BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ev, araba almadı dünyayı gezdi

Ev, araba almadı dünyayı gezdi

Finans Uzmanı ve “Modern Zamanın Evliya Çelebi’si” olarak tanınan Mehpare Sözener, kendisini alattı: Ev ve araba almak yerine dünyayı turladım, 40’tan fazla ülkeyi gezdim.



> Mehpare Sözener, seyahat ettiği ülkelerle ilgili bize bilgiler verdi. SUNUŞ Ünlü gezgin ve Finans Uzmanı Mehpare Sözener, kendisini şu cümlelerle tanıtıyor: “1967 Kandıra doğumluyum. Işık Lisesi 1983, Boğaziçi Üniversitesi 1988, Wayne State University-MBA 2000 mezunuyum. Emlak Bankası ve Marmara Bankası’nda hazine bölümünde, Tourama Tourism’de finans ve pazarlama bölümünde çalıştım. 1996’da Michigan’a yerleştim ve 13 sene yaşadım. JP Morgan Chase ve Fifth Third bankalarında ticari kredilerde mali tahlil uzmanı olarak kariyerime devam ettim. Royal Bank of Scotland’ın Michigan bölümünde müdür olarak çalıştım. 40’tan fazla ülke gezdim. Bu ülkeleri gezerken halklarıyla tanıştım, dinledim, notlar aldım, kültürlerini öğrenmeye çalıştım. Gezip gördüklerimle ilgili ülkemiz başta olmak üzere dünyanın pek çok yerinde seminerler verdim, projelerde bulundum. ABD’de “Dünyada Barış” adlı vakfın çalışmalarında gönüllü olarak liderlik yaptım ve En Başarılı Gönüllü Ödülü’nü aldım. Yazılarımdan bazıları Cosmopolitan’da, Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Derneği ve Michigan Türk Derneği’nin dergilerinde yayınlandı. Şu anda da www.kadinnissimo.net adlı sitede yazıyorum ve http://kulturelfarkliliklar.blogspot. com/ adlı bir blog’um var. 2009’dan beri de Kültürel Farklılıklar Çalıştaylarını, Fındıklı Kafika’da gerçekleştiriyorum...” TAM 47 ÜLKELİK SAFARİ Birçok okul bitirmesine rağmen, “çok okuyan mı, çok gezen mi” sorusuna hiç düşünmeden “çok gezen” cevabını veren Finans Uzmanı Mehpare Sözener, 40’tan fazla ülkeye gitmiş. Onun için modern zamanın Evliya Çelebisi demek çok da yanlış olmasa gerek... SİYAH VE BEYAZIN AYNI OLDUĞUNU ÖĞRENDİM Hâlâ öğrenmeye devam ediyorum. Seyahatlerim sayesinde hiçbir şeyin beyaz ya da siyah olmadığını öğrendim. 47 ülkeden kum getirdim, hepsinin rengi ve yapısı farklı ama hepsi kum... Dünyadaki insanların da hepsi farklı ama hepsi insan. Geziyor, araştırıyor, öğreniyor, öğretiyor; gördüklerini, öğrendiklerini kaleme alıyor... Bununla da kalmıyor, gittiği yerlerde gönüllü faaliyetlere katılıyor, seminerler veriyor, milletler ve kültürler arasında köprüler kuruyor. Kelimenin tam anlamıyla sınırları aşıyor, uzakları yakın kılıyor. Bir seyyah olan Finans Uzmanı Mehpare Sözener bu pazar da ayağının tozuyla sayfamıza konuk oldu. Buyurun efendim seyahatimize... Gezme merakının kaynağı nedir? İlkokuldayken siyah beyaz televizyonumuzda her hafta farklı ülkelerden çocukların oyunlarını, hayat stillerini gösteren bir program vardı. Program başladığında televizyonun önüne yapışırdım âdeta. Hep o çocuklarla beraber ülke ülke gezmek, onlarla yaşamak isterdim. FARKLILIKLARI GÖRDÜM Peki seminerler nasıl başladı, hedef kitle kim? Global bir dünyada yaşamaktayız. Çin’in soya fasulyesine olan talebi Brezilya’daki çiftçilerin yağmur ormanlarını yakıp tarla açmasına sebep oluyor ve tüm dünya bundan etkileniyor. Japon ve Amerikan firmalarının, öndeki araba yavaşladığında kendi kendine fren yapabilen arabaların üstünde çalışması Hindistan’da yıllardır otobüs ve trenlerin üstünde ayakta hiçbir şeye tutunmadan giden yolcuların umurunda mı? Araba firmaları ürünlerini tüm dünyada sattığına göre farklı ülkelerin taşıtları ne şartlarda kullandığını bilmek zorunda. Her ülke, her kültür farklı. Farklılıklarımızı anlayamadığımız sürece birbirimizi yargılamak, ya da farklı piyasaları anlayamayıp etkin çalışamamak çok doğal. Oysa hepimizin farklı olduğunu kabul edip yola çıkarsak ortak paydada buluşmak daha kolay. Seminerlerimi bizi birbirimizden farklı yapan başlıklar altında topladım; iş ahlakımız, gelenekler, festivaller, aile yapısı, sokaklarda gördüklerimiz, yiyeceklerimiz, dinlerimiz, kıyafetlerimiz, doğalarımız vs. gibi... Amacım katılımcıların hem global dünya ihtiyaçlarının farkında olmasına yardımcı olmak, hem de her alanda kendinden farklı olanı korkusuzca kabul etmesini sağlamak. Dünyanın nasıl bir yer olduğunu merak edenler, gezmeye gönül verenler, ülkeler bazında neden farklı olduğumuzu anlamak isteyenlere de hitap ediyor bu seminerler. 3 DOLARA HAYAT KURTARMAK Seminer ve gönüllü faaliyetlerle çevrenize yararlı işler yapıyorsunuz. Gezilerin size faydalarını sorsak... Öncelikle, kendimi tanıyorum. Önyargılı olmadığımı sanırdım. Oysa Nepal’de saçı sakalı birbirine karışmış adamdan kaçarken, Nepalli rehberin ona kutsal adam demesi beni hâlâ çileden çıkarabiliyorsa demek ki kendimi çok yanlış tanıyormuşum. Öğrenmeye devam ediyorum. Hiç birşeyin beyaz ya da siyah olmadığını öğrendim. Hayatta öncelik sıralarını düzenlemeyi öğrendim. 5 dolara Kamboçya’da 3 kişinin hayatını kurtarabiliyorsunuz. Nasıl mı? Cibinlik alarak. Sıtma büyük sorun o coğrafyada. Tahiti’de, Laos’da ya da Tibet’deki insanlar bizden daha az mutlu değil. Demek ki mutluluk denen şey materyallere bağlı bir şey değil. 47 ülke gezdim, farklı ülkelerden kum örnekleri getirdim ve hepsini cam kavanozlara koyup etiketledim. Sonunda gördüm ki hepsinin rengi ve yapısı farklı ama hepsi kum. Dünyadaki insanların da hepsi farklı ama hepsi insan. PARA OLMADAN GEZİLİR Mİ? Gezmek için zenginlik şart mı? Kesinlikle hayır ama vizyon sahibi olmak gerekir. İlk işe başladığım sene, yurt dışına gitmeye karar verdim. En yakın arkadaşımsa araba alıyordu. İş yerindeki müdür yardımcılarından biri, “Neden seyahate para harcıyorsun, bak döndüğünde arkadaşının arabası olacak, belki evi olacak ama seninse hiçbir şeyin” dedi. Ben de “Benim de anılarım ve resimlerim olacak, araba eskir ama anılar eskimez” dedim. ABD’de yaşarken Hindistan ve Nepal turunu gerçekleştirebilmek için bir sene boyunca neredeyse dışarda yemedik, içmedik, sinemaya gitmedik. Herşey neyi tercih ettiğinize, ne için ne kadar fedakârlık yapabildiğinize bağlıdır. Peki turları mı tercih edersiniz yoksa bireysel gezileri mi? Bireysel gezileri tercih ederim. Hele bir de o ülke vatandaşının evinde konaklayabilirsem daha da mutlu olurum. Danimarkalı, Belçikalı, İsveçli, İsviçreli ve Meksikalı arkadaşlarımın evlerinde kaldım. Belçikalı arkadaşımın evi o kadar eskiydi ki tuvalet bahçedeydi. İsveçliler için her şey doğal. Meksikalılar ise oldukça kibardı. 1988 Gilbert kasırgasından Monterrey’de mahsur kaldık. 45 senedir kuru olan nehir, kasırgadan sonra çağlamaya başladı, şehrin batısı ve doğusu arasından ulaşım kesildi ve Meksikalılar bizi rahat ettirmek için ne yapacaklarını şaşırdılar. KALBİM KAMBOÇYA’DA KALDI Bundan sonraki hedefleriniz, planlarınız neler? Gezilerimi ve özellikle de karşılaştığım kültürel farklılıkları anlattığım kitabımı henüz ünlü olmadığım için bastırmakta zorlanıyorum ve bir yayınevi arıyorum. Televizyonda gezdiğim yerler ve karşılaştığım ilginç kültürler hakkında söyleşi programları yapmak istiyorum. En büyük hayallerimden biri de bir gün Kamboçya’da bir insani yardım projesinde çalışmak. Neden Kamboçya? Çok fakir olmalarına rağmen dilenmeyen insanlarla karşılaştım yol boyunca. Tüm gün çalışan bir baba ailesine günde sadece 2 kez yemek yedirecek para kazanabiliyor. Mekong nehrinin üstünde tekneden yapılma bir okula gittik. Gencecik bir öğretmen ders veriyordu, 12 yaş çocuklarına... O çocuklar İngilizce konuşuyordu, inanamadım. Oysa “high-tech” Japonlar el kol hareketiyle yol tarif edebiliyordu. Bu çocuklarsa sazdan yapılma, nehirde direklerin üstüne çakılarak yapılmış evlerde oturuyorlardı. Temiz suları yoktu. Dünyanın her yerinden insanlar 250 dolara kuyu açtırmış, bu kuyular 13 sene boyunca temiz su sağlayabiliyordu. İnsanların dikkatini çekmek içinse her yere kocaman panolarla bu kuyu Japonya’dan bilmem kim ailesince açıldı diye ilanlar koymuşlardı. O yılbaşı eski eşimle ben de birbirimize yılbaşı hediyesi olarak kuyu açtırdık Kamboçya’da... 250 DOLARA KUYU Mehpare Sözener’in Kamboçya’da açtırdığı ve 250 dolara mal olan kuyunun başına konulan özel tabelada ay-yıldızlı bayrağımız da yer alıyor. AVRUPA KOPYA GİBİ, ASYA’YI DAHA?ÇOK SEVDİM! Mehpare SÖZENER, “Avrupa mı, Uzak Doğu mu?” sorusuna şu cevabı yapıştırıyor:?“Asya’yı çok seviyorum. Dilinden, kıyafetine, meyvesine, binasına kadar keşfedilecek bambaşka bir kültürün içinde buluyorum kendimi ve bu beni çok heyecanlandırıyor. Avrupa bir iki ülkeden sonra birbirine çok benzemeye başlıyor. Ayrıca örneğin yüzlerce filmde gördüğüm Eyfel Kulesi’ni bir kez daha görmek heyecanladırmıyor beni...” Peru’nun dağlarına ve Bora Bora adalarına hayran kaldım... Gezdiğiniz yerler içinde en güzelini sorsak? Dağlar bakımından en güzel ülke Peru. Devasa dağların önünde yok olduğunu hissediyor insan. Dünyada aslında bir hiç olduğunu anlıyor. Deniz bakımından en güzel yer ise Bora Bora adaları. Astronotların dediğine göre havadan gözüken en güzel adalar bunlar. Helikopterle geziyorum; sanki bir çocuk acemice resim yapmış. Denizi boyarken çala kalem mavi kullanmış, hatta öbek öbek dökmüş maviyi, karıştırmayı unutmuş. Su o kadar berrak ki havadan köpekbalıkları gözüküyor. Adanın etrafında mercan kayalıkları bir simit gibi duruyor ve kayalığın dışı lacivertken, içi firuze. Bitki örtüsü olarak ise Kamboçya kadar şaşırtan başka bir yer yok beni. Ağaçlar tapınakların ortasından çıkıp tapınağı ikiye yarmış. Bazı yerlerde kökler, spagettinin tencereden dökülmesi gibi dökülmüş. Arkeologlar tarihî tapınakları mı kurtarsın yoksa ağaçları mı bilemiyorlar. Kadınlar güçlerini ispat etmek için kendilerini erkeklere dövdürüyor! Peki, o kadar ülke gezdiniz, gördünüz... Karşılaştığınız ilginç durumlar nelerdir? Etiyopya’da yerli kadınlar güzelleşmek adına dudaklarına tabak takıyor. Küçükken alt dudaklarındaki kası kesiyorlar ve gittikçe daha büyüyen tabaklarla alt dudaklarını büyütüyorlar. Yine bu kadınlar, erkeklere güçlerini kanıtlamak uğruna kendilerini erkeklere kızılcık sopasıyla dövdürüp sırtlarında yaralar açtırıyorlar. Meksika, koyu katolik bir ülke ama San Cristobal de la Casas’da hem Pagan hem de Katolik olan bir grup insan yaşıyor. Hastalanınca kiliseye gidip horozun boynunu kırıyorlar. Kola içip geğirerek kötü ruhların vücutlarını terk ettiğine inanıyorlar. Bhutan’da sigara içmek yasak ama kafa yapan bettle yaprağı çiğnemek serbest. JAPONLAR NEDEN ÇİFT İSİM KULLANIR? Japonlar da iş hayatında gerçek adlarından başka bir ad kullanıyorlar. Mesela benim adım Mehpare, işte kendimi Aslı diye tanıtıyorum ki iş hayatımla özel hayatımı ayırabileyim. İş toplantısında oturma protokolü de çok önemli Japonlarda. Bir sanat eseri, bir heykel ya da bir çiçek aranjmanı oluyor genelde toplantı odasında. En önemli müdür sırtı bu sanat eserine dönük olarak oturuyor ve onun bir parçası oluyor. Yani herkes müdüre bakarken bir yandan da sanat eserine bakmış oluyor. Yeni mezunlar ev kiralayabilecek kadar maaş alamadığından şirketler onlara yurt tahsis ediyor.
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT