatırı için. Biliyor musun onun adını Oktay koyduk. Gülümsedi kezban acı acı... Boynunu büktü: - Pek güzelmiş doktor. İyi etmişsiniz... - Bana söz ver Kezban... Böyle yapmayacaksın... Yemeğini yiyeceksin. Yaşayacaksın... Sen benden bazı sözler istedin verdim, şimdi sen bana bu sözleri ver bakalım... Kadının gözleri uzaklara dalıverdi birden. Fısıldayarak konuştu: - Ben yaşasam ne olur, yaşamasam ne olur doktor. Şu yaşımda iki gün güldüm mü? Anasız babasız büyüdüm hain bir ağabeyin elinde, kötü kalpli bir yengenin yanında. Gönlüm bir yiğide aktı, yar etmediler. Yanı başımda, doyamadan öldürdüler. Bebeğim kaldı babasız, yetim. Bir de yetmedi canımı, ciğerimi yok eden adama verdiler. Cezaların en büyüğüydü bu, nefret ettiğin, ellerinle yok etmek istediğin bir adamı sabahtan akşama, akşamdan sabaha yanı başında görüp boyun eğeceksin... Yavrumu koklatmadılar... Rahat vermediler. Allah’tan siz çıktınız da gönlüm rahat özlemimden başka... Doğan bey başını salladı. Başka söyleyecek bir şey bulamıyordu ki... DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT