BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Sofya’da sonbahar

Sofya’da sonbahar

Sofya’da âdeta bir sonbahar havası var gibiydi... Kurumuş gibi gözüken çınar ağaçlarının üzerinde kalmaya çalışan son yapraklar ise sanki düşmemek uğruna direniyordu...



Sofya’da âdeta bir sonbahar havası var gibiydi... Kurumuş gibi gözüken çınar ağaçlarının üzerinde kalmaya çalışan son yapraklar ise sanki düşmemek uğruna direniyordu... Kenti dolaştıktan sonra ‘kimler gelip kimler geçmiş buralardan?’ sorusunu sormadan duramıyordu insan... Hunlar’ca yağmalanan bir kent, daha sonra Bizans şehrine dönüştürülen Sofya en güzel yıllarını 1382 yılında Osmanlı zamanında başlayan ve beş yüz yıl süren Rumeli eyaletinin merkezi olduğu dönemde yaşamış... ‘Bir arada yaşama sanatını keşfeden’ Osmanlı zamanında huzurun kıymetini bilmeyenler daha sonraları büyük savaşların ortasında yalnız kalmış ve ne şaşırtıcı işgaller yaşamış... * 1878 yılında Ruslar girmiş ve ardından 2. Dünya Savaşı’nda Almanların işgaline uğramış... Ve 1944 yılında Ruslar yeniden kenti Almanlardan geri almış... Kısaca yıllarca ‘başkalarının gölgesinde sürdürdükleri hayata katlanmak’ zorunda kalırken kendilerinin kim olduğunu unutmuş bu milletin dramını Şair Vazov ‘Boyunduruk Altında’ adlı romanına yansıtmış... Başkalarının buyruklarıyla yaşayan bir millet ‘unutulmuşluğun destanını’ yaşıyor artık Sofya’da... Komünizm zamanında günlük zaruri ihtiyaçlarının karşılanmasına alışkın olan halk artık bir Avrupa Birliği ülkesi vatandaşı ama büyük bir geçim kaygısı içine düşmüş... Euro ile daha tanışmamışlar... Ellerinde eskiye dair kalan tek şey; Leva parası... Leva ile kendilerine ait olmayan lüks eşyaları alabilmek ve kendilerini yenileyebilmenin koşuşturmasına düşen halk bizim 80’li yıllardan çıktığımız günleri yaşıyor... Bir yandan da modernleşmeye doğru hızla yol alıyor... En büyük müşterileri ise Türkler... Kumar serbest ve hafta sonu Sofya âdeta bir Türk şehri gibi... * Eskiye ait değerli ne varsa artık sokak aralarında kurulan tezgâhlarda üç beş Levaya satılmaya çalışılıyor... Orak-Çekiç bayraklı köstekli saatler, aynalar, taraklar ve vazolar... Şair Vaptsarov’un ‘Veda’ şiirindeki; “Geleceğim bazan uykudayken sen Beklenmedik, uzak bir konuk gibi” dediği o konuklar artık çok uzaklardan gelerek Sofya’da keyif peşinde... Kentin kapılarına ait sürgüler ise her iki taraftan artık sökülmüş ve; “Sokakta, bir başına koyma beni” dediği günleri yaşıyor... Sofya’da sonbahar çoktan geçip gitmiş... Umutlar başka bir bahara kalmış...
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT