BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Hatasının bedelini ödüyordu...

Hatasının bedelini ödüyordu...

Karşı tarafta birkaç saniyelik bir sessizlik oldu. Sonra cevap geldi: - Tamam, siz kapatın, biz sizi arayacağız bağlanınca.



Karşı tarafta birkaç saniyelik bir sessizlik oldu. Sonra cevap geldi: - Tamam, siz kapatın, biz sizi arayacağız bağlanınca. Hemen kapattı telefonu. Yatağın kenarına oturmuş korku ve heyecan duygularını bir arada yaşıyor, böylesine bir yoğunluğu küçük ve narin bedeni taşıyamıyordu. Kulaklarının uğuldadığını hissetti. Birden arkasında duyduğu ve hiç yabancı olmadığı o tok sesle irkildi. korkuyla kendini duvara attı: - Demek beni ihbar edeceksin öyle mi? - Hiiii!.. Sen... Sen oradaydın demek? Şahin elindeki çakısı, duvara yaslanmış, tırnaklarını temizliyordu. Dudaklarında şeytani bir gülümseme vardı. - Ne yani, beni o kadar toy mu sandın sen? Birden ciddileşerek atıldı, genç kızın boynuna geçirdi parmaklarını, yukarı doğru itip kafasını duvara yasladı: - Eğer böyle bir şey yapacak olursan seni dilim dilim doğrarım anlıyor musun? Sen boş bırakılmaya gelmeyeceksin, çabuk hazırlan, gidiyoruz buradan. Yanımdan ayrılmayacaksın... - Ben... ben... bırak beni ne olur, ne olur, yeter yaptıkların, ne olur... Adam yine lakayt tavrını takınıvermişti, itekleyerek bıraktı kızın boynunu. Şehnaz acıyla burkulan etlerinin ıstırabını hafifletmek için boynunu ovuşturuyordu. Gözleri yuvalarından fırlayıp çıkacak kadar nefessiz kalmıştı. Korkuyla inledi. - Bir de polis çağırdın ha? Merak etme gelirler, gelirler... Birden bütün otelin bu adamın etrafında pervane olduğunu hatırladı. Kimden yardım istiyordu ki... Hepsi bu canavarın adamlarıydı. Mutlaka böyle bir şey için tembihliydiler. Hele hele polis lafını duydukları zaman mutlaka bunun haberi olurdu. Hemen odaya dönüp gelmesinden belliydi. Kendini bir köşeye attı Şehnaz. Sarsıla sarsıla ağlıyor, çaresizliliğine yanıyordu. Aklına annesi geliyor, yüreği titriyordu. Bu caninin elinde olduğu sürece onu bir daha göremeyebilirdi. Halbuki nasıl ihtiyacı vardı şu anda anasının sevgi ve şefkat dolu kollarına. Onun kendisi için nasıl didindiğini, nelerden korumak istediğini artık anlıyor, pişmanlığın o dayanılmaz acısını yaşıyordu. Kafasının içinde binlerce “keşke” dolanıyordu artık. İçinde bulunduğu duruma mı yansın, yitirdiği değerlere mi yansın, arkasında gözü yaşlı bıraktığı anasına mı yansın... Yaptığı hatanın kahreden bedelini kahrolarak, yanarak, yakılarak, ıstırap içinde kavrularak ödüyordu artık... * * * Seher doktorların uygun görmesi sonucu o gün taburcu olacaktı. Daha da zayıflamış, saçlarının ön tarafları gözle görülür derecede ağarmıştı. Gözlerinin altı kapkara ve çukurlaşmıştı. Yaşadığı yoğun ıstırabın izlerini yüzüne bir bakışta anlamak mümkündü. Yatağının içine oturmuş, buradan çıktıktan sonra ne yapacağını düşünüyor, kızını aramaya nereden başlayacağını tespit etmeye çalışıyordu. O sırada kapı açıldı. Kendisini hastahanede yattığı sürece defalarca ziyaret eden o iyi kalpli adam, Nafiz bey ve hanımı içeri girdiler telaş ve sevinçle: - Hah, kalkmış işte, haydi bakalım Seher kızım, geçmiş olsun, bitti artık. Acı dolu bir gülümsemeyle baktı onlara. Geçirdiği bu kara günlerde yanı başında gördüğü bu iki insana minnetle baktı: - Allah sizden razı olsun, dert olduk başınıza, yorduk sizi. Müzeyyen hanım gücenmiş bir ifadeyle atıldı: - O nasıl söz yavrum, biz insanız, din kardeşiyiz, böyle günlerde birbirimizin yanında olacağız. Nafiz bey havayı yumuşatmak, kederli ortamı dağıtmak istedi: - Haydi bakalım, boş lafa gerek yok, gidelim. Ben işlemleri tamamlayayım. Atıldı heyecanla yaşlı adama doğru: - Nafiz dayı, cüzdanımda para var... gerekirse... - Sus bakayım, para falan gerekmez. Komiser Vedat konuşmuş doktorla. Ben de gerekenleri yapayım. Burada bekleyin beni. DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT