BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Eve dönmeyecektim ama...

Eve dönmeyecektim ama...

“Akşamın alaca karanlığında dışarıya atmıştım kendimi. Köyümüz küçüktü. Çoğunluk akrabalarımızdan oluşuyordu. Babam arkamdan seslenmemişti. Ama kararlıydım kimseye gitmeyecektim...”



Öksüzlük gerçekten acı bir imtihan. Yaşayan bilir. Bu acıyı ben tattım. Annem çok genç yaşta hayata veda etmişti. Biz iki erkek çocuk babamla kalakalmıştık. Bakıma muhtaçtık. Babam mecburen evlenmiş ve bize bir anne getirmişti. “Üvey anne” diyorlardı ona. Aslında inançlı, merhametli, sevecen bir insandı üvey annemiz... Bizi kendi çocukları gibi görüp bağrına basmıştı. Ama biz onu anlamaktan uzaktık. Çocuk yüreğimizde annemize kocaman yer vermişiz, başkasını onun yerine nasıl koyabilirdik ki?.. Uzun bir zaman onu kabullenememiştim. Bana ne söylese zoruma gidiyordu. Hırçınlaşıyordum. 11-12 yaşındaydım. Yine böyle bir günde üvey anneme karşılık vermiştim. Bu duruma babamın çok üzüldüğünü o zamanlar anlayamıyordum. Babam halden anlıyor hırçınlıklarımıza hak veriyordu ama üvey annemin de kırılmasından endişe ediyordu. Bu yüzden bana biraz sert çıkmıştı. Çok kırılmıştım. Artık babam da sevmiyor bizi diye düşünmüştüm. Öfkeyle kapıyı çarparak dışarıya çıktım. Mevsim sonbahardı ama havalar hissedilir derecede soğuktu. Akşam alaca karanlıkta dışarı atmıştım kendimi. Köyümüz küçüktü. Çoğunluk akrabaydı. Babam arkamdan seslenmemişti. Babam biliyordu ki bir akrabamın evine giderdim. Oysa, öylesine öfkeliydim ki hiç kimseyi görmek istemiyordum. Eve dönmeyecektim ama geceyi nerede geçirecektim? Akşamın ayazında köyümün sokaklarında dolaşıyor bir yandan da düşünüyordum: “Allah’ım ne yapsam, nerede sabahlasam?” Üzerimde palto falan da yok. Çok üşümüştüm, titriyordum. Aklıma, babamın amcası olan benim de “dede” dediğim Kadir Dedenin ahırı geldi. Kadir Dedemlerin ahırına girip, orada uyuyabilirdim. Çocuk aklımla kararımı beğenmiştim. Ama baktım ki ahırın kapısına kocaman kilit vurmuşlardı. Ne yapsam derken baca geldi aklıma. Şu çılgınlığa bak! Ahırın bacalarında karşılıklı iki delik vardı. Oralara ot tıkıyorlardı. O deliklerden girebilirdim. Baca delikleri pek büyük değildi ama ben de çiroz gibi zayıftım. Karanlık gecede büyük bir cesaretle Yakup Dayıgilin bacasına tırmandım. Oradan Süleyman Gadaların bacasına, derken Arif Emmilerin bacadan sonunda Kadir Dedemgilin ahırın bacasına ulaştım. Allah’ım sen yardım et! Atların bağlı oldukları ahırı biliyordum ama aşağıya nasıl inecektim? Ahırlarda tavukların tünemesi için bacadan öteki bacaya uzatılan uzunca bir sırık olurdu. Ona sarılarak karşıdaki büyük direğe ulaşıp ona da sarılarak aşağıya inecektim. (Devamı yarın) Rumuz: Durbaba Atila-Eryaman/Ankara Yazışma adresi: Türkiye Gazetesi İhlas Medya Plaza 29 Ekim Caddesi, 34197 Yenibosna/İstanbul Faks: (0212) 454 31 00
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT