BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Ergun Göze Ağabeyim

Ergun Göze Ağabeyim

Vefatı üzerinden iki yıl geçti. Ama sesi beş-on dakika önce konuşmuşuz gibi kulaklarımda. Öldüğüne hâlâ inanmıyorum! Sanıyorum ki şu anda Boğaziçi Yayınlarındaki büyük ceviz masasının başındadır. Sanıyorum ki bugün veya yarın bana sitem yüklü bir telefon açarak konuşacak ve diyecektir ki:



Vefatı üzerinden iki yıl geçti. Ama sesi beş-on dakika önce konuşmuşuz gibi kulaklarımda. Öldüğüne hâlâ inanmıyorum! Sanıyorum ki şu anda Boğaziçi Yayınlarındaki büyük ceviz masasının başındadır. Sanıyorum ki bugün veya yarın bana sitem yüklü bir telefon açarak konuşacak ve diyecektir ki: -Yavuzcuğum nerelerdesin? Kaç günden beridir görüşemiyoruz! Garip Garip! Çok garib. Nedense hep yaşadığını sanıyorum. İki yıldan beri, hemen her gün, içimde, ona gitmek arzusu uyanıyor. Dünden bugüne, akrabalarımdan, çok yakın arkadaşlarımdan, dostlarımdan vefat edenler, göçüp gidenler çok oldu. Fakat hiçbirisinde, böyle hislerle dolup taşmadım. O, benim çok aziz, çok sevgili Ergun Ağabeyimdi. Ben, onu önce gıyaben tanımıştım. Halbuki aynı toprağın çocuklarıydık. O, Sivas’ta Fevzi Paşa İlkokulunda okumuştu, ben de Ziya Gökalp İlkokulunu bitirmiştim. Okullarımız arasında iki yüz veya üç yüz metre kadar bir uzaklık ancak vardı. Galiba o, ilkokulu bitirdikten sonra, ben kalem tutmaya başlamıştım. Babası, Sivas Barosunun meşhur avukatlarındandı. Ailesi Sivas’ın köklü ailelerindendi. Ama ben Ergun Göze ismini, ilk defa Tercüman gazetesinde görmüştüm. Tercüman’ın en çok okunan iki yazarından birisi Ahmet Kabaklı, ötekisi Ergun Göze idi. 1970 yılında Sivas’a gelmişti. Yüz yüze görüşmemiz ilk defa Sivas’ta olmuştu. 1995 yılında ben de İstanbul’a yerleşince tam bir ağabey-kardeş yakınlığı içinde görüşüp konuşmuştuk. Dünya, ne kadar garip hadiselerle dolup taşıyor. Yazılarını hep imrenerek, alkışlayarak okuduğum Ergun Göze ağabeyimle, günün birinde aynı gazetede yazacağımı ve onunla aynı kürsülerde arka arkaya konuşacağımı hayâl bile etmemiştim. Bir ara Tercüman Gazetesi’nde, onun gölgesi içindeydim. Onun yazdığı sütunun tam arkasında benim yazılarım yer alıyordu.. Bir gün, yakın dostlarımdan biri demişti ki: -Senin de sırtın artık yere gelmez Yavuz Bülent. Çünkü sırtını bir dağa yaslamışsın sen! Önce hiçbir şey anlayamamış ve merakla sormuştum: -Ne demek o? Sırtımı hangi dağa dayamışım ben? -Sırtını Ergun Göze’ye yaslamışsın sen! Onun yazdığı sütunun tam arkasında işte sen varsın. Ergun Göze, dağ gibi bir adam değil mi? Söyledikleri doğruydu. Tercüman’da sırtımı ona yaslamıştım. Ama şimdi, o dağ yok artık. İstanbul gazetelerinde yazan beş Sivaslıydık: Ergun Göze, Ahmet Turan Alkan, Beşir Ayvazoğlu, Ahmet Özdemir ve ben! Kalemiyle, bilgisiyle, efendiliğiyle ve üstünde güzel ismi bulunan yayımlanmış otuz eseriyle, birinci sırada Ergun Göze ağabeyimiz vardı. Yeri, kolay kolay doldurulamaz. Onu çok özlüyorum. Yarın çıkıp, Boğaziçi yayınlarındaki bürosuna gitsem mi acaba? Biliyorum, bana sitemde bulunacaktır ama olsun. O benim çok aziz, çok sevgili Ergun Ağabeyimdir. Oturur saatlerce sohbet ederiz. Geciktiğim için bana kırılmaz o bilirim!
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT