BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > “Oturur anlatırım oğluma!”

“Oturur anlatırım oğluma!”

Ogece Oktay’a hiçbir şey belli etmemek için çok büyük çaba sarf etmeleri gerekmişti. Aslında delikanlı o kadar mutlu ve ayakları o kadar havadaydı ki, anne ve babasının yaşadığı korkunç ıstırabı fark edemeyecek kadar keyif içindeydi.



Ogece Oktay’a hiçbir şey belli etmemek için çok büyük çaba sarf etmeleri gerekmişti. Aslında delikanlı o kadar mutlu ve ayakları o kadar havadaydı ki, anne ve babasının yaşadığı korkunç ıstırabı fark edemeyecek kadar keyif içindeydi. İclal’i bıraktıktan sonra hemen eve dönmüş, annesinin etrafında dolanmaya başlamıştı: - Anne, doğru söyle beğendin değil mi? - Anne, güzel kız değil mi? - Anne, ne kadar zarif değil mi, çok da terbiyeli... Perihan hanım her seferinde genç kızı gerçekten çok beğendiğini, çok memnun olduğunu tekrar ediyor, oğlunu inandırabilmek için yeminler ediyordu. Doğan bey ise Oktay’ın bu heyecanına içinden kahrolarak bakıyor, oğlunun mutluluğunu paylaşamadığı için çıldıracak gibi oluyordu. Her zamanki gibi gece yarısı olmadan yattı genç adam. Hayatından oldukça memnun görünüyordu. Yatmadan önce son derece neşeli bir tavırla anne ve babasının karşısına dikilmiş: - İclal gibi bir gelininiz olsun istersiniz değil mi? Diye soruvermişti. Doğan bey gülümsemişti hemen. Perihan hanım ise önce şaşırmış, sonra da: - Sen istedikten sonra neden olmasın oğlum... Daha iyisini mi bulacağız... diyerek cesaretlendirmişlerdi genç delikanlıyı. Adeta zıplayarak gitmişti odasına Oktay. Karı koca yalnız kaldıkları anda yüreklerinde bir karabasan gibi dolaşan sıkıntıları, hemen yüzlerinin ifadesini değiştirivermiş, biraz önce oğullarının yanındaki o gülen simalardan eser kalmamıştı. Perihan hanım yan gözle kocasına bakıyor, gözlerini halıya dikmiş, hareket etmeden oturan yaşlı adamın halini inceliyordu. Sonunda dayanamadı: - Elimizde olanı, verebileceğimiz kadarını versek Doğan, acaba insafa gelmez mi? Dudaklarını büzdü... Bakışları donuktu. Ellerini kaldırdı iki yana: - Bilmiyorum Perihan... Deneyeceğim. Elimde olanı götürüp vereceğim. Belki paranın sıcak yüzü onu insafa getirir. Kadın usulca yanı başına oturdu kocasının. Gözleri dalmıştı uzaklara: - Zavallı Kezban... Haberi var mı acaba bu olanlardan... Bunca sene evladına hasret, onun iyiliği için katlandı yavrucak bu hasrete. Duysa bunların olduğunu... Doğan bey başını kaldırdı: - Kim bilir belki onun da haberi vardır. Bu gün Recep “Kezban da bekliyor” gibi bir laf etti. - Yok Doğan, inanmam... Kezban bunca acıyı yaşadı. Recep’in ne olduğunu bilir. Bana emanet etti oğlunu o zaman. “Al götür!” dedi. Sakın söyleme anası olduğumu diye tembihledi... Bunca sene sonra neden yapsın? Doktor derin bir nefes aldı. Başını eğdi: - Bilinmez ki, bu zaman da kime güveneceksin, kimden ne bekleyeceksin belli mi? Sessizce oturdular bir müddet daha. Her ikisi de düşünüyor, kahroluyordu. Perihan hanım belki havayı değiştirir umuduyla konuştu: - Pek beğendim İclal’i Doğan. Çok iyi, hanım bir kız! Başını sallamakla yetindi Doğan bey. Devam etti kadın: - Oktay da ciddi şeyler düşünüyor galiba... Gözleri parlıyordu genç kıza bakarken... Coşkusunu görecektin... Belki bize iş düşecek yakında... Bir söz falan keselim derlerse... Doğan bey sert bir sesle bağırdı: - Sen işin ciddiyetinin farkında değil misin be kadın! Neler söylüyorsun?.. Belki Oktay olmayacak bundan sonra hayatında... İrkildi Yaşlı kadın. Gözleri açılmıştı kocaman kocaman: - Allah korusun, o da ne demek?.. Oturur anlatırım oğluma. O anlayışlı çocuktur. Anlar bizi... Bizi suçlayacak değil ya! Doktor inledi adeta... Külçe gibiydi. İki kolu koltuktan aşağıya sarktı: - Kusura bakma Perihan, sinirlerim çok bozuk... Affet beni. Ne yaptığımı bilmiyorum artık... DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT