BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Çıtayı yükseltmenin bedeli...

Çıtayı yükseltmenin bedeli...

19-20 Kasım 2010, Atlantik İttifakı için önemli bir kilometre taşı.. Lizbon’da, NATO’nun geleceği ve füze savunma sistemleri tartışılacak.



19-20 Kasım 2010, Atlantik İttifakı için önemli bir kilometre taşı.. Lizbon’da, NATO’nun geleceği ve füze savunma sistemleri tartışılacak. Yabancı gazeteci, nabız yokluyor ve soruyor: -Türkiye’nin ekseni mi kayıyor? Ülke, Batı’dan kopuyor mu? -Türkiye, “Osmanlıcı” (Ottomanist) bir politika mı izliyor? Anlaşıldığı kadarıyla, işaret fişekleri gelmeye başlamış. Benzer konular, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün İngiltere ziyareti sırasında da gündeme taşındı. Farkında mısınız? Biz bu filmi, defalarca gördük. Mahut sorular, bir merakı giderme ve aydınlanma ihtiyacından kaynaklanmıyor. Birileri, Ankara’yı uyarıyor; aba altından sopa gösteriyor. Özetle diyorlar ki.. - Üç tarafı denizlerle, dört tarafı düşmanlarla çevrili ülkenizde, komşularınızla iyi ilişkiler kuramazsınız. - Orta Doğu söz konusu olduğunda, senaryoyu biz yazarız. Size düşen, rolünüzü oynamaktır. Çıtayı yükseltmenin âlemi yok! İlave ediyorlar: - Bir süredir geliştirdiğiniz dış politika atakları sebebiyle, ülkenizin imajı zarar görüyor. Akıllı olun! *** Acaba öyle mi? Bizim imajımızdan size ne? Daha önce de yazmıştık. 2004 yılında, İstanbul’da bir marka konferansı toplanmıştı. İngiliz imaj uzmanı Simon Anholt, Türkiye’nin AB’deki imajını değerlendirirken söze şöyle başladı: - Uzayda, ışığı tükenerek ölen bir yıldız, aradaki kozmik uzaklıklar nedeniyle, yıllar boyunca dünyaya ışığı sürüyormuş gibi aldatıcı yansıma yapar. Olmayan bir yıldızı, varmış gibi görürüz. Daha sonra, teşhisi koydu: - Işığı tükenerek tarihten yok olmuş Osmanlı imajı da, AB ülkelerinde hâlâ sürmekte.. Bugünkü Türkiye, o eski Osmanlı gibi sanılmakta.. Tavsiyede bulunmayı da ihmal etmedi: - Bu gerçeği görmek ve imajınızı değiştirmek zamanıdır! *** Aslında, her şey kabak gibi ortada. Ne mi oluyor? Biz unutsak da, Batı, Osmanlıyı unutmuyor. Nasıl unutsun ki.. Kilise ve kilisenin adaletini simgeleyen engizisyon ucubesi, Osmanlı’nın ışığından gerçekten çok rahatsızdı. Osmanlı’nın ışığı, yeni Galile’ler üretebilirdi. Papa tanrının vekiliydi, buna Vatikan karar veriyordu. Osmanlı’ya rağmen böyle bir tiyatronun sürmesi, neredeyse imkânsızdı. Haçlı kafası, Viyana’daki katedralin çanını, Osmanlı’nın bıraktığı topları eriterek imal etti. Fransa’da ‘croissant’ diye bilinen ay çöreği, Viyana Muhasarası’ndan sonra meşhur oldu. Fırıncılar, şehirlerinin Türklerden kurtarılmasını, hilal biçiminde çörek yaparak kutladı. Osmanlı’nın hilalini işkembeye indirmek, ancak böylece mümkün olabildi. *** Günümüze gelirsek.. İmajımızı bir türlü düzeltemedik! Ne diyelim? - İmaj, bahane; “füze kalkanı” şahane.. *** Kurban Bayramınızı tebrik eder; sıhhat ve afiyet dilerim.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT