BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Antalya dağlarını bozan, şehri beton yığınına çeviren taş ocakları

Antalya dağlarını bozan, şehri beton yığınına çeviren taş ocakları

Antalya, ne yazık ki günden güne betonlaşarak çirkin bir görünüm alma yolunda hızla ilerliyor. Betonlaşması için gerekli kumu sağlayan dağlarımız da tabii güzelliklerini kaybetme yolunda aynı hızla ilerlemektedir. Uçak penceresinden aşağıya bakmamla, taş ocaklarının kevgir gibi dağları bozduğunu görmem bir oldu; Antalya adına üzüldüm.



Antalya, ne yazık ki günden güne betonlaşarak çirkin bir görünüm alma yolunda hızla ilerliyor. Betonlaşması için gerekli kumu sağlayan dağlarımız da tabii güzelliklerini kaybetme yolunda aynı hızla ilerlemektedir. Uçak penceresinden aşağıya bakmamla, taş ocaklarının kevgir gibi dağları bozduğunu görmem bir oldu; Antalya adına üzüldüm. 1985 yılında Antalya’ya geldiğimde, betonlaşmamış bir Konyaaltı sahili, Lara-Karpuzkaldıran mevkii vardı. Narenciye bahçeleri, bağlık alanlar olan bu bölgelerde, taştan yapılma, çevreye uyumlu evler bulunuyordu. Yapılan imar çalışmalarıyla yerleşime açılan Konyaaltı ve Lara’ya, birbirinden zevksiz, hiçbir estetiği olmayan apartmanlar dikildi. Benzeri apartmanlara Türkiye’nin diğer illerinde de rastlamak mümkün. Eskiden bir Beyoğlu’na bir Sultanahmet’e gidildi mi “İstanbul’a geldik” denirdi; çünkü oralardaki yapıların benzerleri hiçbir ilimizde yoktu. Alanya’ya bile gidildi mi, oraya özgü, taştan ve iki katlı muz-bağ evleri vardı. Bakıyorsunuz Antalya’daki apartmanların aynıları orada da dikilmiş! Günümüzde bir turist, elinde fotoğraf makinesiyle dolaşsa, hangi apartmanı görüntülemek ister? Fotoğrafını çekmeye değer bir tanesini bile bulabilir mi? Antalya’da fotoğrafı çekilecek kadar estetik binalar sadece ve sadece Kaleiçi’yle Balbey mahallelerinde kalabilmiştir. Yüzlerce taş ocaklarıyla betonlaşma gittikçe artarken hiçbir sanat değeri taşımayan apartmanlar için dağların oyulması da sürmektedir; peki buna kim dur diyecek? Kiev’e gittiğimde, oradaki binaların güzelliğini çekeceğim diye neredeyse fotoğraf makinemin hafıza kartı yetişmeyecekti. Peki Konyaaltı ve Lara gibi yerlerdeki narenciye bahçeleri, bağlık alanlar, bağ evleri ortadan kaldırılarak dikilen estetik ve sanat yoksunu apartmanlar için dağları delik deşik etmeye değmiş midir? Turistler dağları görüntülemeye kalksalar, bu defa taş ocaklarının tahribatı yüzünden Toroslar’ın fotoğraflarını çekemeyeceklerdir. Antalya’ya “Dünya kenti” deniliyor; o halde buna uygun davranılmak zorundadır. Antalya’ya göç olabilir, konut talebi de olabilir; ama bütün bunlar estetik ve sanat yoksunu binalarla şehri doldurmak, dağları oyarak mahvetmek için mazeret değildir. Yetkililerin konuya el atarak, taş ocaklarının daha fazla açılmalarına engel olmaları, açılacakların da doğal güzellikleri etkilemeyecek yerlerde bulunmalarını sağlamaları, dikilen binalarda estetik ve sanat anlayışını ön plana çıkartmaları gerekmektedir. Hiç değilse bundan sonra daha güzel bir Antalya için çalışılmasının şart olduğu düşüncesindeyim. ¥ Kemal Güneş Herkes eşittir, bazıları daha eşittir! Emniyet Genel Müdürlüğü’nün Genelgesi’ne göre; trafik kontrolünde, kural ihlali yapan sürücülere sade vatandaş olmak şartı ile ceza yazılabilecek. Ama eğer bu sürücüler; hakim, savcı veya milletvekili ise bunlar hakkında ceza tutanağı düzenlenemeyecek, polis sadece tespit tutanağı düzenleyerek, bu tutanağı milletvekilleri için TBMM’ye, hakim ve savcılar için ise görev yaptıkları mahkemeye gönderecek. Gerekçe: Polisler, hakim ve savcılara ceza keserse yargı teminatı zedelenirmiş. Ast durumunda olan üst durumunda olanlara ceza yazamazmış. O zaman, yargının üçüncü ayağını oluşturan avukatlara da mı ceza yazılamayacak? Ast durumda olan polisler, üstleri olan kaymakam ve valilere de mi ceza yazamayacak? Bu iş nerede son bulacak? Hangi gelişmiş ve çağdaş bir ülkede böyle bir örnek var? Bu bir dokunulmazlıktır, açık seçik bir ayrıcalıktır, istisnadır, muafiyettir. Hakim, savcı ve milletvekili olmuş, bu gibi seçkin mevkilere gelmiş kişilerden, halka örnek olmalarını, böyle adaletsiz bir uygulamaya sığınmamalarını, 50-100 lira gibi bir parayı ödememek için buna tenezzül etmemelerini bekliyoruz. Bu kişilerin trafik cezasından muaf olmadıkları, sadece uygulamadan şeklen böyle bir yol izlenmesi gerektiği söyleniyor. Aşırı hız yapan, tehlikeli şekilde araç kullanan, eğer sözü edilen kişiler ise, insan hayatını tehlikeye atmaya bunların daha çok hakkı mı oluyor? Böyle bir tutanağı hangi polis düzenleyebilir, ilgili kurumlar kendi mensupları için böyle bir tutanağı cezaya dönüştürebilecek mi? Ne diyor Anayasa Madde 10: “Herkes, kanun önünde eşittir. Hiçbir kişi, zümre veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun hareket etmek zorundadırlar.” Anayasa’nın yukarıda belirttiğimiz eşitlik ilkesine açıkça aykırı olan bu genelge derhal iptal edilmelidir. > Av. Sami Güleçyüz (Fahri Trafik Müfettişleri Derneği Başkanı) Adres: İhlas Medya Plaza 29 Ekim Cad. No:23 Yenibosna/İSTANBUL Tel: (0212) 454 38 22 Faks: (0212) 454 31 00
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT