BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > O Yusuf ismini severdi

O Yusuf ismini severdi

Osmanlılar zamanında ve Cumhuriyet’in başlarında Kırkpınar, Hıdrellez günü başlardı. Nasıl Türk orduları genelde sefere baharda çıkıyorlarsa, pehlivanlar da baharın müjdecisi Hıdrellez günü er meydanına çıkıyorlardı.



Kırkpınar’dan kırk damla -4- Halil DELİCE Osmanlılar zamanında ve Cumhuriyet’in başlarında Kırkpınar, Hıdrellez günü başlardı. Nasıl Türk orduları genelde sefere baharda çıkıyorlarsa, pehlivanlar da baharın müjdecisi Hıdrellez günü er meydanına çıkıyorlardı. Yağlı güreşte asıl olan ustalık, bilgi, kuvvet, cesaret ve metanettir. Kilo ve yaş sınırlaması yoktur. Bileği ve yüreği güçlü, 50 kiloluk 60 yaşındaki ihtiyar hak etmişse başta güreşebilir. Geleneksel yağlı güreşte, zaman sınırlaması yoktur. Bugün, güreşleri, planlanan zamanda bitirebilmek için zaman sınırlaması getirilmiştir. Ağa, güreşçilerin ve misafirlerin ev sahibidir, Kırkpınar’ın gerçek reisidir, ancak bugün ağanın görevi yalnızca semboliktir. Ağa, mal, makam, şeref, bilgi, güç gibi nimetlerin paylaşılmasını, paylaşılarak çoğaltılmasını temsil eder. Peşrev, yağlı güreşçilerin, güreşe başlamadan önce ısınmak için yaptıkları, yağlı güreşin manasını anlatan birçok güzellikler gizli ısınma hareketleridir. Yağlı güreşte, peşrev başlı başına bir destandır. Peşrev, Türk oğlunun vatan tutmak için Türkistan’dan Anadolu’ya oradan da Avrupa’ya akışının ifadesidir, Türk oğlunun tarih macerasını anlatır. Peşrev, Türk oğlunun sembolleri, ‘ok, yay, at, kurt ve kartal’ın figürleriyle donatılmıştır. Peşrevdeki güzellikler, ciltler dolusu kitapla anlatılmaz. Biz kısaca vermeğe çalışalım. Peşrevin başlangıcında, pehlivanlar, diz çöküp, sağ elini toprağa dokundurduktan sonra, üç defa, dizine dudaklarına ve başına götürürler. Bu, “Ey pehlivan, gücün, ustalığınla mağrur olma, topraktan geldin, yine toprak olacaksın, sahip bulunduğun nimetlerin hesabını vereceksin, gücün, malın fazlalığı, mesuliyeti fazlalaştırır” manasındadır. Güreşçiler, peşrev esnasında, eliyle rakibinin paçasına dokunurlar, ellerini dudaklarına, sonra da başına götürürler. Bu, “Ben pehlivanlıkta, senin ayağının tozu olamam” demektir. İkinci manasıysa, rakibinin en büyük silahı olan paçalarının sağlam bağlanıp bağlanmadığını kontrol etmektir. Bu nasıl spordur ki, rakibinin en önemli silahının çalışıp çalışmadığını kontrol ediyor. Beyaz gömlek şehitlik işareti Rakipler, birbirlerinin sırtlarını sıvazlarlar, bu; hem rakibinin iyi yağlanıp yağlanmadığını kontrol etmek hem de helalleşmektir. Kispet 40 parçadan yapılır, bu kırklara, evliyalara işarettir. Kispetin kasnak sicimine üç düğüm atılır. Birinci düğüm Allah’a kulluğa, ikinci düğüm Hazreti Muhammed’e ümmet olmaya, üçüncü düğüm de pirin, ustanın hakkına işarettir. Paça bendi, üç kat sarılır, bunlar tasavvuftaki şeriat, tarikat ve hakikat üçlüsüne işaret eder. Kısacası Osmanlılar zamanında kurulan Güreş Tekkelerinde (Spor Akademilerinde) tasavvuf, Ahilik terbiyesi ve eğitimi aynen geçerliydi. Kispet, iki rekât namaza kıldıktan sonra abdestli olarak sırtında yere kadar uzanan beyaz gömlek varken giyilir. Bu şekilde, hem pehlivanın avret yerleri gözükmemiş olur hem de pehlivan, şehitlerin yadigârı bir sporu yaptığını hatırlar. Ancak günümüzde pehlivanlar buna dikkat etmemekte, avret yerleri meydanda giyinmektedir. Yağlı güreşin, Kırkpınar’ın temsil ettikleri, anlattıkları, peşrevin söyledikleri, davul-zurnanın niçin vurduğu artık kimsenin umurunda değil. Şekil içinde mana tamamen kayboldu. Yağlı güreş, Kırkpınar magazinleştirildi. Ancak “parmak nereye gider”, “gayler güreşebilir mi, ağa olabilir mi” gibi magazin, belden aşağı konularda gündeme geliyor. EN FAZLA YUSUF İSMİ KONULDU Yağlı güreşin, Kırkpınar’ın neyi temsil ettiği, neyi anlattığı, tarihi, kültürel özellikleri bilinmiyor. Bilinmeyince de akıllar parmaklara takılıp kalıyor. Anıtlar Yüksek Kurulu gibi yağlı güreş içinde mutlaka bir akademik kurul olmalı. 2005 yılında Edirne konulu sempozyumda “Gerçek Efsane Kırkpınar” konulu tebliği sunduktan sonra Trakya Üniversitesi’nin 2006 yılında Kırkpınar’la ilgili düzenlediği sempozyuma, “Vatan Ediniş Destanı Kırkpınar”, “Yesi’den Kırkpınar’a” ve “Türkün Dünya Görüşünün Aynası Peşrev” isimli üç tebliğ ile katılmıştık. Bu seneki sempozyumda da “Yusuf İsmini Sevdiren Pehlilvan: Koca Yusuf” isimli tebliği sunduk. Türk halkının 2007, 208 ve 2009 yılları arasında çocuklarına en fazla ‘Yusuf’ ismini koymasının arkasındaki gerçek son yıllarda yaşananlar karşısında, Koca Yusuf gibi Batı’da tek başına Osmanlıyı temsil edene ve Hazreti Yusuf Peygamber gibi yüz ile gönül güzelliğinin zirvesi örnek şahsa duyulan hasrettir. Yağlı güreşte, Batılının hiç tanımadığı, bizlerin de unuttuğu güzelliklerden bahsetmek istiyoruz. Yağlı güreş için pehlivanlar, er meydanına, Kıbleye karşı durduktan sonra, “Allah Allah” nidaları, dua ve Hazreti Muhammed’e salâvatlarla salınır. Pehlivanlar, niçin bu şekilde er meydanına gönderilir? Türk askeri, cenge de bu şekilde gönderilir de onun için. Kırkpınar güreşleri, barış zamanında harbe hazırlığı, sahip bulunulan maddi-manevi değerlere sahip çıkmak için, madden ve manen güçlü olmayı sembolize ettiğinden, cenkteki bütün özellikler, yağlı güreşte de vardır. Asker, savaşta, mehter marşlarıyla, yağlı güreşçilerse, davul zurnanın vurduğu kahramanlık türküleriyle coşmaktadırlar. Türk’ün hayatında, davul-zurna üç yerde çalınır: Düğün, savaş ve güreşte. Savaş, sahip olunan güzelliklerin düşmana karşı savunulmasıdır. Güreş ise, nefis, şeytan ve kötü arkadaşla (çevreyle) savaşa hazırlıktır. Düğün ise her iki savaşa başlangıçtır. > Yarın: Yalnızca güle yenilenler
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT